SİYASETİN KIRILMA ANI Yeni Parti, Eski Hesaplar ve Sessiz Çoğunluğun Kararı

Siyasetin tarihi bazen seçimlerle yazılır… darbelerle… Bazen ekonomik krizlerle… Bazen Ama öyle zamanlar vardır ki, tarihin yönünü değiştiren şey ne bir seçimdir ne de bir miting. Bir ayrılık… kopuş… yankıdır. bir eşikte duruyor. Bir Ve o kopuşun toplumda oluşturduğu Türkiye bugün tam da böyle CHP’den ayrılan milletvekilleri ve Özgür Özel liderliğinde kurulan Yeni Parti, yalnızca yeni bir siyasi hareket olarak okunursa büyük resim kaçırılmış olur. Çünkü mesele bir partinin doğuşundan çok daha fazlasıdır. Asıl mesele, Türk siyasetinde yıllardır biriken memnuniyetsizliğin, arayışın ve değişim isteğinin hangi adrese yöneleceğidir. Bugün televizyon ekranlarında herkes aynı soruyu soruyor: ‘ ’Bu gelişme kime yarayacak?’’ Kimi, hiç tereddüt etmeden ‘’iktidara’’ diyor. Kimi ise ‘’Muhalefet yeniden doğuyor.’ Görüşünü savunuyor. Oysa bana göre herkes yanlış sorunun peşinde. Asıl soru şu olmalı: Bu gelişme, siyaseti mi değiştirecek; yoksa sadece siyasetçileri mi? Çünkü Türkiye’nin en büyük sorunu artık yalnızca iktidar ile muhalefet arasındaki mücadele değildir.

01 Ağu 2026 - 16:30 YAYINLANMA

En büyük sorun, vatandaşın siyaset kurumuna duyduğu güvenin her geçen gün biraz daha aşınmasıdır. Bugün pazara çıkan emekli, markette etiket değiştiren çalışan, üniversiteyi bitirip iş bulamayan genç, kira gününü bekleyen aile, küçük esnaf… Onların gündeminde parti rozetleri yok. Onların gündeminde hayat var. İşte tam da bu yüzden Yeni Parti’nin kaderini belirleyecek olan şey, kaç milletvekilinin katıldığı değil; kaç vatandaşın yeniden ‘’Benim sesim duyuluyor.’ Diyebileceğidir. CHP’deki ayrılığı yalnızca ‘’oy bölünmesi’’ olarak okumak kolaydır. Amasiyaset, kolay cevapları sevmez. Eğer Yeni Parti yalnızca mevcut muhalefetin oylarını paylaşırsa, bu durum iktidarın elini güçlendirebilir. Bu ihtimallerden biridir. Ancak başka bir ihtimal daha var. Belki de yıllardır sandığa gitmeyen, hiçbir partide kendini bulamayan, ‘’Hepsi aynı’’ diyerek siyasetten uzaklaşan milyonlarca insan ilk kez yeniden bir seçenek görecektir. İşte o zaman bugünün hesapları yarının sürprizine dönüşebilir. Çünkü seçimleri bazen partiler değil, sandığa geri dönen seçmenler belirler. Başka bir gerçek daha var. artık seçmen yalnızca lider aramıyor. Karakter arıyor. arıyor. arıyor. Şeffaflık Liyakat V erilen sözün tutulmasını Türkiye’de istiyor. Kendisini dinleyen değil, anlayan siyaset istiyor. Belki de son yıllarda bütün partilerin gözden kaçırdığı en önemli değişim budur. Eskiden insanlar ideolojileri için oy verirdi. Bugün çocuklarının geleceği için oy veriyor. Eskiden siyasi kimlikler belirleyiciydi. Bugün ekonomik gerçekler çok daha belirleyici. Ve bu değişimi doğru okuyamayan hiçbir siyasi hareket, ne kadar güçlü görünürse görünsün uzun vadede kalıcı başarı elde edemez. Peki AK Parti açısından tablo nasıl okunmalı? İlk bakışta muhalefette yaşanan her ayrılık iktidarın lehine gibi görünebilir. Bu düşünce anlaşılabilir. Fakat siyaset, görünen kadar basit değildir. Çünkü iktidarlar yalnızca rakiplerinin zayıflamasıyla güçlenmez. Toplumun beklentilerine cevap verdikleri ölçüde güçlenir. Aynı şekilde muhalefet de yalnızca yeni parti kurarak büyümez. İnsanların güvenini kazanabildiği ölçüde büyür. Dolayısıyla bugün yaşananları ‘’kazanan’’ ve ‘’kaybeden’’ üzerinden okumak için henüz çok erken. Belki de kazanan ya da kaybeden partiler değil… Siyasetin dili olacaktır. Son yıllarda dikkatimi çeken bir başka gerçek daha var. Türkiye’de insanlar artık birbirine benzeyen siyasetçiler görmekten yoruldu. Farklı konuşup aynı şeyi yapanlardan yoruldu. Her seçim döneminde umut dağıtıp seçimden sonra sessizleşenlerden yoruldu. Kendi hatasını görmek yerine sürekli rakibini suçlayan anlayıştan yoruldu. Toplum artık yüksek ses değil, yüksek sorumluluk istiyor. Çünkü vatandaşın sabrı, siyasi polemiklerden daha hızlı tükeniyor. Belki de Özgür Özel’in attığı bu adımın gerçek etkisi bugün değil, yıllar sonra anlaşılacak. Belki başarılı olacak. Belki beklenen karşılığı bulamayacak. Belki de kısa süre sonra tarihin bir dipnotu olarak kalacak. Bunu bugün hiçbirimiz kesin olarak bilemeyiz. Amakesin olan bir şey var: Bu hamle, Türkiye’de siyasetin artık eski yöntemlerle sürdürülemeyeceğini yeniden hatırlattı. Ve şimdi bütün siyasetçilere tek bir soru sormak gerekiyor: Siz gerçekten seçim mi kazanmak istiyorsunuz… Yoksa milletin güvenini mi? Çünkü ikisi aynı şey değildir. Seçim kazanabilirsiniz. Ama güven kaybederseniz, kazandığınız zafer uzun ömürlü olmaz. Tam tersine… Bugün seçim kaybedebilirsiniz. Ama toplumun güvenini kazanırsanız, yarının en güçlü siyasi hareketi haline gelebilirsiniz. İşte bu yüzden önümüzdeki süreç yalnızca partilerin değil, siyaset anlayışlarının da sınavı olacak. Bu ülkenin artık yeni sloganlara ihtiyacı yok. Yeni kavgalar da istemiyor. İnsanlar artık birbirini düşman gören siyaset değil, birbirini dinleyen siyaset görmek istiyor. Çünkü bu toprakların en büyük zenginliği farklı düşünebilmektir; en büyük tehlikesi ise farklı düşüneni düşman görebilmektir. Belki de Yeni Parti’nin başarısı ya da başarısızlığı, sadece kendi performansına bağlı olmayacak. Belki de onu asıl belirleyecek olan, toplumun değişime ne kadar hazır olduğudur. Son sözüm ise siyasetçilere değil… Sandık başına gittiğinde elindeki mührün sadece bir oy olmadığını bilen milyonlarca vatandaşa… Unutmayın… Siyasi partiler gelir. Siyasi liderler değişir. İttifaklar kurulur, bozulur. Bugünün güçlüleri yarının muhalefeti olabilir. hareketleri yarının iktidarı olabilir. Ama değişmeyen tek bir gerçek vardır: Bugünün küçük Millet, günü geldiğinde sadece iktidarı değil, siyasetin yönünü de değiştirir. Belki de bu, Türkiye’nin kendisine yeniden şu soruyu sormaya başladığı gündür: ‘’Biz nasıl bir sayaset istiyoruz?’’ O sorunun cevabını ne anket şirketleri verecek… Ne televizyon ekranları… Ne de sosyal medya. Son sözü yine millet söyleyecek. Ve tarih, her zaman olduğu gibi o sesi dinleyecek.

YORUMLAR

Maksimum karakter sayısına ulaştınız.

Kalan karakter: