SAADET PARTİSİ GENEL BAŞKANI MAHMUT ARIKAN: “YIKILAN ŞEHİRLER İKTİDARIN TERCİHİDİR” “TOPLUMSAL FAY HATLARI KIRILDI”

“KAYBOLAN ÇOCUKLARIMIZA NE OLDU?” “TÜİK’İN RAKAMLARINDAKİ AHLAK SORUNU, TÜRKİYE’NİN ENFLASYON SORUNUNDAN DAHA BÜYÜK.”

04 Şub 2026 - 13:21 YAYINLANMA
SAADET PARTİSİ GENEL BAŞKANI MAHMUT ARIKAN: “YIKILAN ŞEHİRLER İKTİDARIN TERCİHİDİR” “TOPLUMSAL FAY HATLARI KIRILDI”

Saadet Partisi Genel Başkanı Mahmut Arıkan, TBMM Grup Toplantısı’nda yaptığı konuşmada deprem gerçeği üzerinden iktidarın yıllardır izlediği politikaları eleştirdi. Deprem yönetimi, açıklanan enflasyon rakamları ve sosyal adalet başlıklarına dikkat çeken Arıkan, büyük depremlerin ardından gündeme gelen “kaybolan çocuklar” meselesine de değinerek, bu iddiaların Jeffrey Epstein dosyalarıyla bir bağlantısı olup olmadığının açıklığa kavuşturulmasını istedi. Depremin kaçınılmaz bir doğa olayı olduğunu vurgulayan Arıkan, yaşanan yıkım ve can kayıplarının kader değil siyasi tercihlerin sonucu olduğunu belirterek, “Deprem gerçektir ama sonrasında yaşanan felaket tercihtir” ifadelerini kullandı. Saadet Partisi Genel Başkanı Mahmut Arıkan konuşmasının ardından, TBMM Grup Toplantısı’nda kürsü hakkını Adıyaman’dan gelen depremzede Cengiz Alper Karadağ’a bıraktı. Karadağ, deprem sonrası yaşanan ihmalleri, iletişim kesintilerini, güvenlik ve yardım organizasyonundaki aksaklıkları, AFAD’ın sahadaki yetersizliğini ve imar politikalarının yol açtığı yeni mağduriyetleri Meclis kürsüsünden birinci ağızdan anlatarak, “Cumhurbaşkanı Adıyamanlılardan özür diledi helallik istedi!” dedi. Grup toplantısını canlı yayınlayan TBMM TV depremzedelerin kürsü konuşmalarını canlı olarak yayınlamadı. Sayın Arıkan’ın konuşmasında öne çıkan başlıklar: “DEPREM GERÇEK, AFET TERCİHTİR!” “Değerli arkadaşlar, bugünün bilimi ve teknolojik gelişmeleriyle artık hepimiz biliyoruz ki deprem kaçınılmaz bir gerçektir. Tarihin başlangıcından itibaren yaşanan depremler bugünden sonra da yaşanmaya devam edecektir. Bu yüzden diyoruz ki; deprem gerçektir, ama sonrasında 2 yaşanan felaket tercihtir. Fay hatları gerçektir, ama yıkımlar siyasidir. Afetler gerçektir, ama sonuçları seçimdir. 7.6 şiddet gerçektir, ama 52 bin 814 vefat politiktir. İmar afları yasaldır, ama asla meşru değildir. Değerli arkadaşlar; çevresel yıkım, siyasi bir tercihin sonunda gelmiştir. Deprem doğaldır, bunu hepimiz kabul ediyoruz; ama kitlesel ölümler doğal değildir, bunu kabul etmiyoruz.” “YIKILAN ŞEHİRLER İKTİDARIN TERCİHİDİR” “Bugün şu soruyu bu kürsüden sormak zorundayız; 6 Şubat depremleri neden on binlerce vatandaşımızın canına mal oldu? Cevap, iktidarın 24 yıllık icraatında duruyor. İktidar bu ülkede; insan yerine inşaat dedi. Yapı denetimi yerine oy hesabı yapıp imar affı verdi. Kentsel dönüşüm yerine rantsal dönüşümü tercih etti. Tedbir almak yerine kolon kesip cezasız kalacak yandaş müteahhitler oluşturdu. Onun için açık ve net söylüyoruz; deprem ülkemizin gerçeğidir, ama yıkılan şehirler iktidarın tercihidir.” “SON 30 YILIN HAFIZASI” “Son 30 yıldır bu kürsüden aynı cümleleri duyuyoruz. Aynı acıları yaşıyoruz. Aynı sözleri veriyoruz. 1999 Gölcük… On binlerce insan. Aynı yıl Düzce… Yıkım, ihmaller, unutuluş. 2003 Bingöl… Çocuklar enkaz altında. 2011 Van… Çadırda donan insanlar. 2020 Elazığ… “Ders aldık” denildi. 2020 İzmir… Aynı binalar, aynı son. Ve 6 Şubat 2023… Kahramanmaraş. Hatay. Adıyaman. Malatya. Antep. Urfa. Osmaniye. Resmî rakamlara göre 50 binden fazla insan. Her depremden sonra ne gördüysek, 6 Şubat depremlerinden sonra da aynı şeylere şahit olduk. Suçlu olan müteahhitler unutturuldu, denetçiler aklandı, kamu görevlileri korundu, vefat edenler için de fıtrat dendi. Hayır arkadaşlar, biz bunu kabul etmiyoruz. İnsanları; fıtrat değil ihmal öldürdü, liyakatsizlik öldürdü, adaletsizlik öldürdü, denetimsizlik öldürdü. Ve biliyoruz ki bu bitmek bilmez döngü son bulmadıkça bizler aynı acıları tekrar tekrar yaşamaya devam edeceğiz.” “TOPLUMSAL FAY HATLARI KIRILDI” “6 Şubat’ta enkazın altında sadece insanımız kalmadı; adalet de, liyakat de, vicdan da o enkazın altında kaldı. 6 Şubat’ta sadece jeolojik fay hatları kırılmadı. Bu ülkede 24 yılda çok daha büyük, çok daha derin fay hatları oluştu. Çok çok derin toplumsal fay hatları oluştu. Devlet, yıkılan binaları yeniden yapabilir; yapmalı da. Ama yıkılan umutları, kırılan kalpleri, devlete 3 olan güveni yeniden inşa etmek zordur. Bu iktidar içinse imkânsızdır. Değerli arkadaşlar; sadece şehirlerimizi değil, enkaz altındaki adaleti, enkaz altındaki liyakati de yeniden inşa etmek zorundayız. Toplumsal fay hatları ile medyayı susturarak, muhalifleri tutuklayarak, yargıyı siyasallaştırarak siyasi rant devşirmeye çalışan iktidar; bugün ülkemizde tamiri mümkün olmayan sosyal ve ahlaki depremlere sebep olmaktadır. Fakat biz milletimize söz veriyoruz; Türkiye’yi asla “çöken bir iktidarın” enkazı altında bırakmayacağız.” “YARALAR SARILDI MI?” “Değerli arkadaşlar; depremin üzerinden tam üç yıl geçmiş olmasına rağmen bugün hâlâ yaralar tamamen sarılmış değil. Deprem bölgesinde kalıcı konut sorunu hâlâ devam ediyor. Konteyner kentlerde elektrik, su, kanalizasyon ve ısınma sorunları hâlâ devam ediyor. Fahiş kira problemi sorunu hâlâ devam ediyor. İşsizlik ve buna bağlı olarak dışarıya göç hâlâ devam ediyor. Sayısız insanımız, kurada evi çıkmasına rağmen evine ne zaman kavuşacak belirsizliği yaşıyor. Bölgede zor koşullarda yaşayan vatandaşlarımız yarınlara dair güvenle bakamıyor. Yavrularımızın geleceğini ilgilendiren eğitim sorunu hâlâ giderilmiş değil. Sayın Cumhurbaşkanı Hatay’ı ziyaret edecek diye iki günde yol yapan, branda ile enkaz kapatanlar; üç yıldır vatandaşların elektrik, su ve altyapı sorununu çözemediler.” “KAYBOLAN ÇOCUKLARIMIZA NE OLDU?” “Bizler her depremden sonra kaybolan çocuklarımızı konuştuk. Ve bugünlerde ABD’de patlayan Epstein rezaleti, bizleri bir kez daha bu acı gerçekle yüzleştirdi. Çünkü bu sistemin; yargı, siyaset ve medya başta olmak üzere her alanı nasıl şantaj, tehdit ve iğrençlikle yönettiğini gördük. İşte Siyonizm tam olarak budur. Bizler 56 yıldır bu sistemin çürük ve vahşi bir düzen olduğunu söylüyoruz. Epstein dosyaları; bebeklerin kanı, masumların canı üzerinden şantaj ve şeytanlıklarla dolu bir sistemin ifşasıdır. Şu soruları sormadan edemiyoruz: Kaybolan çocuklarımız bu şeytani ve sapkın örgüt tarafından mı kaçırıldı? Epstein’in özel uçağı “Lolita Ekspres”in depremlerin hemen ardından İstanbul ve Dalaman gibi hava limanlarına birden fazla kez geldiği iddiaları doğru mudur? Depremlerden sonra kaybolan çocuklarımız ve gündeme gelen ürkütücü iddialarla ilgili bugüne kadar hangi bakanlığımız hangi çalışmayı yapmış, hangi soruşturmayı açmıştır? Eğer bir soruşturma varsa sonucu neden kamuoyu ile paylaşılmamıştır? Sorunlara çözüm üretmek için vicdanlı, sorumlu ve cesur olmak zorundayız. Gerçekleri saklayarak, rakamlarla oynayarak sorunlara çözüm üretemezsiniz.” 4 “TÜİK’İN RAKAMLARINDAKİ AHLAK SORUNU, TÜRKİYE’NİN ENFLASYON SORUNUNDAN DAHA BÜYÜK.” “İktidar hâlâ enflasyonu rakamlarla oynayarak düşürebileceğini sanıyor. Vatandaşlarımız açıklanan rakamların gerçek olmadığını, çarşıda, pazarda, sokakta, ödediği faturalarda açıkça görebiliyor. İşte dün; ocak ayı enflasyon rakamları açıklandı. Memurun, emeklinin, asgari ücretlinin, milyonlarca çalışanın maaşının belirleneceği ay olan Aralık’ta dibe vuran, tarihin en düşük seviyelerini gören enflasyon Ocak ayında uçuşa geçti. Rakamları manipüle etmek; kıt kanaat imkânlarla geçinmeye çalışan asgari ücretlimizin, hayatta kalma mücadelesi veren emeklilerimizin, ayın sonunu zor getiren memurumuzun cebine el atmak değil de nedir? Enflasyon rakamı böyle çıkınca Hazine ve Maliye Bakanının haliyle bir şeyler söylemesi gerekiyor. Sayın Şimşek demiş ki; enflasyondaki artış olumsuz hava koşullarından dolayı oldu. Sayın Şimşek; ocak ayı kış mevsimindedir ve ocak ayında hava soğuk olur, kar yağar. Millî Eğitim Bakanlığı müfredatında, ilkokul birinci sınıfta öğretilen mevsimler şemasını hepimiz biliriz. İlkbaharda yağmur yağar, yazın güneş olur, sonbaharda yapraklar dökülür, kış mevsiminde de kar yağar. Şimdi Sayın Şimşek’e soruyoruz: Siz göreve geldiğinizden beri ocakta soğuk olan hava, aralıkta neden soğuk olmuyor? Sayın Bakan; ya bu ülkede yaşamıyor ki ocakta yağan karın aralıkta da yağdığından habersiz, ya da hayat bilgisi dersine girmemiş. Buradan iktidara sesleniyorum; TÜİK’in rakamlarındaki ahlak sorunu, Türkiye’nin enflasyon sorunundan daha büyük.” “SÖZÜMÜZ VAR” “Bizim aziz milletimize sözümüz var ve bir kez daha söz veriyoruz; yerin altından gelen depremlere değil ama ihmalin, iş bilmezliğinden altından gelen felaketlere son vereceğiz. İnsanımızın değerini betonla değil, müreffeh bir hayatla ölçeceğiz. Sorumlulardan hesap soracağız. Deprem vergilerini depreme hazırlık için kullanacağız. Zengini merkeze, sağlam zemine; yoksulu dere yataklarına yerleştirmeyeceğiz. İnsanlarımızı rezerv alan diyerek yerinden etmeyecek, arsalarına el koymayacağız. Bizim sözümüz var; Anadolu huzura, milletimiz adalete, depremzedeler yuvasına dönene kadar çalışacağız. Bu duygu ve düşüncelerle sözlerime son verirken; hepinizi hürmet ve muhabbetle selamlıyorum.” 5 Depremzede Cengiz Alper Karadağ’ın konuşmasında öne çıkan başlıklar: “ACIMIZ NASIL GEÇER?” “Genel başkanımın az önce bahsettiği gibi, eğer aynı hatalar ve ihmaller tekrarlanmazsa, bunların tekrar yaşanmaması için çalışmalar yapılırsa acımız bir nebze olsun diner. Deprem sonrası bölgemizde yapılmaya çalışılan imar ve iskan çalışmalarını sizler de sıkça duyuyorsunuzdur. Gösterişli açılışlar, anahtar teslim programları düzenleniyor ve adeta küllerinden yeniden doğan şehirler havası estiriliyor. Biz bunu kabul etmiyoruz. Ben burada eksik olan, yapılmayan, içimizi acıtan gerçekleri sizlerle paylaşacağım. Tabii ki yapılan bu tür çalışmaları takdir ediyoruz ama yeterli bulmadığımızı da tekrar bildirmek istiyorum.” “ADIYAMAN’DA YENİ YAŞAM ALANLARI” “Öncelikle Adıyaman’da TOKİ ve Emlak Konut marifetiyle yaklaşık 70 bin kişinin bir arada yaşayacağı, adeta açık hava cezaevini andıran bir sosyal yaşam alanı inşa edilmektedir. Bu yaşam alanlarının, yeni yetişen neslin şehrin sosyokültürel yapısı açısından uygunluğunun araştırılmadığı kanaatindeyiz. Çok aceleci bir kararla tüm şehir tek bir noktada yeniden imar edilmeye çalışılmaktadır. Depremde binaları yıkılan bir şehrin, bir de somut olmayan kültürel mirasının yeni yaşam alanlarında unutulmak üzere olduğunu maalesef şu anda pek fark eden yoktur.” “‘ASRIN FELAKETİ’ SÖYLEMİ” “Bir ikincisi, “asrın felaketi” ya da “on bir il” sözleri üzerinden depremin etki alanının çok geniş olduğu söylemine vurgu yapılmaktadır. Zaten biz bunu söylediğimizde, on bir ilin büyük bir depremle etkilendiği, bunun asrın felaketi olduğu ve hiçbir devletin bu kadar büyük bir yıkıma çok hızlı bir şekilde reaksiyon gösteremeyeceği savunması veriliyor. Belki de bu, yönetilemeyen bir kriz için kesinlikle bir kılıf uydurması gibi bir şey oluyor. Biz bunu kabul etmiyoruz. Üç yıldır yapılan tüm çalışmalarda bu söylem üzerinden hareket edilmesi; büyük yıkım yaşayan şehirlerde, özellikle Adıyaman’da, Hatay’da, Maraş’ta, Malatya’da hazmedilir bir durum olmaktan çıkmıştır. Yıkılan şehirlerin fiziksel, psikolojik ve sosyolojik olarak yeniden imarının 6 yapılabilmesi için “on bir il” söyleminin yeniden gözden geçirilmesi ve buna göre planlamaların yapılması gerektiğini düşünmekteyiz. Bunu yapmak çok da zor değildir. TÜİK verilerinden yola çıkarak hangi ilin can kaybı sayısı ya da yıkılan bina sayısı çok kısa bir sürede önümüze çıkabilir.” “CEVAPSIZ SORULARIMIZ VAR” “Daha önemli hususlara gelecek olursak; bizim için ve binlerce Adıyamanlı kardeşiniz için üç yılın ardından hâlâ cevaplanmamış sorular var. Ben bu soruları kısaca sizlerle paylaşmak istiyorum. Deprem anından kısaca bahsetmek istiyorum. Deprem olduktan sonra can kaybı yaşayanlar, canlarını enkaz altında bırakan insanlar olduğu gibi, herhangi bir fiziksel sıkıntı yaşamayan insanlarımız da vardı. Bu insanlar maalesef ya evlerini korumak zorunda kaldılar, ya iş yerlerini korumak zorunda kaldılar ya da canlarını güvence altına almaya çalıştılar. Çünkü müthiş bir kaos vardı. İlk üç ya da dört gün boyunca herhangi bir can ve mal güvenliğini sağlayacak devlet otoritesini Adıyaman’da hissedemedik. Kesinlikle. En azından asker ya da polis, çarşı ve pazarda güvenliği sağlaması açısından gönderilebilirdi. Adıyaman’da bu gerçekleşmedi. İletişim ağı tamamen çöktü. Bunun da internet bant aralığının daraltılmasından kaynaklandığı görüldü. Bundan dolayı enkazdan çıkmaya çalışan, depremden dolayı herhangi bir kayıp yaşamamış ama iletişim kurulması hâlinde yeri belli olabilecek insanlarımız; iletişim kurulamadığı için, yaralanmadan değil ama soğuktan, o zamanki şartlarda hava oldukça soğuk olduğu için, maalesef can vererek vefat etti. Bu durum sonrasında oldukça dillendirildi ama her ne hikmetse dönemin Ulaştırma Bakanı, bant daraltılması gerekçesini “öyle gerekiyordu” deyip geçiştirdi. Hâlâ da bununla ilgili sağlıklı bir cevap alamamış durumdayız” “AFAD NEREDE?” “AFAD’la ilgili söyleyecek çok şey var ama maalesef olan oldu. Söyleyeceğim tek kelime şudur: AFAD yoktu. AFAD’ın varlığını biz, günler sonra bölgeye gelen yetkililerin üzerlerinde AFAD montlarını görünce hissettik. Diğer illeri bilmiyorum ama Adıyaman’da arama kurtarma çalışmalarında AFAD’ın hiçbir varlığı söz konusu değildir. Sonrasında eğer çalışmalarda yer almışlarsa, maalesef vatandaşlarımızın cansız bedenlerini enkazdan çıkarmak için bulunmuşlardır. AFAD, yardımların dağıtılmasıyla alakalı kendisini göstermeye çalıştı ama bunu da başaramadılar. Çünkü yardımların tek elden AFAD marifetiyle dağıtılmasının en uygun şekilde ilerleyeceği söylendi ancak organize edilemedi. Şehrin girişinde tırları AFAD’ın 7 yönlendireceği söylendi. Ancak on tırın ihtiyaç duyulduğu bir mahalleye bir tır gönderilirken, hiçbir şekilde yardıma ihtiyaç duyulmayan bir mahalleye onlarca tır sevk edildi. Bu da müthiş bir kaosa sebep oldu. Yol kenarlarında öylece istiflenmiş yardım malzemeleri günlerce kaldı” “CUMHURBAŞKANIMIZ BİZDEN HELALLİK İSTEDİ” “Maalesef canımızı en acıtan olaylardan biri de buydu. Bütçeye kaynak yaratmak için imar affı denilen bir uygulama defalarca çıkarıldı. Bizim bölgemizde seçimlere az bir vakit kala, iki katlı evlerin üzerine bir kat daha atıldığını, üç katlı evlerin üzerine dördüncü ve beşinci katların çıkıldığını çokça duyuyorduk. Demir ve çimento işlerinde muazzam artışlar oluyordu. Herkes şunu biliyordu: Seçim yaklaşıyor, af gelecek. Maalesef bu durum Adıyaman’da en acı şekilde yüzünü bize gösterdi. Adıyaman, son yirmi yıldır iktidar partisinin belediye başkanları tarafından yönetiliyordu. Bu yanlış da onların üzerine kaldı. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan da bu sıkıntılardan haberdardı ve Adıyamanlılardan helallik istedi. Yapılan eksikliklerin devletin Adıyaman’a geç ulaştığını ilk elden kabul etti. Bu, bizim içimizi daha da acıttı.” İKİNCİ YIKIM: ENKAZ KALDIRMA SÜRECİ “Depremden birkaç hafta sonra başlayan enkaz kaldırma çalışmaları bizim için ikinci bir yıkım oldu. Enkaz kaldırma çalışmaları tamamen maddi kazanım üzerine gerçekleştirildi. Enkazlar, yerinde ayrıştırma yapılarak bırakıldı ve Adıyaman şehri yaklaşık bir yıl boyunca toz bulutu hâline geldi. Belki bugün değil ama önümüzdeki yıllarda insanlarımızda sağlık problemlerinin bu tozlardan dolayı daha da artacağı açıktır. Bunu reva görenleri sizlere tekrar şikâyet ediyorum, Allah’a havale ediyorum.” “SORULMASI GEREKEN SORULARIMIZ VAR” “Bu soruların cevabı verildiği gün, depremde kaybettiklerimiz ve geride kalanlarımız bir nebze huzur bulacaktır. Kimler can ve mal güvenliğimizi koruyamadı? Kimler günlerce sesimizi kıstı, iletişimimizi engelledi? Kimler bizi Adıyaman’da ölüme terk etti? Kimler Cumhurbaşkanı’nı Adıyamanlılardan özür dilemek zorunda bıraktı? Bu soruların cevabını bekliyoruz.”

YORUMLAR

Maksimum karakter sayısına ulaştınız.

Kalan karakter: