“İLAN EDİYORUZ; MEKKE ANLAŞMASI'NI BU HALİYLE KABUL ETMEYECEĞİZ” “AKP’YE OPERASYON NE ZAMAN YAPILACAK?”
“AK PARTİ BİNBİR KRİZİN BAŞ SORUMLUSUDUR” “SORUNUN SEBEBİ OLANLAR, ÇÖZÜMÜN ADRESİ OLAMAZLAR!” “ÇIPLAK VATANDAŞ BUGÜN İKTİDARIN EKONOMİ MODELİNİN ADIDIR!” “TÜRKİYE'DE YAPILACAK BİR ZİRVEDE İSRAİL'İN NE İŞİ VAR?” Saadet partisi genel Başkanı Mahmut Arıkan TBMM’de gerçekleştirilen grup toplantısında konuştu. TBMM’ye getirilecek “Mekke savunma İşbirliği Anlaşması” hakkında eleştirilerini sıralayan Arıkan, “İlan Ediyoruz; Mekke Anlaşması'nı Bu Haliyle Kabul Etmeyeceğiz” dedi. İktidarın ekonomi politikalarını eleştiren Arıkan, iktidarın ekonomisini “Çıplak Vatandaş Ekonomisi” olarak tanımladı. Mahmut Arıkan’ın konuşmasında öne çıkan başlıklar şöyle:
“AK PARTİ BİNBİR KRİZİN BAŞ SORUMLUSUDUR” “Bugün 4 Kasım 2026! Tam 24 yıl önce, 4 Kasım sabahı AK Parti ilk defa iş başı yapmıştı... Değerli arkadaşlar, siyasetin hafızası silinmez. Hele ki bir iktidarın kendi el yazısıyla tarihe bıraktığı sözler hiç silinmez... AK Parti'nin 2002 seçim beyannamesini sizlere hatırlatmak istiyorum... Beyannamenin 8. sayfasında şu iki cümle art arda yer alıyordu: “Krizin sorumlusu halkımız değildir. Krizin sorumlusu ülkeyi yönetenlerdir.” Kesinlikle doğru, o gün de bugün de gerçekçi bir çıkış... Milletimiz o gün, tam da bu yüzden, güçlü, özgür, üreten bir Türkiye umuduyla oy vermişti... Ancak 2001 krizinin ardından “Sorumlu iktidardır, biz krizleri çözeceğiz” diyerek iktidara gelen AK Parti, bugün binbir krizin baş sorumlusu olarak iktidarda duruyor. Bu iktidar, her fırsatta; Eski Türkiye'nin zayıf, kendi yönettikleri Türkiye'nin güçlü olduğunu söylüyor. Hatırlarsınız; Eski Türkiye'de gensoru vardı. Bakanlar Meclis'in karşısına çıkardı. Bugün ise milletin sorularını cevapsız bırakan, hesap vermekten kaçan bakanlar var, iktidar var. Eski Türkiye'de bakanlar Yüce Divan'da yargılanırdı. Bugün, haklarında tweet bile atılamıyor! Sorumluluğu üstlenmek yerine koltuğa yapışanlar var. AK Partinin 24 yıl önceki “Güçlü Türkiye” vaadinin karşılığında bugün ne var? Trump istedi diye, Rahip Brunson'ı bırakan, Aliyev kızdı diye, danışmanını görevden alan bir iktidar var... Pekii; “Özgür Türkiye” vaadinin karşılığında ne var? “Başörtüsüne özgürlük” diye yola çıkıp Azerbaycan'da “Başörtüsüne özgürlük” diyenleri susturan, olağanüstü hâli, “olağan” hâle getiren, muhalif sesleri, susturan bir anlayış var. Pekii; “Üreten Türkiye” vaadinin karşılığında ne var? Borç senedi ile fon senedi arasına sıkıştırılmış bir Türkiye var! “SORUNUN SEBEBİ OLANLAR, ÇÖZÜMÜN ADRESİ OLAMAZLAR!” “Düşünününüz, 4 Kasım 2002'de 1 yaşında olan bir evladımız bugün 25. yaş gününü kutluyor... Ancak, ne acıdır ki; 25 yaşındaki o genç iş bulamıyor! İş bulsa, güvencesiz ya da düşük ücretlerle çalıştırılıyor! Böyle olunca, evlilik hayali kuramıyor! Düşünün! O genç, iktidarın ürettiği ve acımasızca artırdığı; IMEI kayıt ücreti yüzünden telefon alamıyor, pasaport harcı yüzünden, yurt dışı çıkış harcı yüzünden yurt dışına çıkamıyor, ehliyet harcı yüzünden ehliyet alamıyor! O gençlerin hayalleri, bugün iktidar sakinlerinin, makam sahiplerinin vurgunlarına arka fon olmuş... Görüyor ve yaşıyoruz ki: İktidarın takvimiyle milletin takvimi aynı işlemiyor Sözün özü; AK Parti iktidarı, neyi eleştirdiyse ona dönüştü, dün neye karşı çıktıysa, bugün daha fazlasını yapar hâle geldi. Bu kürsüden birçok kez söyledim, yine söylüyorum; sorunun 1sebebi olanlar, çözümün adresi olamazlar. Bu iktidar miadını doldurmuştur! Ve Türkiye, bu tükenmişliğe, bu fetret devrine mecbur değildir” “TÜRKİYE ARTIK BU RAKAM OYUNLARINDAN BIKTI!” “O kadar çok problem var ki bu kürsüden hangisini konuşacağımızı şaşırıyoruz; yıllardır konuştuğumuz bir türlü ateşi söndürülemeyen enflasyon meselesi var. Dün yeni enflasyon rakamları açıklandı. Yıllık enflasyon ise %29,77 oldu. Türkiye sizin bu rakam oyunlarınızdan bıktı artık! Enflasyonun hikâyeden düşmesiyle, hayatın ucuzlaması arasındaki farkı vatandaş sayenizde yaşayarak biliyor. O yüzden, bu rakam oyunlarının milletin nezdinde hiçbir karşılığı yok. Ama sizin oynadığınız bu rakamlar, milyonlarca emeklinin, milyonlarca asgari ücretlinin maaş artışlarını belirleyecek... Sözde komisyonlar toplayacaksınız, müzakereler yapacaksınız, pazarlıklar yürütüleceksiniz... İşin sonunda asgari ücretliye de, emekliye de sabır tavsiye edeceksiniz... Emekliye gelince takvim gösterip, sabır isteyenler; faizciye, foncuya gelince hiç aynı sabrı istemiyor! Neden; yeter ki iş görülsün! Yeter ki dosya kapansın!” “EKONOMİ BÜYÜYORSA, BU VATANDAŞ NEDEN DAHA FAZLA BORÇLANIYOR?” “Bütün bu olanlar karşısında iktidara bakıyorsunuz; “Enflasyon düşüyor” diyorlar, “Faiz düşüyor” diyorlar, “İstihdam artıyor” diyorlar, “Tarımsal üretim yükseliyor” diyorlar. Peki, bunlar gerçekten oluyor mu vatandaşın penceresinden bakalım? Önce vatandaşın cebine bakalım. Kredili mevduat hesabı, yani “eksi bakiye” kullanımı 4 yılda %271 artmış! Yani vatandaş artık ev almak, araba almak için değil; ay sonunu getirmek için borçlanıyor. Düşünebiliyor musunuz? Türkiye'de ilk defa milyonlarca insan evine ekmek götürebilmek için kredi çekiyor... Çarşıya, esnafa bakalım. Esnafın çeki karşılıksız çıkıyor, senedi protesto oluyor, borcu takibe düşüyor. İktidar yetkilileri çok uzağa değil, meclisin 500 metre aşağısındaki Kızılay'a inip, esnafla bir görüşürlerse durumun ciddiyetini anlarlar! İstihdama bakalım. Eylül ayında istihdam 49 bin kişi azalmış, işsiz sayısı 198 bin kişi artmış. Genç işsizlik, yani -hepsi AK Parti döneminde doğup büyümüş- gençlerde işsizlik oranı %14,8 olmuş. -Allah aşkına- Milletvekili, belediye başkanı transfer sayısını düşündüğünüz kadar hiç işsiz genç sayısını düşündünüz mü? Ekonomi büyüyorsa, bu vatandaş neden daha fazla borçlanıyor? Ekonomi büyüyorsa, bu esnaf neden borcunu ödeyemiyor? Neden bu memlekette her gün, vatandaşın sofrasından bir şeyler eksiliyor? “ “ÇIPLAK VATANDAŞ BUGÜN İKTİDARIN EKONOMİ MODELİNİN ADIDIR!” “Hatırlarsınız... 