TÜRKİYE - İSRAİL GERİLİMİ Asıl Mesele Savaş mı, Güç Mücadelesi mi?

Ortadoğu’da yine taşlar yerinden oynuyor. Ancak bu kez yaşananları yalnızca İsrail ile Türkiye arasında karşılıklı sert açıklamalar olarak okumak büyük bir yanılgı olur. Çünkü Suriye’nin kuzeyinde atılan bir füze, Ankara’da yapılan bir açıklama ya da Tel Aviv’den gelen sert bir mesaj; aslında çok daha büyük bir güç mücadelesinin küçük parçaları. Bugün sorulması gereken soru şu: Türkiye ile İsrail gerçekten bir savaşın eşiğine mi geliyor, yoksa ortadoğu’nun yeni düzeninde birbirlerinin önünü kesmeye çalışan iki bölgesel güç mü karşı karşıya? Bence ikinci ihtimal, yaşananları anlamak açısından çok daha önemli.

23 Ağu 2026 - 17:41 YAYINLANMA

Bir hava üssü neden bu kadar önemli?

 18 Ağustos’ta İsrail’in Suriye’nin kuzeyindeki Ebu Zuhur Hava Üssü’ne düzenlediği saldırı, bölgede zaten yüksek olan tansiyonu daha da yükseltti. İsrail, saldırının arkasından Türkiye’nin Suriye’deki olası askeri varlığına ilişkin güvenlik endişelerinin bulunduğunu savundu. Ankara ise israil’in gerekçelerini kabul etmedi ve saldırıyı Suriye’nin egemenliğinin ihlali olarak değerlendirdi. Daha da önemlisi, saldırının ardından ABD’nin Ankara Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, olayın Türkiye ile israil’in doğrudan karşı karşıya getirebilecek tehlikeli bir noktaya geldiğini belirtti. Barrack’ın açıklamalarına göre ABD artık Türkiye, İsrail ve Suriye arasında olası yanlış anlaşılmaları ve askeri çatışmaları önlemek için bir iletişim mekanizması oluşturmaya çalışıyor. Bu bile tek başına bize çok şey anlatıyor. Çünkü bir bölgede ‘’çatışmayı önleme mekanizması’’ kurulması konuşuluyorsa, ortada artık sıradan bir diplomatik gerilimden daha fazlası vardır.

srail neden Türkiye’den rahatsız?

 İşte asıl mesele burada başlıyor. Suriye’de Esad döneminin sona ermesiyle birlikte bölgenin dengeleri değişti. Türkiye, yeni Suriye yönetimiyle ilişkilerini güçlendirmeye ve Suriye’nin yeniden yapılanmasına katkı sunmaya çalışıyor. Askeri eğitim ve danışmanlık faaliyetleri de bu ilişkinin parçalarından biri. İsrail ise Türkiye’nin Suriye’deki etkisinin daha da artmasından endişe ediyor. Reuters’ın aktardığı gelişmelere göre İsrail, Türkiye’nin Suriye’deki askeri varlığının genişlemesini kendi güvenliği açısından tehdit olarak değerlendiriyor. Türkiye ise Suriye’de saldırı sırasında Türk Askerinin bulunmadığını ve askeri iş birliğinin eğitim ve uzmanlık desteği çerçevesinde olduğunu belirtiyor. Yani mesele yalnızca bir hava üssü değil. Mesele Suriye’nin geleceğinde kimin ne kadar söz sahibi olacağı.

Ortadoğu’da yeni bir güç dengesi kuruluyor.            

 Ortadoğu uzun zamandır İran, İsrail, ABD, Rusya, Türkiye ve Körfez ülkeleri arasında çok katmanlı bir güç mücadelesinin merkezinde. Fakat son dönemde denkleme yeni unsurlar ekleniyor.Türkiye’nin Suriye’deki etkinliği artıyor.Türkiye’nin Suudi Arabistan ve Pakistan’la savunma alanındaki ilişkileri güçleniyor.İsrail ise bölgedeki güvenlik mimarisini kendi çıkarları doğrultusunda şekillendirmeye çalışıyor. Dolayısıyla Ankara ile Tel Aviv arasındaki gerilim yalnızca iki ülkenin ilişkileriyle açıklanamaz. Bu, Ortadoğu’nun bundan sonraki yıllarını belirleyebilecek daha büyük bir rekabetin parçası.  Ve burada Türkiye’nin pozisyonu İsrail açısından giderek daha fazla önem kazanıyor.

Netanyahu’nun Türkiye söylemi tesadüf mü?

 Son günlerde İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ve İsrail hükümetine yakın isimlerin Türkiye’ye yönelik açıklamalarında belirgin bir sertleşme görülüyor. Hatta İsrail basınında Türkiye’nin Suriye’deki rolü üzerine oldukça sert analizler yayımlanıyor. Bununla birlikte İsrail’de yaklaşan seçimlerin de Netanyahu’nun Türkiye söyleminde etkili olabileceğine ilişkin değerlendirmeler bulunuyor. Anadolu Ajansı’nın aktardığı analizlerde bazı İsrail muhalif siyasetçiler ve yorumcular, Netanyahu’nun Türkiye karşıtlığını seçim kampanyasının bir parçası haline getirdiğini savunuyor. İşte burada dikkatli olmak gerekiyor. Çünkü siyasette dış tehdit söylemi, özellikle seçim dönemlerinde, iç politikada güçlü bir araç haline gelebilir. Bir ülkenin güvenlik kaygıları gerçek olabilir. Ancak güvenlik kaygılarının siyasi hesaplarla birleşmesi, bölgesel gerilimleri çok daha tehlikeli hale getirir.

Peki Türkiye savaşa mı hazırlanıyor?

 Ben burada çok net bir ayrım yapılması gerektiğini düşünüyorum. Gerilim başka şeydir, savaş başka şey. Bugün Türkiye ile İsrail arasında ciddi bir siyasi ve stratejik gerilim olduğu açık. Ancak bundan doğrudan ‘’Türkiye ile İsrail savaşa giriyor’’ sonucunu çıkarmak doğru olmaz. Tam tersine, ABD’nin devreye girerek taraflar arasında çatışmayı önleme mekanizması kurmaya çalışması, bölgedeki aktörlerin doğrudan bir Türkiye – İsrail çatışmasının ne kadar tehlikeli olacağının farkında olduğunu gösteriyor. Çünkü böyle bir çatışmanın sonucu yalnızca Ankara ve Tel Aviv’i etkilemez. Suriye bundan etkilenir. ABD etkilenir. Rusya’nın bölgedeki hesapları değişir. İran yeni bir pozisyon alabilir. Körfez ülkeleri yeniden saf belirlemek zorunda kalabilir. Ve en önemlisi, zaten kırılgan olan Ortadoğu dengesi tamamen farklı bir noktaya taşınabilir.

Asıl tehlike savaş ilanı değil.

Bence bugün Türkiye açısından asıl tehlike, iki ülkenin yarın birbirine savaş ilan etmesi değil. Kontrol edilmeyen bir tırmanış. Bir savaş uçağının yanlış anlaşılması… Bir füzenin yanlış hedefe düşmesi… Bir askeri unsurun diğer taraf tarafından tehdit olarak algılanması… Bir açıklamanın yanlış yorumlanması… İşte bunlardan biri, bugün diplomasiyle kontrol altında tutulan bir krizi birkaç saat içerisinde bambaşka bir noktaya taşıyabilir. Tom Barrack’ın açıklamalarından da tam olarak bu risk öne çıkıyor. İsrail’in saldırısından sonra Türkiye’nin karşılık verme ihtimalinin oluştuğunu, ancak sağduyulu davranılması sayesinde durumun daha fazla tırmanmadığını belirtiyor. Bu cümle hafife alınmamalı. Çünkü diplomasi bazen büyük anlaşmalar imzalamaktan çok, bir ülkenin savaş uçağının havalanmasını engellemektir.

Türkiye’nin önündeki en büyük sınav.

önemli bir yol ayrımında. Türkiye bugün Bir tarafta bölgesel güç olmanın gerektirdiği kararlılık var. Diğer tarafta savaşın ekonomik, siyasi ve insani maliyeti. Türkiye’nin güçlü olması elbette önemli. Ama gerçek güç yalnızca askeri kapasiteyle ölçülmez. Bazen en büyük güç, elindeki gücü ne zaman kullanmayacağını bilmektir. Ankara’nın önümüzdeki süreçte hem Suriye’deki çıkarlarını koruması hem de İsrail ile doğrudan bir askeri çatışmaya sürüklenmemesi gerekiyor. Çünkü Türkiye’nin bölgedeki ağırlığını artırması ile kendisini bölgesel bir savaşın içine çekmesi arasında çok ince bir çizgi var.

İsrail açısından da tehlikeli bir oyun

Bu denklem yalnızca Türkiye için riskli değil. İsrail açısından da Türkiye ile doğrudan karşı karşıya gelmek son derece ağır sonuçlar doğurabilir. Çünkü Türkiye İran değil. Irak değil. Suriye değil. Türkiye NATO üyesi, büyük bir orduya sahip, güçlü bir savunma sanayisi bulunan ve bölgesel diplomasi açısından ciddi ağırlığı olan bir ülke. Nitekim ABD’li Tom Barrack daha önce Türkiye’nin bölgesel ağırlığına dikkat çekerek Türkiye’nin ‘’bulaşılacak bir güç olmadığını’’ ifade etmişti. Bu nedenle Türkiye – İsrail geriliminin kontrolden çıkması, İsrail’in de istemeyeceği kadar büyük bir bölgesel krize dönüşebilir.

Türkiye’nin cevabı ne olmalı?

Bence Türkiye’nin cevabı ne geri adım ne de kontrolsüz bir meydan okuma olmalı. Kararlı ama akıllı bir diplomasi. Türkiye, Suriye’nin toprak bütünlüğünü savunurken kendi güvenlik çıkarlarından vazgeçmemeli. Ancak aynı zamanda İsrail ile yaşanabilecek doğrudan askeri çatışmayı önleyecek iletişim kanallarını da açık tutmalı. Çünkü diplomasinin amacı zayıflık göstermek değildir. Diplomasinin amacı, savaşmadan sonuç alabilmektir. Bugün Ankara’nın ihtiyacı olan tam olarak budur.

 Son söz: Harita yeniden çiziliyor.

Ortadoğu’da yeni bir dönem başlıyor. Suriye artık eski Suriye değil. İsrail’in bölgesel hesapları değişiyor. Türkiye’nin bölgesel etkisi artıyor. ABD yeniden denge kurmaya çalışıyor. Ve bütün bu gelişmelerin ortasında herkes aynı sorunun cevabını arıyor:

Yeni Ortadoğu’nun liderleri kim olacak?

Türkiye ile İsrail arasındaki bugünkü gerilimi yalnızca birkaç sert açıklama üzerinden değerlendirmek bu nedenle yetersiz. Asıl mesele, kimin daha yüksek sesle konuştuğu değil. Kimin bölgenin geleceğini şekillendireceği. Bugün Suriye’de vurulan bir hava üssü, aslında bize çok daha büyük bir gerçeği gösteriyor:

Ortadoğu’nun güç dengesi yeniden kuruluyor.

Ve türkiye bu yeni denklemde artık yalnızca sınırlarının güvenliğini düşünen bir ülke değil; masadaki ağırlığı giderek daha fazla hissedilen bir aktör. Tam da bu nedenle Ankara’nın önündeki en önemli görev, gücünü göstermek kadar onu doğru zamanda, doğru yerde ve doğru diplomasiyle kullanmak. Çünkü tarihte bazen ülkeleri savaşa götüren şey güçsüzlük değil, gücün yanlış zamanda yanlış şekilde kullanılmasıdır. Bugün Türkiye’nin ihtiyacı olan şey korku değil. Panik hiç değil. Soğukkanlılık, diplomasi ve güçlü bir devlet aklı. Çünkü mesele artık sadece İsrail’in Türkiye’ye ne söylediği değil. Asıl mesele şu: Ortadoğu’nun yeni haritası çizilirken Türkiye o haritanın neresinde duracak?

YORUMLAR

Maksimum karakter sayısına ulaştınız.

Kalan karakter: