Aziz milletim, Değerli Milletvekillerimiz,

Milli Takımımızı, Kosova’yı ve Bosna Hersek’i tebrik! Değerli Arkadaşlar, Sürekli altını çizdiğimiz, yıllardır dillendirdiğimiz Sistemik Deprem gelip çattı. Artık sadece bölgemiz değil, doğusundan batısına küresel coğrafya ciddi krizlerin eşiğinde. Dün Romanya’da The Economist Forumda Avrupalı devlet adamları, aydınlar ve iş adamları ile birlikte bu belirsizlikler içinde Avrupa’nın ve Balkanların geleceğini konuştuk. AB’nin geleceği konusunda stratejik bir rapor hazırlayarak Avrupa Konseyi’ne sunan İtalya eski Başbakanı Enrico Letta, Avrupa Komisyon Başkan Yardımcısı ve eski Hollanda Dışişleri Bakanı Frans Timmersman, Yunanistan eski Dışişleri Bakanı Avramapolus başta olmak üzere bir çok geçmişte birlikte çalıştığımız Avrupalı liderle bu sistemik depremin Avrupa’yı nasıl etkilemekte olduğunu ele aldık.

01 Nis 2026 - 11:39 YAYINLANMA
Aziz milletim, Değerli Milletvekillerimiz,

Artık kimse olan biteni karşıdan izleyemiyor. Artık kimse “bana bir şey olmaz” diyemiyor. Geçen hafta da bu kürsüden vurgulamıştım. Sadece jeopolitik değil, bir teo-politik tehdit altında dünya. Aylar, yıllardır bugünlerin geleceği konusunda bu hükümeti uyardık. (video) Defalarca, alınması gereken önlemleri bu kürsülerden ben ve diğer genel başkanlarımız sıraladık. Artık şunu açıkça dile getirmemiz gerekir arkadaşlar! Tıpkı İspanya’nın hazırladığı 80 maddelik Kraliyet Kararnamesi gibi, 2 Bizler de elan, vakit kaybetmeden, bir an evvel “Bir Savaş Kalkanı”, “Bir Acil Tedbirler Manzumesi”ni hazırlayıp yakın geleceği ciddi tehdit altındaki halkımıza sunmalıyız! Çünkü vakit yok! Bu bağlamda partimizin kuruluşunda oluşturduğumuz gölge kabinemiz bünyesindeki Ekonomik Koordinasyon Kurulumuz ile kapsamlı bir çalışma yaptık ve bugün ülkeyi biz yönetiyor olsaydık neler yapardık? Diye sorarak savaşın Türk ekonomisi üzerindeki muhtemel etkileri karşısında bir Acil Eylem Planı hazırladık. Değerli Arkadaşlar, Durum son derece acildir. Bu ülke zaten savaş öncesi çoktan yangın yerine dönmüştü. Zaten gıda enflasyonunda en diplerde yer alan bir ülkeyiz; Zaten faiz ödemelerinde tarihi rekorlar içindeyiz. Bu hükümetin yüksek faizle borç bulmaktan ve para basmaktan başka seçenekleri adeta kalmadı. Öyle ki BİST100’deki hisselerin kelepir düzeyine düştüğü, Cumhurbaşkanının birlikte fotoğraf verdiği, dünyanın en büyük varlık yöneticisi BlackRock’un ağzının sulandığı, faiz lobilerinin, dünyanın finans çevrelerinin Türk şirketlerini “sudan ucuz” diye tabir ettikleri dönemlere yüz kızartıcı biçimde yol verdik. “Kuru baskıla, milleti vergiye boğ, faiz öde, borç bul, borcu ödeyebilmek için millete yüklen, para getirebilmek için faiz baronlarına yüksek faiz sun” sarmalıyla zaten gidecek yeriniz kalmamıştı. Çiftçi, işçi, işsiz perişan halde. İstihdam rakamları tam bir felaket. Kapanan işyerleri, fabrikalar; çöken sektörler içler acısı. Çalışan da isyanda, patron da. İşsiz de isyanda, işçi çıkartmak, küçülmek zorunda kalan KOBİ de, sanayici de, esnaf da. 3 Birazdan halipürmelalimizi rakamlarla ortaya koyacağım; lakin öncelikle bu meselenin ciddiyetini bu ülkeyi yönetenlerin iyi anlaması gerekmekte. Velhasıl; öyle “depolar dolu”, “gübremiz bol”, “100 kadar üründe kendimize yeter haldeyiz” demekle; sosyal patlamaları engelleyici hayaller satmakla ülkeyi düzlüğe çıkaramazsınız! Sadece TÜİK desteğiyle enflasyonu yöneterek ülkeyi ne hale getirdiğinizi bu millet 10 yıldır iliklerine kadar hissetti. Evini, arabasını, fabrikasındaki makinalarını satışa sunmazdan evvel, sizlerin alaycı tavırlarınıza yıllarca sabretti. O yüzden bize savaş ne gerek, şartlarımız zaten 3-5 savaştan çıkmış gibi berbat bir bataklığa dönüştük ki az sonra paylaşacağım; lakin artık yüzleşme vaktidir. Sadece geçmişle değil, sadece önümüzdeki 3-5 ay ile değil; bu savaşın etkilerinin sürmesi tahmin edilen 3-5 yıl, bekamız ve geleceğimiz adına neler yapılması gerektiğini aklı selim tarzda ve ivedilikle masaya yatırmalıyız Aziz kardeşlerim! İçinde bulunduğumuz tablo şu minvaldedir. Türkiye petrol talebinin yaklaşık %68 ’ini ithalatla karşılamaktadır. Brent petrolün varil fiyatındaki her 10 dolarlık artış, cari açığı 2,6 milyar dolar büyütmekte ve enflasyonu %1 oranında tetiklemektedir. Petrolün 110 dolar seviyesinde seyretmesi, yıllık 60 milyar dolarlık ek maliyet ve enflasyonda 3-4 puanlık artış demektir. Artan maliyetler bütçe açığını %4’ler seviyesine çıkarma riski taşımaktadır. Ekonomide büyüme yavaşlarken, stagflasyon; yani durgunluk içinde enflasyon riski kaçınılmaz hale gelmektedir. Merkez Bankası rezervlerindeki (ki Net rezerv 57,4 milyar dolar; Swap hariç 43 milyar dolardır ) azalış ve yabancı sermaye çıkışı, mevcut kur politikasının sürdürülebilirliğini zorlaştırmaktadır. Döviz gelirlerindeki azalma ihracat ve turizm kaybı da bu baskıyı artırmaktadır. 4 Türkiye gübre hammaddesinde %95 dışa bağımlıdır. 2026 Mart itibarıyla gübre fiyatlarındaki fahiş artışlar (ki Üre: 25-30 bin TL, DAP: 35-40 bin TL) çiftçiyi üretimden kopma noktasına getirmiştir. Bölgedeki saldırılar sonucu oluşabilecek "siyah yağmurlar", ağır metallerin ve toksik maddelerin toprak ve su kaynaklarımıza karışması riskini doğurmaktadır. Bu durum gıda arz güvenliğini uzun vadeli tehdit etmektedir. MALİYE POLİTİKALARI’na geldiğimizde acil önerilerimiz şunlardır: Türkiye’deki enflasyonun sebebi parasal büyüme kaynaklı talep enflasyonu değil maliyet enflasyonu ve buna ilaveten savurgan Kamu Harcamalarıdır. Savurganlığı itibar olarak gören anlayış acilen terk edilerek, kamu hizmetlerinin yerine getirilmesi için gereken zaruri harcamalar dışındaki tüm harcamalar acilen durdurulmalıdır. Vergi ve Kamu Alacaklarının yapılandırılmasına yönelik bir çalışma yapılmalıdır. Geçtiğimiz dönemlerde 2003 ila 2023 yılları arasında 9 ayrı kanun ile vergi ve kamu alacaklarının yapılandırılmasına yönelik çok sayıda düzenleme yapılmıştır. Savaşın etkilerini ortadan kaldırmak için, birçok sektör ve firma, konkordata kapısındayken ve de büyük iflasların önüne geçmek açısından, yeni bir yapılandırma yapılması zaruri hale gelmiştir. Özellikle gerek krediye ulaşım imkanlarının kısıtlı olduğu, gerekse vergi ve SGK yükünün karşılanmasında zorluk geçildiği böyle bir dönemde, firmaların KDV İade süreçlerinde yeni bir sisteme geçilmelidir. KDV İadesi olan firmaların iadeleri, başta devlet bankaları ve özel bankalar tarafından verilen teminat mektubu ya da sigorta şirketlerinin kefalet senetlerine dayalı olarak, ilgili mektup ve kefalet senetlerinin idareye ibraz tarihini izleyen 3 iş günü içerisinde mükelleflerin hesaplarına intikali sağlanmalıdır. Ayrıca İhracatçıların KDV iadelerini, Dış Ticaret Şirketleri gibi İhtisas Vergi Daireleri üzerinden, bir 1 ayda alabilmelidir. Gerek şahıs işletmeler, gerekse Kurumlar Vergisi Mükellefleri için enerji tasarrufu sağlayamaya yönelik teknolojik dönüşümlere yönelik harcamalarının %100’nün gider yazılması imkanı sağlanmalıdır. 5 Herhangi bir indirim veya teşvik uygulanmadığında brüt ücret üzerinden yapılan toplam Sosyal Güvenlik Kesinti oranı %33,75 ile %38,75 arasında değişmektedir. Diğer taraftan sektörlere göre değişse de %2- %5 arasında uygulanan teşvik oranları yetersiz düzeydedir. Dolayısıyla gerek savaş süresince gerekse savaşın etkilerinin ortadan kaldırılması amacıyla 1 yıl süreyle, SGK primlerinde en az 10 puanlık indirime gidilmelidir. Akaryakıt fiyatları (benzin, motorin, LPG) dünya piyasalarında yükseldiğinde, bu artışın pompa fiyatlarına yansımaması için Özel Tüketim Vergisi (ÖTV) miktarı aynı oranda düşürülerek, buna ait giderler bütçeden karşılanmalıdır. KDV’nin de ilave edilmesi suretiyle elde edilen matrah üzerinden tahsil edilen ÖTV’de vergiden vergi alınması uygulamasına son verilmeli, KDV tutarları matrahtan düşürülmelidir. Limanlardaki navlun tarifeleri TCMB kuru ile TL cinsinden yapılmalıdır. Artan maliyet ve maddi kayıpların önüne geçmek üzere gümrük kontrol aşamaları hızlandırılmalıdır. Transit beyan ve özet beyandan alınan damga vergileri lojistik hizmetinden kazanılacak dövizin bir kısmının yurt dışında bırakılmasına sebep olmaktadır. Bu nedenle damga vergilerinde indirime gidilmelidir. PARA POLİTİKALARI TL yatırımları daha cazip hale getirmek için bünyelerinde %100 TL yatırım aracı (DİBS, Kira Sertifikası, Özel Sektör Tahvili, Türk Hisse senedi vb) bulunduran fonların getirilerinde stopaj oranı 6 ay boyunca sıfırlanmalı, bünyesinde yabancı para cinsinden varlık, Kıymetli Maden vb bulunduran Fonlar üzerinde stopaj devam ettirilmelidir. Halihazırda Türkiye’ de Mevduatın Para cinsinden kompozisyonu %59 TL, %41 YABANCI PARA şeklindedir. Bu dönemde YP’den TL’ye geçişi teşvik etmek amacıyla TL mevduatlarda Stopaj oranları 6 ay boyunca; 1-3 aylıklardan %17,5’dan %10’u, 3-6 aylıklardan %17,5’dan %7,5’a, 6 6-12 aylıklardan %15’den %5’e, 1 yıl üstünde %10’dan %1’e çekilmelidir. Uluslararası kuruluşlardan kredi ve hibe bulunmasına yönelik çalışmalara ağırlık verilerek firmalarımızın finansmana erişimleri kolaylaştırılmalıdır. SWAP anlaşmaları yapılarak döviz rezervimiz artırılmalıdır. Firmaları kredi maliyetlerini hafifletmek için; - Bankaların verdikleri kredilere uygulanan yıllık büyüme rasyoları kaldırılmalı, kredi kullananları faiz yükü hafifletilmelidir. - TL Kredi kullanımlarında Faiz üzerinden alınan %5 BSMV uygulaması bir yıl boyunca; - KOBİLER için %0’a, - Ticari Firmalar için %2’ye çekilmelidir. Ocak 2026 da 62 milyar dolara yakın carry trade ile giren dövizin, Mart 2026’da 12 Milyar Doları tekrar çıkmıştır. TCMB nin 128 milyar dolar ile başlayan ve günümüzde halen devam eden kuru ve dolaylı olarak da enflasyonu belirli seviyelerde tutma amaçlı döviz satışları, döviz rezervlerini erittiği gibi değerli TL politikası sanayici ve ihracatçılarımızın yurt dışı piyasalarda rekabet güçlerini bitirme noktasına getirmiştir. Bu uygulamanın enflasyonda iyileşmeye fayda yerine zarar verdiği açıkça belli iken ve döviz rezervlerini de erittiği ortada iken kontrollü bir şekilde uygulamanın yürürlükten kaldırılması zorunludur. Ayrıca döviz rezervlerini belli seviyelerde tutmak için Hazine ve Maliye Bakanlığı yüksek bedellerle borçlanmak zorunda kalmaktadır. Rezervler ve sanayicilerimizin rekabet gücünü artırmak için kontrollü şekilde döviz kurlarının tekrar serbest piyada belirlenmesine yönelik adımların atılması gerekmektedir. Kur artışının ilk etapta enflasyona yukarı yönde etkisi olsa da bunun olumlu etkileri kısa sürede görülecek; 7 - İhracatçı ve Turizmcilerin artan rekabet gücü sayesinde Türkiye’ye kalıcı döviz gelişi artacak, özellikle tüketim malı ithalatı azalacak, sonuç olarak Dış Ticaret açığında daralma yaşanacaktır. - Kur’un yükselmesi ile beraber Yurtdışından Türkiye’deki sermaye piyasalarına yapılacak yatırımlarında artış olacaktır. İhracat bedellerinin %25’i için uygulanan %3’lük Döviz dönüşüm desteği, savaşın etkileri yok oluncaya kadar ihracat bedellerinin tamamı için uygulanmalıdır. İhracatçıların yurt içine getirdikleri Dövizlerin üzerindeki tasarruf hakkı %100’e çıkarılmalıdır. KOBİ ve Esnafa, kasa affı getirilmelidir. KOBİ ve Esnafa yönelik “sicil affı” getirilerek KOBİ ve Esnafın krediye daha kolay ulaşımı sağlanmalıdır. KOBİ ve Esnafların prim borçları, düşük faizle 36 ay vadeli olarak yeniden yapılandırılmalıdır. Firmaların zayıflayan rekabet güçleri ve teminat sorunları göz önüne alınarak, Kredi Garanti Fonu’nun daha fazla firmaya kefalet vermesi sağlanmalıdır. İhracat yapan ve pazar kaybetme tehlikesi yaşayan sanayicimize, sektörüne bakılmaksızın istihdam koruma desteği verilmeli ve bu yıl için SGK primlerinde indirime gidilmelidir. Kısa çalışma ödeneği ve istihdam teşvikleriyle ilave işsizlik önlenmelidir. Eximbank kredi imkanları artırılmalıdır. AB ile olan Gümrük Birliği anlaşmamız, AB’nin her geçen gün farklı ve çoğu da Türkiye’nin hem iç hem de uluslararası pazarlarda ciddi rekabet halinde olduğu ülkelerle yaptığı Serbest Ticaret Anlaşmaları sonucunda Türkiye aleyhine ciddi sonuçlar doğuran bir hal almıştır. Gümrük Birliği anlaşmasının revizesi yıllardan beri konuşulan bir konu olmakla birlikte bu konuda hiçbir ilerleme kaydedilememesi, sanayimizin rekabet gücünü bitirme noktasına gelmiştir. Uluslararası konjoktürün AB 8 nezdinde Türkiye lehine oluşturduğu mevcut durum da değerlendirilerek, Gümrük Birliği Anlaşmasının revizesi için acil girişimler başlatılmalıdır. Savaşın körfez bölgesinde oluşturduğu güvensizlikler bir avantaja çevrilerek, buralardaki sermayenin ülkemizde stratejik ve büyük ölçekli sanayi yatırımlarına yönlendirilmesi için özel teşvikler verilmeli, savaşın sona ermesini takiben bu yönde yatırımcı bilgilendirme toplantıları organize edilmelidir. TARIM’a gelirsek. Bu seneye mahsus olmak üzere mazot ve gübre fiyatlarındaki artışlar sübvanse edilerek, bu artışların çiftçiye yansıması önlenmelidir. Mevcut gübre stokları her bölgeye eşit ağırlıkta ve üretim birim hektar durumuna göre dağıtılmalıdır. Gelecek yıllarda aynı duruma düşülmemesi ve arz talep dengesi oluşturulması maksadıyla 5 yıllık gübre projeksiyonu yapılmalıdır. Tarım kredi ve ziraat bakası tarafından çiftçilere verilen kredi borçları ertelenmeli ve ertelemeye konu faizler sıfırlanmalıdır. Ziraat Bankası kuruluş amacı olan asli fonksiyonunu yerine getirerek, Tarım Kredi Kooperatifleri aracılığı ile hemen hemen piyasa faizleri üzerinden kredi verme uygulamasına son vererek, çiftçilerimize düşük faizli kredi vermelidir. Çiftçiye Motorin üzerinden ÖTV iadesi sonradan iade şeklinde değil traktörlere ve diğer tarımsal taşıtlara takılacak UTTS yoluyla doğrudan pompadan düşük fiyattan satılarak gerçekleştirilmelidir. Sadece traktörler için çiftçiye CKS sisteminde kayıtlı tarlaları işlemek için mazot bu yıl için %1 oranında KDV tahsil edilecek şekilde kullandırılmalıdır. Gıda üretiminin olmazsa olmazı gübre üretiminde %70 oranındaki dışa bağımlılığımız, stratejik olarak zayıflığımızı ortaya çıkarmıştır. Acilen gübre üretiminde büyük oranda dış bağımlılığımızı azaltacak şekilde ve uluslararası piyasalarda üretim yapabilmeyi sağlayacak destek ve 9 sübvansiyonlarla hem kamu hem de özel sektör gübre üretimine yönlendirilmelidir. Öte yandan Türkiye gübreye alternatif Türkiye Zeolit ve Leonardid kaynakları açısından ciddi bir rezerve sahiptir. Zeolit ve Leonardid su tutuculuğu, toprağın yapısının düzenlenmesi, toprakta bağlı minerallerin alınımı destekleyen yapısı nedeniyle çok değerli hammadde kaynaklarıdır. 20-20 yerine 6-6 gübreyi zeolit ve leonardid ile harmanlayarak kullanılmak alternatif çözüm yollarından biridir. Yurt dışından buğday, arpa ve mısır ithal edilerek stok seviyelerimiz yükseltilmelidir. Teknolojiyi en iyi şekilde kullanmak gerekmektedir. Üreticiler web tabanlı uygulamaları kullanamamaktadırlar. Fakat elektronik ortamlar üzerinden tüm üreticiye ulaşabilecek bir sistem getirilerek gübre ve ilaç kullanımı gibi alanlarda çiftçinin hata yapması önlenmelidir. TARBİL projesi Savaş nedeniyle kullanılan silahlar ve bombalanan petrol ve petrokimya tesislerinden sızan her türlü tehlikeli gazların hava akımları ve yağışlar yoluyla ülkemizi de etkilemesi söz konusudur. Ayrıca ülke içinde her zaman karşılaşılabilecek tehlikeli madde kazalarından halkın korunması için de ülke içinde yeni yapılanmalara ihtiyaç duyulmaktadır. Bu nedenle Acilen; Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgesine öncelik vermek suretiyle ulusal hava alarm sistemi kurularak anlık zehirli/kimyasal gaz takibi yapılmalı, ilk aşamada sınır bölgelere konuşlandırılan mobil ölçüm araçları ve taşınabilir sensörler ile erken uyarı sistemi kurulmalıdır. Olağanüstü durumlara halkın hazırlıklı olması için acil rehberlerlik sistemi oluşturularak maske kullanımı, evde kalma ve havalandırma konularında bilgilendirme ve yönlendirme yapılmalıdır. Su hayattır. Suya erişim ve su yönetimi geleceğin dünyasının en önemli ve stratejik konusudur. Su kaynaklarımıza sahip çıkmayı, su kayıp ve kaçaklarını önlemeyi, daha az suya ihtiyaç duyacak üretim modellerini geliştirmeyi başarmak zorundayız. Bu amaçla; 10 Su rezerv planlarının şehir ve tarım için ayrı ayrı hazırlanarak tavizsiz şekilde uygulanması, Damlama sisteminin yaygınlaştırılması başta olmak üzere tarımda su kısıtlı üretim planına geçilmesi, Yeraltı suyu çekimine sınırlama getirilerek uygulaması zorunlu kesin kurallara bağlanması, Su arıtma tesislerinin güvenliğinin artırılması gerekmektedir. Hava ve su güvenliğinin sağlanmasına yönelik uygulamalar ancak ilgili kurumların katılımı ve sorumluluğunda oluşturulacak yaptırım gücü de olan koordinasyon kurumlarının oluşturulması ile mümkündür. Bunun için; Tarım, Çevre, Enerji, İçişleri bakanlıkları başta olmak üzere her bir ilde yerel yönetimlerin de dahil olduğu ilgili tüm kurum ve kuruluşlardan oluşan koordinasyon ve kriz yönetim kurulları oluşturulmalıdır. Kısa, orta, uzun vadeli senaryo bazlı planlama ve tatbikatlar yapılmalıdır. Tam bir şeffaflıkla veriler paylaşılmalı ve yönetilmelidir. Türkiye’nin tarımda en önemli ve temel sorunu üreticiden-tüketiciye işleyecek sağlıklı bir gıda zincirinin kurulamamış olmasıdır. Üreticiler ürünlerinin değerini elde edemediği hatta çoğu defa zarar ettiği için her geçen gün üretimden çekilmekte, tüketici ise neredeyse dünyanın en pahalı gıdasını tüketmekte, aracı ve komisyoncular fahiş kazançlar elde etmektedir. Dünyanın en önemli tarım ülkelerinden biri olmamamıza rağmen, gidişat halkımızın uygun fiyat şartlarda güvenli gıdaya ulaşımını sorunlu hale getirmeye doğru hızla ilerlemektedir. Geleceğe yönelik ülkemizin en stratejik konusu budur. Tarım Bakanlığının gözetimi ve denetiminde gıda zincirinde yeni bir yapılanma acilen kurularak, üreticimizin emeğinin karşılığını aldığı, tüketicimizin uygun maliyetlerle güvenli gıdaya ulaştığı bir ortam acilen oluşturulmalıdır. 11 Kültür ve Turizm Bakanlığı, 2026 yılı turizm geliri hedefini 68 milyar dolar olarak açıklamıştır. 2025 yılında ulaşılan yaklaşık 65 milyar dolarlık gelirin ardından, 2026 yılında %5 ila %8 arasında bir büyüme hedeflenmekte olup, gelir beklentisi 68-70 milyar dolar aralığına yükselmiştir. 2025'teki 64 milyona yaklaşan ziyaretçi sayısının üzerine çıkılarak yeni hedefler belirlenmiştir. Eğer savaş ve etkileri uzarsa, Türkiye'nin 68 milyar dolarlık turizm hedefinin 40-45 milyar dolar seviyelerine revize edilmesi gerekecektir. Bu nedenle; Turizm sektörümüzü ayakta tutabilmek için; Turizm Bakanlığı tarafından özellikle Avrupa’da tanıtım kampanyaları yapılmalıdır. Turistik Tesislerde yurt dışından yapılacak rezervasyonlarda KDV oranı bu seneye mahsus olmak üzere %0 olarak uygulanmalıdır. Turistik tesislerin yapacağı alımlarında bu seneye mahsus olmak üzere ÖTV oranı düşürülmelidir. THY bilet fiyatlarında indirime gitmelidir. Devlet Hava Meydanları işletmesi Türkiye’ye turist getiren yabancı hava yolu şirketlerinden yaz dönemi boyunca park ücreti almamalıdır. Konaklama kapasitesini %50 yabancı misafirlerle dolduran tesislere vergi yapılandırması yapılmalıdır. ENERJİ alanında yapılması gerekenler de şunlardır: Yenilenebilir enerji konusunda Türkiye dünya ortalamasının üzerinde bir kaynağı devreye almış olmakla birlikte, güneş ve rüzgar enerjisindeki potansiyelimiz göz önüne alınarak bu oranı acilen daha yukarılara taşımak zorundayız. Böylelikle doğalgaz başta olmak üzere fosil yakıtlara bağımlılığımızı ve dışa bağımlılığımızı daha da azaltmak mümkün olacaktır. Güneş ve rüzgâr enerjisini yaygınlaştırmak için; yeni Rüzgar ve GES projelerine bağlantı izni verilmeli, trafo ve hat kapasitesi artırılmalı, ödeme vadeleri kısaltılmalı, depolama altyapısı artırılmalı, alım garantileri ve regülasyon konusundaki belirsizlikler ortadan kaldırılmalıdır. 12 Elektrik ve Doğalgaz’da savaşın tamamen sona ermesine ve de savaşın etkilerin tamamen ortadan kalktığın dönemin sonuna kadar, Enerji tüketimindeki KDV oranları %1’e düşürülmeli, elektrik tüketim bedeli üzerinden konutlarda %5, sanayide %1 oranın da alınan verginin 1 yıl süre ile askıya alınması sağlanmalıdır. Yenilebilir Enerji alanında (GES, RES vb…) yatırım yapan firmalara kredi, sgk, vergi teşvikleri sağlanmalı, ayrıca bu firmaların üretimlerine alım garantisi verilmelidir. Konut ve işyerlerine yönelik olarak acil bir etkin enerji tasarruf planı yürürlüğe konulmalıdır. Türkiye’nin yurt dışında üstlendiği taahhüt işleri 23-30 milyar dolar bandında seyretmektedir. Bu gelirlerin savaş bölgesindeki payları; Irak’ta yüzde 7, Suudi Arabistan’da yüzde 5.8 , daha küçük bir miktarda Katar ve Bahreyn’dedir. Savaş nedeniyle bölgede gerçekleştirilen projelerde 4-5 Milyar Dolar civarında olacağı beklenen aksama olsa da, savaş sonunda oluşacak potansiyeli iyi değerlendirerek ilave projelerin Türk müteahhitler tarafından gerçekleştirilmesi için yoğun bir diplomatik girişim yapılmalıdır. Bütün bu riskler karşısında gelişmeleri gün be gün takip edecek bir sistem kurulmalıdır. Öncelikle, İlgili bakanlıklardan oluşan daimi bir Bakanlıklararası Kriz Yönetimi Kurulu oluşturulmalıdır. Bu kurul bir taraftan günlük gelişmelerle ilgili vakit kaybetmeksizin alınacak tedbirleri tesbit etmeli ve uygulamaları hayata geçirmeli diğer taraftan da yapısal reformlar üzerine kapsamlı çalışmalar yürütmelidir. Ayrıca bu Üst Kurulu desteklemek üzere her bir alan ve sektörle ilgili devlet kurumları ile özel sektör temsilcilerinden oluşan komiteler oluşturulmalıdır. 13 İktidarın bu yapısal düzenlemeleri yapıp yapmayacağını bilmiyorum. Ama biz bu kurulları oluşturup gerekli uyarılarda ve politika önermelerinde bulunacak ve iktidara geleceğimiz günlerin hazırlığını şimdiden yapacağız. Aziz Milletim, Yükselen savaş riskleri karısında ciddi bir kaygı içinde olduğunuzu biliyoruz. Haklı kaygılarınız asla umutsuzluğa dönüşmemelidir. Sizin ve gelecek nesilleriniz için çalışan kadrolar Ankara’da her an iktidara hazır bir şekilde nöbet başındadır! Beytülmali namusu olarak gören bu kadrolar siyasete ahlak ve temizlik derinliği kazandıracaktır! Çalmayan ve çaldırmayan bu kadrolar ile topraklarımız bereketlenecek, hazinemiz dolacak, vatandaşlarımız insan onuruna yakışır bir hayat standardına ulaşacak, gençlerimiz geleceğe umutla bakacaktır! Kime ne hesap yaparsa yapsın biz buradayız ve nöbet başındayız! Allaha emanet olunuz!

YORUMLAR

Maksimum karakter sayısına ulaştınız.

Kalan karakter: