DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan: “Allah’tan korkmadan, devletten çekinmeden örgütlü soygun çarkı kurmuşlar”
“Ey milletim! Yetkiyi verin, çalınan paraları söke söke alalım” “Ülkenin itibarını 4 dolarlık ettiler” “Erdoğan bu işin altından kalkamıyor, Başkanlık sistemi çöktü” “Şer üçgeninin siyasi köşesine ilişen yok” DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, fon dolandırıcılığının organize bir soygun olduğunu söylerken, “Allah’tan korkmadan, milletten utanmadan, devletten çekinmeden örgütlü ve kalıcı bir soygun çarkı kurmuşlar.” dedi. Bu hükümetin sorunu çözemeyeceğini ve sistemin kangren olduğunu vurgulayan Babacan, “Ey milletim! Bize yetkiyi verin, nasıl geçmişte paraları dolandırıcılardan çatır çatır tahsil ettiysek bu fon dolandırıcılarından da kaçırdıkları paraları söke söke alacağız. Tüm yetkiyi elinde toplayan Sayın Erdoğan artık bu işin altından kalkamamaktadır” dedi.
TBMM’de Yeni Yol Grubu’nun haftalık toplantısında konuşan DEVA Partisi lideri Ali Babacan, Cumhuriyet tarihinin en büyük piyasa dolandırıcılığının patlamasının ardından bir buçuk ay geçmesine rağmen hâlâ kimi soruların cevapsız kaldığına işaret etti. Borsa İstanbul’un manipülasyonu 15 dakikada tespit edebilen bilgi işlem altyapısını hatırlatan Babacan, “Birileri dolandırıcılık yaparsa 15 dakikada sistem alarm veriyor. Ekranda kırmızı ışıklar yanmaya başlıyor. Ya öyle de bu dolandırıcılık değil 15 dakika, değil 15 gün, 15 aydan fazla devam etmiş. Nasıl olmuş da kimse farkına varmamış? 15 ayda değil bilgisayar ekranlarında yanan kırmızı noktalar, Borsa İstanbul binasının baştan aşağıya kırmızıya boyanması gerekirdi” dedikten sonra şu soruları yöneltti: “Borsa İstanbul bu şüpheli işlemleri SPK’ya bildirmiş mi? Yoksa birileri o kırmızı ışıkları alttan alta söndürmüş mü? SPK’ya bilgi verildiyse SPK neden harekete geçmemiş? Bu dolandırıcılığı kimler örtbas etmiş? Kimler bu şebekeyi kurmuş, yıllarca işletmiş? Açıkça ifade etmek gerekir ki her kim bu dolandırıcılığı yaptıysa şu algıyı oluşturmuş: Siyasi iradenin en tepesi benim arkamda. Hiç kimse bana dokunamaz. Dokunanın da eli yanar. Ancak böyle bir gücü arkasına aldığı intibasını oluşturan bir şebeke, bu kadar büyük bir dolandırıcılığı bu kadar uzun bir süre devam ettirebilir. Durum vahim, gerçekten çok vahim.” “İktidar soygunu çözemez, cerrah kendini ameliyat edebilir mi?” Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, “Bir cerrah titizliğiyle” sorunu çözmeye çalıştıklarına ilişkin sözlerine göndermede bulunan Ali Babacan, “İktidar bu fon soygununu çözemez, çözemiyor arkadaşlar. Mümkün olmayacak, göreceksiniz. Çünkü bu siyasi iktidarın kendi içinden ve kendi onayıyla kurulmuş bir yapı, dikkat edin. Cerrah titizliğiyle çözeceğiz diyorlar. Ya insan kendine neşter vuramaz, kendi kolunu kesemez, kişi kendisine kalp ameliyatı yapamaz. Ben bunu tek bir şahıs için değil, iktidar mekanizmasının tümü için söylüyorum. Bu ortaya çıkan hadise en başında da sistem sorunudur. Ve sistem düzelmeden bakın Ahmet gider, Mehmet gelir ama bu düzen aynen devam eder.” “Erdoğan bu işin altından kalkamıyor. Hücre yenilenmesi gerekiyor” Ali Babacan, fon skandalında hakkında yasal işlem yapılanlar ve görevden alınanların çoğunun Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın göreve getirdiği isimler olduğuna dikkat çekti ve iktidarın ülkeyi yönetemediğini savunurken şu ifadeleri kullandı: “Bu iktidar artık bu ülkeyi yönetme kabiliyetini yitirmiştir. Bu yorgun iktidar bu aziz milletin sırtında artık yüktür. Milletimiz bu yükü çekmek zorunda değildir. Tüm yetkiyi kendi elinde toplayan Sayın Erdoğan artık bu işin altından kalkamamaktadır. Biliyorsunuz, kendisinin siyasi hayatında en çok kullandığı ama bir süredir ağzına hiç almadığı bir tabir var: Siyasette hücre yenilenmesi. Sayın Erdoğan, başında olduğunuz sistem ve yönetim anlayışı enfekte oldu. Hatta ve hatta kangrene dönüştü. Türkiye siyasetinde hücre yenilenmesi artık farz-ı ayn oldu.” “Sistem çöktü, devlet kurumları yerle yeksan edildi” DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, fon dolandırıcılığının sistem krizini ortaya çıkardığını da belirtti. Yaşananları Cumhurbaşkanlığı Hükûmet Sistemi’nin çöküşü olarak değerlendiren Babacan sözlerini şöyle sürdürdü: “Yönetim sistemleri asıl sınavlarını böyle büyük felaket anlarında verir. Yaşadığımız aslında sadece piyasalarda yaşanan bir çöküş değildir. Yaşadığımız, bir yönetim sisteminin devletin bütün kurumlarını yerle yeksan edişinin resmidir. Şimdi adeta böyle bir deprem bölgesinde dolaşıyoruz ve bütün kurumların denetim ve kontrol mekanizmalarının yıkıntılarıyla karşılaşıyor ve şaşırıyoruz. Aslında şaşıracak hiçbir şey yok. 86 milyonluk koskoca bir ülkeyi tek bir kişi, tek bir imzayla yönetmeye kalkarsa olacak olan budur. Türkiye gibi büyük ve dünyayla entegre bir ülkeyi kurumsal mekanizmaları felç ederek, hukuku yok sayarak yönetemezsiniz. Yönetmeye çalışırsanız oluşan boşluğu kamu gücüne sırtını yaslayan şahsi menfaat ve çıkar yapılanmaları hemen dolduruverir. Bir kişi neyi kontrol edecek Allah aşkına? Kimi denetleyebilecek? Bu yapılar kendilerini siyasi güç odağıyla ilişkilendirme yoluyla hesap vermekten ve sorgulanmaktan muafyet kazanarak istedikleri gibi at koştururlar. İfşa edilmekten, hesap sorulmasından, suçlanmaktan veya yargılanmaktan çekinmedikleri için de her türlü yolsuzluğu, dolandırıcılığı yaparlar.” “Üçgenin siyasi iktidar köşesine ilişen yok” Fon dolandırıcılığının tarafarı olarak bir süredir “şer üçgeni”nden bahseden Ali Babacan, yaşanan gelişmelerle ilgili bir önemli bir noktaya dikkat çekti: “Hep söylüyorum, bu kadar büyük bir dolandırıcılık hadisesi bu kadar uzun bir süre devam ettiyse bürokrasi içinden ve siyasi iktidar içinden kesinlikle destek almış demektir. Belli ki piyasa aktörleri, bürokrasi ve siyasi iktidar içinden insanlar örgütlü bir şekilde bu suçu işlemişler. Hep karşımıza çıkan o şer üçgeni yine devrede. Ancak dikkat edin, bu şer üçgeninin sadece iki köşesine operasyonlar yapılıyor. Piyasa aktörleri ve bürokrasi köşesine. Üçgenin siyasi iktidar köşesine ilişen yok. Bu böyle olmaz.” “Ey milletim! Yetkiyi verin, çalınan paraları söke söke alalım” İktidara geldiklerinde fon dolandırıcılığının hesabını soracaklarını, paraları tahsil edeceklerini söyleyen Babacan, Meclis kürsüsünden millete söz vererek şu çağrıyı yaptı:“Ey milletim! Biz buradan hepinize söz veriyoruz. Bize yetkiyi verin. Geçmişte hırsızların çaldıklarını nasıl burunlarından ftil ftil getirip tahsil ettiysek yine aynısını yapacağız evelallah. Diyorum ya, yapılmışı var. Buradan söz veriyorum, biz haksızlığı yapanın kimliğine bakmayacağız. Hakkı yenenin hangi partiye oy verdiğini sormayacağız. Çünkü kul hakkının partisi olmaz. Nasıl İmar Bankası’nda dolandırıcılık yapanlardan paraları çatır çatır tahsil ettiysek, bu fon dolandırıcılığı yapanlardan da o kaçırdıkları paraları söke söke alacağız. Dolandırıcılardan tahsil edeceğiz, o hak sahiplerine ödeyeceğiz inşallah. Bu işin peşini bırakmayacağız. Hesabını soracağız.” “Tüyü bitmemiş yetimin hakkı yeni yetmelere peşkeş çekilirken siz ne yapıyordunuz?” Fon skandalının siyasette açtığı kirlenmeye dikkat çeken Ali Babacan, “Artık lağım patladı. Kanalizasyon taştı. Artık pislik yerin altındaki borulara sığmamaya başladı.” benzetmesinde bulunduktan sonra iktidara seslendi: “Ey iktidardakiler, sizlere sesleniyorum: Hak, hukuk, helal, haram kavramları bu kadar karışmışken, tüyü bitmemiş yetimin hakkı dünkü yetmelere peşkeş çekilirken siz oralarda ne yapıyordunuz Allah aşkına? Bakın, sizleri tekrar tekrar uyarıyorum. Beşeri adaletten kaçmaya çalışıyorsunuz ama ilahi adaletten kaçışınız mümkün değil. Boynuzsuz koyunun boynuzlu koyundan hak iddia edeceği o hesap gününü hiç düşünmüyor musunuz? Unuttunuz mu siz o işleri?” “Siz bu temiz insanların dünyalarını yıktınız, hayallerini yerle bir ettiniz” Babacan, iktidarın fon dolandırıcılığı konusundaki tavrı ile kendi seçmenine de hayal kırıklığı yaşattığını savundu: “Yıllarca size güvenip size destek vermiş samimi insanların başlarını öne eğdirmeye ne hakkınız var sizin? AK Parti’ye şöyle ya da böyle destek vermiş ve desteğini de alenen konu komşusuna söyleyen, aleni bir şekilde ‘Ben destek verdim, AK Partiliyim.’ diyen koskoca bir camiaya siz leke sürdünüz. Siz bu temiz insanların dünyalarını yıktınız. Hayallerini yerle bir ettiniz. Suçluyu alenen ifşa etmezseniz herkesi töhmet altında bırakırsınız.” “Sayın Erdoğan, şu imzayı atın da, şu yetkiyi kullanın da bir enfasyonu düşürüverin” Ülkedeki geçim sıkıntısından bahsederken emekli maaşları, asgari ücret ile açlık sınırı rakamlarını hatırlatan Ali Babacan, tam 10 yıldır enfasyonun tek haneye indirilemediğini kaydetti. Önceki gün açıklanan enfasyon rakamlarına değinen Babacan, “Enfasyon hâlâ yüzde 30 civarında. Yüzde 29 nokta bilmem ne; 30 dememek için. Ama yıl sonunda onu yapamayacaklar. Çünkü baskı artıyor. Yıl sonunu yine yüzde 30’un üzerinde bir enfasyonla kapatacağız. Son açıklanan OVP’ye bakın. Enfasyon değil 2027’de, değil 2028’de, ta 2029’da yüzde 10’un biraz altına düşecek diye ilan ediyorlar. 10 yıl geçmiş. 3 yıl daha süre istiyorlar enfasyonu tek haneye indirmek için. Tabii inanırsanız. Ne diyordu? ‘Verin bana yetkiyi. Faiz de enfasyon da nasıl düşer göstereceğim.’ demiyor muydu? Millet verdi yetkiyi. 10 yıl oldu. Tek imza ile her şeye yetkilisiniz. Ben şimdi Sayın Erdoğan’a buradan sesleniyorum: Tam 10 yıldır kendi patlattığınız enfasyonu tek haneye indiremiyorsunuz. Şu imzayı atın da, şu yetkiyi kullanın da bir enfasyonu düşürüverin. Düşürüverin de görelim. Olmuyor, olmayacak.” şeklinde konuştu. “Ülkenin itibarını 4 dolarlık ettiniz”Ali Babacan, bir dönemin itibarlı parası olarak lanse ettiği ve ilk çıktığı zaman 134 dolar eden 200 TL’lik banknotu cebinden çıkararak gösterdiği konuşmasında doların 50 TL olduğunu hatırlatarak şunları söyledi: “Şunu bir döviz bürosuna götürün, size dört dolar vermez. Dört doların altında bir şeyler verir bugün itibarıyla. İlk tedavüle çıktığında bu para 134dolar ediyordu. Ben şimdi soruyorum. Bu paranın değerini kim düşürdü? Bu 134 dolarlık banknotun içerisinden tam 130 dolarlık değeri kim çaldı? Kim? Soruyorum. Bu para bizim emeklimizin cebindeki para değil mi? Asgari ücretlimizin cebindeki para değil mi? Çiftçimizin, esnafımızın alın teri değil mi bu para? Çiftçimiz dolar mı kazanıyor? Esnafımız dolar mı kazanıyor? Asgari ücretlimize, emeklimize siz dolar maaş mı veriyorsunuz? Türk lirası cinsinden maaş veriyorsunuz ve verdiğiniz maaşın, bu paranın değerini yüz otuz dört dolardan indirmişsiniz dört dolara. Yazık ya! Bir ülkenin parası o ülkenin itibarıdır arkadaşlar. Bir ülke para basmaya başladığı anda egemenliğini ilan eder. Tarihte hep böyle olmuştur. Bu para itibar meselesidir. Egemenlik meselesidir. Türkiye’nin itibarını dört dolarlık ettiniz ya. Yazıktır, günahtır.” “Pancar üreticilerinin 100 yıllık üretim bedeli gitti” Ali Babacan, fon dolandırıcılığının 173 milyarı bulan faturasının her geçen gün arttığını söylerken 8 trilyon 650 milyara denk gelen bu rakamla ilgili şu örneği verdi: “Türkiye'nin şeker pancar üretimi yaklaşık 22 milyon ton ve alım fyatı da üç lira yetmiş iki kuruş. 22 milyon tonu üç lira yetmiş iki kuruşla çarptığımızda 82 milyar lira ediyor. Yani bir milyar yedi yüz milyon dolar ediyor. Bu fon dolandırıcılığında şirketlerimizin değer kaybı pancar hesabını vurduğumuzda Türkiye'deki bütün pancar üreticilerimizin tam 100 yıllık üretim değerine bedel. Yani Türkiye'de pancar üreten bütün çiftçilerimiz 100 yıllık alın teriyle ne kadar bir değer oluşturuyorlarsa bu fon dolandırıcılığında şirketlerimizin kaybettiği değer buna eşit. Konya Ovası, Türkiye'nin en büyük ilidir biliyorsunuz Konya kilometrekare olarak. Türkiye'nin en büyük ilinin bütün bu yıllar boyu yaptığı üretimin toplamı kadar şu anda bu fon dolandırıcılığının ülkeye maliyeti var. Bireysel yatırım yapan yedi milyon hane. Bunların hepsinin birikimlerinde erime var. Bu hanelerin hepsi harcamada frene basacak. İnsanlar harcamada frene basınca ekonomide durgunluk, resesyon riski her geçen gün artıyor. İktidarın yanlışlarının bedelini şu anda tüm millet ödüyor.” “Mekke Anlaşması’nın bu şekilde Meclis’e sunulmasına hayır diyoruz” Konuşmasında Mekke Anlaşması’nın Meclis’e getiriliş biçimini eleştiren Babacan, anlaşmaya neden “hayır” oyu vereceklerini şu sözlerle ifade etti: “Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne saygı, bu millete saygı ancak ve ancak böylesine önemli bir anlaşmanın basına, topluma daha Meclis’e gelmeden önce detaylıca anlatılmasıyla olurdu. Bu anlaşmayla ilgili münhasır bir basın toplantısı yapılması gerekirdi. Basının soru cevaplarıyla anlaşmanın ruhu daha iyi anlaşılırdı. Meclis’te bizzat siyasi sorumluluğu üstlenen kimlerse onların gelip bu anlaşmayı anlatması, savunması gerekirdi. Hiçbirisini yapmadılar. Satırlardan anlamadığınız, içinde ne olduğunu bilmediğiniz, kime karşı olduğunu anlamadığınız bir anlaşmayı şimdi getiriyorlar. Meclis’ten bastırıp geçirmeye çalışacaklar. Biz öncelikle bu iş tutuş tarzına, bu üsluba hayır diyoruz. Böyle bir şey yok. Bu kadar önemli bir konu varsa geleceksiniz, anlatacaksınız, sorulara cevap vereceksiniz, açıklığa kavuşturacaksınız. Kanunların bir lafzı vardır, bir de ruhu vardır ya, o ruh Meclis’teki tartışmalarla oluşur. Meclis’te o kanun geçerken yapılan tartışmalar, komisyon aşamasında, genel kurul aşamasında... Oradaki tartışmalar, sorulara verilen cevaplarla o ruh oluşur. Şimdi ruhsuz bir anlaşmanın getirip metnini, lafzını burada Meclis’e sunmaya çalışıyorlar. Dolayısıyla biz bu anlaşmanın getiriliş usulüne de hayır diyoruz. Bu anlaşmanın bu şekliyle ne olduğu belirsiz bir şekilde Meclis’e sunulmasına da hayır diyoruz.” “Türkiye’yi çaresiz bırakmayacağız” Ali Babacan, “Türkiye’yi çaresiz bırakmayacağız.” dediği konuşmasını şöyle tamamladı: “Bizde geri adım yok. Çünkü biliyoruz ki arkamızda milletin feraseti var. Arkamızda milletimizin sağduyusu var. Bu topraklarda hâlâ helalinden kazanmak için sabahın erken saatinde işinin başına geçen milyonlar var. Hakkıyla çalışan işçimiz, dürüst esnafımız, alın teriyle üreten çiftçilerimiz var. Bilgisiyle, emeğiyle memleketine hizmet etmek isteyen gençlerimiz var. Biz işte onlara inanıyoruz. Türkiye’nin dürüst insanlarını, ehliyetli kadrolarını aynı hedefte buluşturacağız. Devletin kapısında adaleti, ekonomide güveni, milletin sofrasında bereketi birlikte büyüteceğiz. Allah’ın izni, milletimizin desteğiyle bu ülkeye hep beraber şöyle rahat bir nefes aldıracağız. Türkiye’yi çaresiz bırakmayacağız. Çünkü çare işte burada. Buradayız, bir aradayız. Çünkü biz biliyoruz, bu milletle beraber her şey mümkün.”