1985 yılında Şener Şen'in başrolünü oynadığı bir Yeşilçam filmi vardı: ÇIPLAK VATANDAŞ! Filmde, İbrahim bir devlet memuruydu. Maaşı yetmiyor, ek iş yapıyordu. Çalışıyordu, didiniyordu, alın teri döküyordu. Ama ne yaparsa yapsın evini geçindiremiyordu. Sonunda, -çaresizlikten- kendini yarı çıplak bir şekilde sokağa atıyordu... Aradan tam 41 yıl geçti! Çıplak vatandaş eskiden sadece bir Yeşilçam filmi idi, bugün iktidarın ekonomi modelinin adı oldu! Bugün; Vatandaşın maaşı daha hesabına yatmadan borçlara gidiyor... Cebindekini vergiler, sofrasındakini zamlar, geleceğini borçlar tüketiyor! Ak Parti ekonomisi, bugün çıplak vatandaş ekonomisidir! Açık söylüyorum: Vatandaşı; fonla soydular, enflasyonla soydular, zamlarla soydular, ÖTV'yle, KDV'yle, MTV'yle soydular. Bu yüzden; insanımızın pazarda, meyveyi taneyle aldığı ekonomi, Çıplak Vatandaş ekonomisidir! Çocuğuna istediği harçlığı veremeyen babanın ekonomisi, Çıplak vatandaş ekonomisidir! Ancak! Bu ülke sahipsiz değildir. Çıplak vatandaş ekonomisinin hesabını milletimiz sandıkta soracaktır!” “SİZ KALP CERRAHINI, BEYİN AMELİYATINA SOKUYORSUNUZ” “Fon vurgunun 40'ı çıktı. Bu ülke tam 47 gündür fon yolsuzluğunu konuşuyor. Ama bir türlü, fon listesindeki vurguncuları öğrenemedik. Sürekli yeni görevlendirmeler yapılıyor. SPK Başkanlığına, Vergi Denetim Kurulu Başkanı atandı. Başkan Vekilliğine de MASAK kökenli bir isim getirildi. Yeni atananlar liyakatlidir, değildir; onu zaten süreç gösterecektir. Ancak bir hatırlatma yapmak istiyorum: Sayın Cumhurbaşkanı “bir cerrah titizliğiyle” meseleyi ele alacağız demişti. Size bir dost uyarısında bulunmak istiyoruz: Yaptığınız atamalara baktığımızda, siz kalp cerrahını, beyin ameliyatına sokuyorsunuz. Bu hasta, bu masada kalır! Soruşturma yürütmek 2başka, sermaye piyasasını yeniden güvenilir hâle getirmek başkadır. Mevcut dosyaları incelemek başka, aynı krizin bir daha yaşanmayacağı bir sistem kurmak başkadır!” “AKP’YE OPERASYON NE ZAMAN YAPILACAK?” “Ben size "cerrah titizliği ile meseleyi ele alacağız" cümlesinden anladığımı söyleyeyim: Bu iktidar, SPK'ya operasyon yaptı, MKK'ya operasyon yaptı, BDDK'ya operasyon yaptı. Peki; bu iktidar, AKP'ye ne zaman neşter vuracak, bu iktidar, AKP'ye ne zaman operasyon yapacak? Liste orada! AK Parti Genel Başkanının makam odasında, masanın üstünde! Bu yolsuzlukta, bütün yollar siyasi ayağa çıkar. Bu işin siyasi ayağını açıklamak zorundasınız! Bu işin bedelini sadece bürokratlara, hatta bu olayla hiç alakası olmayan insanlarımıza ödetemezsiniz.” “DİYANET CAMİASINI VE TÜRKİYE DİYANET VAKFINI HEBA ETMEYİN!” “Bir şahitliğimi paylaşmak istiyorum... Geçtiğimiz günlerde bir imam kardeşimizle görüştüm... Bana yaşadığı bir hadiseyi anlattı. Dedi ki: “Başkanım, beş vakit namazı camimizde kılan bir kardeşimiz geldi. Bana dönüp dedi ki: ‘Hocam! Bizden topladığınız paraları, Diyanet fona yatırmış diyorlar. Yoksa siz de mi foncusunuz?’” Arkadaşlar! İmam kardeşimiz bunu anlatırken neredeyse ağlayacaktı! Dinlerken benim tüylerim diken diken oldu! Düşünebiliyor musunuz? Yıllardır aynı camide, aynı safta namaz kılan insanlar, bugün birbirinden şüphe eder hâle gelmiş! Şimdi buradan iktidara sesleniyorum! Sizin yaptığınız hataların bedelini, milletin önüne geçip, mihrapta namaz kıldıran imamlarımız ödemek zorunda değil! Şunu altını özellikle çiziyorum; biz, kürsüdeki vaizimizin, mihraptaki imamımızın, sahadaki müftümüzün böylesi karanlık ilişkiler ağında yeri olmadığını biliyoruz. Birilerinin oğlundan soramadığınız hesabın faturasını, zan altında bıraktığınız kurumlara ve masum insanlara kesemezsiniz! Sizin açıklamadığınız listeler yüzünden bugün imamlarımız, cemaatinin yüzüne bakamaz hâle geliyorsa; sizin vermediğiniz hesaplar yüzünden milletimiz, hayır yaptığı kurumlardan şüphe eder hâle geliyorsa; bunun sorumluluğunu taşımak zorundasınız! Lafı eveleyip gevelemeyeceksiniz! O listeleri açıklayacaksınız! Kim bu işin içindeyse ortaya çıkaracaksınız! Kim milletin parasına el uzatmışsa hesabını soracaksınız! Kendi sorumluluğunuzu gizlemek uğruna, bu milletin imamını da hayır kurumlarını da zan altında bırakmayacaksınız! 6 Şubat Depreminde iş bilmezliğiniz yüzünden, “Kızılayı” bitirdiniz. Bak bugün, güven tazelemek için “Kızılay Kanunu'nu” konuşuyoruz. Bu Fon Depreminde de Diyanet camiasını ve Türkiye Diyanet Vakfını heba etmeyin! “KİM OLURSA OLSUN O HESAP SORULACAK!” “Adalet nedir? Masumu korumak, suçludan hesap sormaktır! Kamuoyuna yansıyan iddiaları, ifadeleri görüyoruz: Biri “Oğluma dokundurmam” diyor. Öbürü “Damadıma dokundurmam” diyor. Bir başkası “Bana kimse dokunamaz” diyor. Biri, diğeri; “Bana dokunursanız, hepinizi yakarım” diye tehdit ediyor. Arkadaşlar; çok net söylüyorum! Bizim iktidarımızda, ortada bir suç varsa, bir yolsuzluk varsa; oğlumuz da olsa dokunulacak, damadımız da olsa dokunulacak, pederimiz de olsa dokunulacak, kayınpederimiz de olsa dokunulacak. Milletin hakkına, yetimin malına, gençlerimizin geleceğine el uzatan herkesten hukuk önünde hesap sorulacak!” “PİSLİK PİSLİKLE YIKANMAZ” “Türkiye'de siyaset, milletin sorunlarına çözüm üretmek yerine, bir skandalı başka bir skandalla unutturma yarışına sürükleniyor. Artık her yeni iddia, bir öncekinin üzerini örtmenin aracına dönüştü. Hesap vermesi gerekenler, hesap sormaya; açıklama yapması gerekenler başkalarının ayıplarını sergilemeye soyunuyor. Bugün bir tarafta fon soygunu iddiaları, diğer tarafta gayriahlaki ilişkiler ve istismar iddiaları üzerinden yürütülen tartışmalar var. Bir taraf, fon krizini gündemden düşürmek için karşı tarafın ahlaki zaaflarını öne çıkarıyor. Diğer taraf, kendi cephesindeki ahlaki çürümüşlük iddialarını perdelemek için fon dosyasına sarılıyor. Herkes birbirinin kirli çamaşırlarını ortaya döküyor... ama, kimse kendi kapısının önünü süpürmeye yanaşmıyor. Buradan açıkça ifade ediyoruz: Pislik, pislik ile yıkanmaz!” “BİZ DOĞRUNUN KENDİSİNİ İSTİYORUZ” “Bizim aradığımız, kötüler arasında bir sıralama yapmak değildir. Milletimiz kötünün iyisini seçmek mecburiyetinde değil, biz milletimize doğrunun kendisini teklif ediyoruz! 3Buradan hem iktidara hem muhalefete sesleniyoruz: Bu millet, sizin birbirinizin ayıplarını saymanızdan yoruldu! Sürekli değişen gündemlerin, cevapsız bırakılan soruların, sonuçsuz kalan tartışmaların arasında milletin gerçek meseleleri kayboluyor. Az önce bahsettik, emeklinin, asgari ücretlinin, gençlerin, çiftçinin birçok derdi var. Siz ise milletin gerçek sorunlarına çözüm üretmek yerine birbirinizin yanlışlarından siyasi kazanç elde etmenin hesabını yapıyorsunuz. Millet sizden birbirinizin kirli dosyalarını saymanızı değil, kendi sorumluluğunuzun hesabını vermenizi bekliyor!” “İLAN EDİYORUZ; MEKKE ANLAŞMASI'NI BU HALİYLE KABUL ETMEYECEĞİZ” “Çatısı altında bulunduğumuz Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin gündeminde son derece önemli bir konu var: Mekke Anlaşması! Bu anlaşma hakkında bugüne kadar birçok değerlendirmede bulunduk. Biz en başından beri savaş değil barış, çatışma değil diyalog, sömürü değil adalet diyen bir anlayışın mensuplarıyız. Bir mutabakatın üzerinde Mekke yazması, "mutlaka" Mekke'nin temsil ettiği değerlerle örtüştüğünü göstermez. Mekke'yi, Kâbe’yi koruma iddiası, öncelikle Filistin'i, Gazze'yi, Kudüs'ü korumayı gerektirir. Üç yıldır Gazze için ortak bir irade ortaya koyamayan taraflar, NATO Zirvesi'nden yalnızca üç ay sonra, askerî iş birliği konusunda harekete geçtiler. Ve bugün, o hareketliliğin sonucu olarak; tüm spekülasyonlarından sıyrılmış, maddeleriyle, koşullarıyla karşımızda bir anlaşma duruyor. Türkiye'nin önümüzdeki on yıllarda, Mehmetçiğimizin nerede, hangi şartlarda görev yapacağını, ülkemizin hangi bölgesel çatışmaların tarafı hâline gelebileceğini ilgilendiren tarihî bir karar bulunuyor. Anlaşma metnini okuyunca ilk olarak aklımıza iki soru geliyor: Bir: Kimi savunacağız? İki: Kime karşı savaşacağız? Birinci sorunun cevabı belli. Peki, ikinci soru? Bunun cevabını net bir şekilde sözleşmenin maddeleri içerisinde görmek istiyoruz. Tarihi bir dönemde, tarihi bir sorumluluk üstlenecek meclisten, tüm vicdan sahibi milletvekillerine sesleniyorum: Türkiye'nin tarihî vazifesi; iki Müslüman ülke arasında cephe kurmak, bir Müslüman ülkenin savaşına yeni taraflar eklemek, bölge ülkelerini birbirine karşı silahlandırmak değildir. Türkiye'nin tarihî vazifesi; bu ülkeleri aynı masa etrafında buluşturmaktır, anlaşmazlıkları çözmektir ve bölgemizin geleceğini birlikte inşa etmektir. Bu parlamento üyesi milletvekillerimizin —iktidar ya da muhalefet fark etmeksizin— hepsinin bu şuura sahip olduğunu ben biliyorum. Erbakan Hocamızın, 1 Mart tezkeresi öncesinde taşıdığı endişenin ne demek olduğunu, bir tek masum çocuğun hayatı için yaptığı o tarihî uyarıyı Saadet Partisi Genel Başkanı olarak, bugün çok daha iyi anlıyorum. Sözüm, millet adına karar verme yetkisini elinde bulunduran herkesedir! Size gerçek bir dost olarak sesleniyorum: 2003'ü unutmayın! O gün de güvenlikten söz ediliyordu. İttifaklardan, stratejik ortaklıktan, Türkiye'nin menfaatlerinden bahsediliyordu. Irak'a yönelik savaş planlarının gerekçeleri uzun uzun anlatılıyordu. Meclis o gün, bu milletin inancına ve tarihine yakışır şerefli bir tavır aldı. 1 Mart'ta, Amerika'nın coğrafyayı bütünüyle işgal girişimine karşı tezkereye izin vermedi. Bir birliktelik kurulacaksa; ABD'nin veya İsrail'in bölgesel hesaplarını kolaylaştırmak için değil; bölge ülkelerinin bağımsızlığını, coğrafyamızın güvenliğini ve adil bir barışı sağlamak için kurulmalıdır. Mekke'nin güvenliği de Kudüs'ün özgürlüğü de Yemen'in geleceği de Türkiye'nin bağımsızlığı da birbirinden kopuk meseleler değildir. Ve herkes şunu çok iyi bilmelidir: Coğrafyamızın geleceğini ilgilendiren böylesine önemli bir anlaşmada sorumluluk yalnızca imza atanların değildir. Bu metne onay verecek milletvekilleri de tarih önünde sorumlu olacaklardır. Biz Saadet Partisi olarak; böyle bir sorumluluğu almayacağımızı, Mekke Anlaşması'nı bu haliyle kabul etmeyeceğimizi aziz milletimize ilan ediyoruz. Biz; bölge ülkelerinin ortak geleceği için bir araya gelmesini savunuyoruz. Hep bunu dile getirdik. Ancak! Bir Müslüman ülkenin güvenliğini, başka bir Müslüman ülkenin güvensizliği üzerine inşa etmeyi kabul etmiyoruz!” “BİRİNCİ RAMSES GİDER, İKİNCİ RAMSES GELİR, ANCAK “PİRAMİT İNŞAATI” KALDIĞI YERDEN DEVAM EDER” “Biz Ankara'da, “Mekke'yi” konuşurken, Tel Aviv'de seçimler yapıldı... Belgrad'da seçimler yapıldı... Brezilya'da seçimler yapıldı... Bu sabah da Washington'daki seçimler sona erdi. Trump'a karşı Demokratlar hem mecliste hem de kongrede güç kazandı... Bugünden itibaren 4birçok analiz yapılacaktır. Ancak burada -bizim- şu soruyu sormamız gerekiyor: Cumhuriyetçilerin yerini Demokratların alması, Amerika'nın ekonomik sistemini, Amerika'nın küresel rolünü değiştirecek mi? Ya da soruyu şöyle soralım; Amerika'nın savaş ekonomisi Amerika'nın emperyalist dış politikası Demokratlar seçimi kazanınca ortadan kalkacak mı? Arkadaşlar aktörler değişebilir, politikalar kısmen değişebilir, yönetimler el değiştirebilir. Nitekim, bugün dünyada aktörlerin değiştiğini görüyoruz! Ama sistemi değiştirmediğiniz sürece aynı düzen, kendisine yeni aktörler üretir. Birinci Ramses gider, İkinci Ramses gelir, Ancak “piramit inşaatı” kaldığı yerden devam eder... Bir Netanyahu gider, Bir Netanyahu gelir. Böyle olursa, Filistin'deki zulüm kaldığı yerden devam eder! Biz bu yüzden diyoruz ki: Ülkemizin ve bölgemizin geleceğini; İsrail'de, Amerika'da yapılacak seçimler değil, Türkiye'de yapılacak seçimler belirler! Amerikan Kongresindeki senatörlerin değil; Türkiye Büyük Millet Meclisindeki milletvekillerinin tercihleri belirler! İşte herkes; Seçimlerini, tercihlerini buna göre yapmalıdır!” “BUNUN ADI YEŞİL DÖNÜŞÜM DEĞİL, YEŞİL SÖMÜRGECİLİKTİR!” “Önümüzdeki pazartesi günü, Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı, yani COP31, Antalya'da başlıyor! Dünyanın dört bir yanından -yine- devlet başkanları, hükümet temsilcileri, uluslararası kuruluşlar Antalya'da bir araya gelecek. Tıpkı NATO zirvesi hazırlıklarında Ankara'da olduğu gibi; yoksulluğu ortadan kaldırmak yerine, yoksulluğun üzerini brandalarla örtme alışkanlığı Antalya'da da devam etti. Oysa biz biliyoruz ki; yoksulluğun üzerini brandayla örtebilirsiniz ama bununla yoksulluğu ortadan kaldıramazsınız. Çevre sorunlarının üzerini de yeşil sloganlarla örtebilirsiniz ama doğayı bu şekilde koruyamazsınız! Değerli arkadaşlar, COP31'de iklim krizini konuşacaklar... Peki, iklimi krize sürükleyen düzeni konuşacaklar mı? Elbette hayır! Bu kriz; -aynı zamanda- daha fazla kazanmayı, daha fazla sömürmeyi esas alan ekonomik düzenin ortaya çıkardığı bir krizdir! Şimdi soruyorum: Tabiatı sınırsız bir kazanç alanı olarak gören bu anlayış, yalnızca ürünlerin etiketini yeşile boyayarak çevreci olabilir mi? Hayır! Bugün iklim krizinin ortaya çıkmasında en büyük sorumluluğu taşıyan küresel güçler, aynı zamanda bu krizin çözümünü de kendi ticari çıkarlarına göre şekillendirmek istiyor... Bir taraftan, dünyayı kirletiyorlar; diğer taraftan, dünyayı kurtarmanın teknolojisini, kredisini, sertifikasını satıyorlar! Bunun adı yeşil dönüşüm değil, Yeşil sömürgeciliktir! Sömürünün rengini değiştirmek, sömürüyü ortadan kaldırmaz! Bugün dünya; çevre krizinin nedenlerini tartışmadan, sonuçlarını yönetmeye çalışıyor.” “TÜRKİYE'DE YAPILACAK BİR ZİRVEDE İSRAİL'İN NE İŞİ VAR?” “Cop31 zirvesinde bir kez daha, uluslararası kurumların iki yüzlü tavrı ortaya çıkmıştır. Öncelikle Türkiye'de yapılacak bir zirvede İsrail'in ne işi var? Şunu gördük; yıllardır İsrail'in öldürdüğü çocukları, kadınları, sivilleri umursamıyorsunuz... Biz çevreciyiz diyorsunuz... İnsanları öldürmek için İsrail, Gazze'de 100 bin tondan fazla patlayıcı kullanarak tarım arazilerini, su kaynaklarını, zeytinlikleri yok etti, ekokırım suçu işledi. Bunu da mı görmezden geleceksiniz? İşte Antalya'daki COP31'in özeti budur: Bunların çevreciliği, İsrail karşılarına çıkana kadardır! Gazze'nin toprağını ve suyunu zehirleyenlerin Türkiye topraklarında “çevre ve gelecek” nutukları atmasına ev sahipliği yapmak, tarihî bir zuldûr. Biz; dünyayı kirletenlere de dünyayı sömürenlere de aynı şeyi söylüyoruz: Dünyanın ihtiyacı; yeşile boyanmış bir sömürü düzeni değil, insanı ve tabiatı birlikte koruyan yeni bir dünya düzenidir!” “BAĞIMSIZ VE ŞEFFAF BİR SÜT MALİYET ENDEKSİ KURUN” Her hafta grup toplantımızda, milletimizin sesini bu kürsüye taşıyoruz. Bugünde çiğ süt üreticimizin sesini bu kürsüden duyurmak istiyorum. Ulusal Süt Konseyi 30 Ekim’de toplandı. Ama çiğ süt fiyatına dokunmadı. Tavsiye fiyat 24 lira 30 kuruş. Üretici örgütlerine göre maliyet 29 lirayı aşmış durumda. Yani üretici her litrede 5 liraya yakın zarar ediyor. Zarar eden üretici ne yapar? Önce yemden kısar. Sonra borcunu ödemek için ahırdaki en değerli hayvanını, ineğini ya da gebe düvesini satar. Bir anaç kesildiğinde sadece o hayvan değil onun; buzağısı, gelecek yılın sütü, iki yıl sonranın eti de gider. Bu yüzden süt, hayvancılığın ilk halkasıdır. Buradan iktidarı uyarıyorum: Bağımsız ve şeffaf bir süt maliyet endeksi kurun. Yem, enerji ve işçilik maliyeti her ay hesaplanıp açıklansın. Süt fiyatını pazarlıkla değil, bu endekse bağlı sözleşmelerle belirleyin. Anaç hayvanını elinde tutmaya 5çalışan üreticiyi yalnız bırakmayın. Şunu da unutmayın: Bugün süt üreticisine harcamaktan kaçındığınız her lira, yarın ithalata dolar olarak gidecek. Bu ülkenin ahırları boşalırsa, sofrasına gelen et de süt de ithal olur! Bu yıl olsun süt üreticisinin taleplerine duyarsız kalmayın. “LÖSEMİYLE MÜCADELE YALNIZCA HASTANELERDE VERİLMEZ” “Bu hafta aynı zamanda önemli bir hafta “Lösemili Çocuklar Haftası” Bugün de Turuncu Farkındalığı Günü. Ben bu vesileyle, lösemiyle mücadele eden bütün evlatlarımıza, ailelerine ve onlar için fedakârca çalışan sağlık çalışanlarımıza sevgilerimi, muhabbetlerimi iletiyorum. Lösemi, bugün tıbbın gelişen imkânlarıyla önemli tedavi başarılarının elde edildiği bir hastalık. Ancak ülkemizde hâlâ çözmemiz gereken ciddi meseleler bulunuyor. Hayati öneme sahip bazı ilaçların temininde gecikmeler, tanı ve tetkik süreçlerinde uzun bekleme süreleri, tedavi için başka şehirlere gitmek zorunda kalan ailelerimizin ulaşım, konaklama ve maddi destek konusunda güçlükler yaşadığını biliyoruz. Öte yandan biz biliyoruz ki lösemiyle mücadele yalnızca hastanelerde verilmez. Ailelerin ekonomik yükünü hafifletmek, ilaçlara ve tanı hizmetlerine zamanında erişimi sağlamak, çocuklarımızın eğitimden ve sosyal hayattan kopmamasını temin etmek de devletin sorumluluğudur. Biz, hiçbir çocuğun şifa bulma umudunun, ailesinin maddi imkânlarına, yaşadığı şehre veya bürokratik işlemlere bağlı olmadığı bir Türkiye'yi kurmak için gayret gösteriyoruz. Bu anlayışla bütün çocuklarımıza sağlıklı, huzurlu, güzel yarınlar diliyor; lösemiyle mücadele eden evlatlarımıza Cenab-ı Allah'tan acil şifalar temenni ediyorum.''