HÜDA PAR: Kamu kurumlarına personel alımında uyuşturucu test zorunlu olmalı

HÜDA PAR, uyuşturucu ile mücadelenin çok boyutlu sosyal bir sorumluluk olduğunu vurgulayarak kamu kurumlarına personel alımında uyuşturucu testnin zorunlu hâle getrilmesi ve mevcut personele de periyodik taramalar yapılması çağrısında bulundu. HÜDA PAR Genel Merkezi tarafndan yayımlanan hafalık gündem değerlendirmesinde; toplumsal huzuru, aileyi ve gençliğin geleceğini tehdit eden uyuşturucu tehlikesine karşı çok boyutlu bir mücadele yürütülmesi gerektği vurgulandı. HÜDA PAR’ın yayımladığı gündem değerlendirmesinde, kamu kurumlarına personel alımında uyuşturucu testnin zorunlu hâle getrilmesi, TÜİK’in Ağustos 2026 verileri, dar gelirli vatandaşların geçim mücadelesi ve tarım sektöründe yaşanan yapısal sorunlar, infaz düzenlemesi, özel hastanelerin fahiş ücret ve gereksiz tetkiklerle vatandaşı mağdur etmesi ile sezaryen doğum oranlarındaki artş konuları ele alındı. Dış gündeme dair ise siyonist işgal rejiminin Gazze ve Bat Şeria’daki sistematk yıkımları, sözde “Barış Kurulu” adına görevlendirilen Tony Blair üzerinden yürütülen “Filistn ismini silme” diplomatk oyunları ile ABD Başkan Yardımcısı JD Vance’in Türkiye dâhil bölge ülkelerinin “İran'a bedel ödetmede ABD'ye yardım etği” yönündeki iddialarına dair değerlendirmelerde bulunuldu.

10 Eyl 2026 - 18:42 YAYINLANMA
HÜDA PAR: Kamu kurumlarına personel alımında uyuşturucu test zorunlu olmalı

“Uyuşturucu; toplumsal huzuru ve geleceğimizi tehdit ediyor” Uyuşturucuyla mücadelenin yalnızca güvenlik güçlerinin sorumluluğuna bırakılamayacak kadar büyük bir mesele olduğu belirtlen değerlendirmede, “Uyuşturucu; bireylerin yanı sıra aileyi, gençliği, toplumsal huzuru ve geleceğimizi tehdit eden en büyük sosyal tehlikelerden biridir. Bu nedenle uyuşturucuyla mücadele, yalnızca güvenlik güçlerinin sorumluluğuna bırakılmayacak kadar önemli ve çok boyutlu bir meseledir.” denildi. “Kamu kurumlarına personel alımında uyuşturucu test zorunlu olmalı” Ankara Keçiören Belediyesinin, gönüllülük esasıyla personeline uyuşturucu taraması yaptrmasının, kamu kurumlarının da bu tehdide karşı sorumluluk üstlenmesi gerektğini göstermesi bakımından dikkat çekici bir adım olduğuna işaret edilen değerlendirmede, “Bu kapsamda,  kamu kurumlarına personel alımında uyuşturucu test zorunlu olmalı, görev yapan kamu personeli de belirli aralıklarla teste tabi tutulmalıdır. Bu uygulama, uyuşturucu kullanımının önlenmesi ve kamu kurumlarında yaygınlaşmasının engellenmesi açısından önemli bir caydırıcı tedbir olacaktr. Testler bağımsız ve yetkin laboratuvarlarda yapılmalı, pozitf sonuçlar doğrulama testleriyle kesinleştrilmeli, kişisel veriler ve temel haklar korunmalıdır. Alınacak tedbirler hukuki güvenceler çerçevesinde uygulanmalıdır.” ifadeleri yer aldı. “Bağımlılar topluma kazandırılmalı” Uyuşturucuyla mücadelenin önemine dikkat çekilen değerlendirmenin devamında, “Uyuşturucuyla mücadelede en önemli iş, başta gençlerimiz olmak üzere tüm vatandaşlarımızı uyuşturucu müptelası olmaktan korumaktr. Bütün önleyici tedbirlere rağmen uyuşturucu bağımlısı olanlarla ilgili de tespit, tedavi, rehabilitasyon ve yeniden topluma kazandırma süreçlerini birlikte ele alan güçlü ve bütüncül bir mücadele hayata geçirilmelidir.” ifadelerine yer verildi. “Uyuşturucu tcaretne karışan kamu görevlilerine ağır yaptrımlar uygulanmalıdır” Uyuşturucu kullandığı tespit edilen kamu görevlilerinin tedavi süreçleri tamamlanmadan görevlerine devam etrilmemesi, uyuşturucu tcaretne karışan veya yetkisini bu doğrultuda kullanan kamu görevlilerine ise en ağır yaptrımların uygulanması gerektği vurgulanan değerlendirmede, “Kamu kurumlarında görev yapanlar bu mücadelenin dışında tutulamaz. Uyuşturucu kullandığı tespit edilenler kamu kurumlarında çalıştrılmamalı, uyuşturucu kullanan kamu görevlileri, gerekli tedavi ve rehabilitasyon süreçlerini tamamlamadan mevcut görevlerine devam etrilmemelidir.  Uyuşturucu tcaretne karışan veya görev ve yetkisini kullanarak uyuşturucunun yayılmasına aracılık eden kamu görevlileri hakkında ise daha ağır yaptrımlar uygulanmalıdır.” ifadeleri kullanıldı. “Başarı ele geçirilen miktarla değil, kurtarılan insan sayısıyla ölçülür” Değerlendirmenin devamında ise şu ifadelere yer verildi:“Uyuşturucuyla mücadelede başarı yalnızca operasyon sayısı veya ele geçirilen uyuşturucu miktarıyla değil; uyuşturucudan korunan, tedavi edilen ve yeniden topluma kazandırılan insanlarımızın sayısıyla ölçülmelidir.” TÜİK’in ağustos 2026 verileri üzerinden yapılan ekonomik değerlendirmede ise artan gıda enfasyonu ve asgari ücreteki erimeye dikkat çekilerek yasal zorunluluk olan yüzde 1’lik tarımsal destek bütçesinin de eksiksiz uygulanması çağrısında bulunuldu. “Dar gelirli gıdadan kısmak zorunda kalıyor” TÜİK’in açıkladığı son verilerin mutaktaki yangını açıkça ortaya koyduğu belirtlen değerlendirmede, ekonomik sıkıntların alt gelir grubundaki yansımalarına dikkat çekilerek en düşük gelirli yüzde 20’lik kesimin gıda harcamalarının bütçedeki payının iki yılda yüzde 36’dan yüzde 29,2’ye gerilediği bilgisi paylaşıldı: “Yıllık enfasyon yüzde 31,51 olurken gıda enfasyonu yüzde 33,79 seviyesine ulaşt. Bu tablo, özellikle asgari ücretli için her ay daha ağır bir geçim mücadelesi anlamına geliyor. Nitekim mevcut verilere göre asgari ücretli, yalnızca ağustos ayında enfasyon karşısında alım gücünde yaklaşık 6 bin 196 lira kaybet. 28 bin liralık asgari ücretn satn alma gücü, sürekli artan fyatlar nedeniyle her gün biraz daha eriyor. Daha çarpıcı olan ise düşük gelirli hanelerin gıdadan kısmaya başlamasıdır. En düşük gelirli yüzde 20’lik kesimin gıda harcamalarının bütçedeki payı iki yılda yüzde 36’dan yüzde 29,2’ye geriledi. Bu gerileme, dar gelirlilerin gıdaya daha az ihtyaç duymasından değil, kira ve temel giderlerin bütçeyi sıkıştrmasından kaynaklanıyor.” Gıda fyatlarındaki trmanışın arkasındaki en temel etkenlerden birinin ise üretcinin yalnız bırakılması olduğu ifade edilerek, “2006 yılında yürürlüğe giren Tarım Kanunu’nun 21. maddesi, tarımsal destekler için bütçeden ayrılacak kaynağın Gayrisaf Yurt İçi Hasıla’nın (GSYH) yüzde 1’inden az olamayacağını hükme bağlamıştr. Ancak Strateji ve Bütçe Başkanlığı raporlarına göre, kanunun yürürlüğe girdiği günden bu yana bu hedefe hiçbir zaman ulaşılamamış ve ayrılan pay sürekli olarak %1’in altnda kalmıştr. 2025 yılı Gayrisaf Yurt İçi Hasılası (GSYH) cari fyatlarla 63 trilyon 20 milyar 906 milyon TL olarak gerçekleşmiştr. 2025 yılı bütçesinde ilk etapta 135 milyar TL olarak belirlenen tarımsal destekleme ödenekleri, yıl içindeki ek bütçeler ve zirai don yardımlarıyla birlikte 158 milyar 548 milyon TL seviyesine ulaşarak harcanmıştr.” değerlendirmesi yapıldı. “Üretmi artrmadan gıda enfasyonunu düşürmek mümkün değildir” Gıda fyatlarındaki kronik trmanışın kalıcı olarak önlenmesi için üretm odaklı çözümlerin hayata geçirilmesi gerektği vurgulanan değerlendirmede, şu çözüm önerilerinde bulunuldu: “Tarımsal üretm alanları genişletlmeli, atl araziler üretme kazandırılmalı, yasal zorunluluk olan yüzde 1'lik destek bütçesi eksiksiz uygulanarak çifçinin girdi maliyetleri düşürülmeli ve tarımsal destekler artrılmalıdır. Gıda üretmini artrmadan gıda enfasyonunu kalıcı biçimde düşürmek mümkün değildir.” “Adil ve eşitlikçi infaz düzenlemesi daha fazla geciktrilmemelidir” Türkiye’deki mevcut infaz hukukunun parçalı ve dönemsel düzenlemeler nedeniyle adalet duygusunu zedelediğine dikkat çekilen açıklamada,  “Suç ve ceza aynı olduğu hâlde suç tarihi, geçici düzenlemeler veya farklı infaz rejimleri nedeniyle ortaya çıkan eşitsizlikler, adalet duygusunu zedelemekte ve ciddi mağduriyetlere yol açmaktadır. İnfaz hukukunda artk geçici, istsnai ve belirli kesimlere özgü düzenlemeler yerine kapsamlı bir reforma ihtyaç vardır. Adli, siyasi veya başka kategoriler üzerinden ayrım yapılmaksızın; objektf ve genel kriterlerin uygulandığı, eşitlik ve hukuk güvenliğini esas alan tek ve bütüncül bir infaz sistemi oluşturulmalıdır.” denildi. “Adil ve bütüncül bir infaz sistemi bir an önce hayata geçirilmelidir” Sürekli ertelenen reform adımlarının artk bir zorunluluk hâline geldiği belirtlen değerlendirmede, “İnfazın amacı yalnızca hükümlünün cezaevinde geçireceği süreyi belirlemek de değildir. Eğitm, meslek edinme, psikososyal destek ve topluma yeniden uyum mekanizmaları güçlendirilerek infazın ıslah ve rehabilitasyon yönü etkin hâle getrilmelidir. Uzun süredir gündemde olmasına rağmen sürekli ertelenen kapsamlı infaz reformu daha fazla geciktrilmemelidir. Bu bağlamda infazda ayrımcılığa ve parçalı düzenlemelere son verilmeli; adalet, eşitlik, öngörülebilirlik ve rehabilitasyon esaslarına dayanan tek, adil ve bütüncül bir infaz sistemi bir an önce hayata geçirilmelidir.” ifadelerinde bulunuldu. “Özel hastane ücretlerinde vatandaş mağdur edilmemelidir” Özel hastanelerin mevzuata aykırı şekilde fahiş ücret talep etmesi ve gereksiz tetkiklerle vatandaşı mağdur etmesinin önüne geçilmesi gerektği belirtlen değerlendirmede, “Özel hastaneler, kamu hastanelerindeki randevu ve yoğunluk sorunları nedeniyle vatandaşlar tarafndan tercih edilebilmektedir. Ancak sağlık hizmetne duyulan ihtyaç, vatandaşın yüksek ve haksız ücretlerle karşılaşmasına neden olmamalıdır. Sağlık Uygulama Tebliği (SUT) kapsamında özel hastanelerde uygulanabilecek ilave ücretlere ilişkin sınırlar belirlenmektedir. Mevzuat kapsamında ilave ücret alınmayacak acil sağlık hizmetleri, yoğun bakım ve yenidoğana verilen sağlık hizmetleri bulunmaktadır. Buna rağmen bazı özel hastanelerde bu kurallara aykırı şekilde ücret talep edildiği, belirlenen sınırların üzerinde ücret istendiği ve ihtyaç olmadığı hâlde MR, tomograf ve çeşitli tahlillerin yapıldığı yönünde vatandaştan ciddi şikâyetler gelmektedir.” denildi. “Özel hastanelerin ücretlendirme uygulamaları daha etkin denetlenmelidir” Değerlendirmenin devamında denetmlerin artrılması, fazla ücretlerin iade edilmesi ve e-Nabız üzerinden de şefafık sağlanması çağrısında bulunuldu: “Özel hastane tedavi ücretleri güncel ekonomik koşullara göre düzenli olarak güncellenmeli ve özel hastanelerin ücretlendirme uygulamaları daha etkin denetlenmelidir. Mevzuata aykırı şekilde alınan fazla ücretlerin vatandaşa iade edilmesi sağlanmalıdır. Ayrıca yapılan işlemler ve vatandaşın ödeyeceği ücretler e-Nabız üzerinden açıkça görülebilir hâle getrilmeli, bilgi eksikliğinden kaynaklanan mağduriyetlerin önüne geçilmelidir. En önemlisi ise vatandaşları özel hastanelere mecbur bırakmamak için devlet hastanelerinin altyapı ve hizmet kapasitesi güçlendirilmelidir.” “Doğumlar cerrahiye mahkûm edilmemelidir” Türkiye’deki sezaryen doğum oranlarının dünya ortalamasının çok üzerinde olmasının kadın sağlığını, aile yapısını ve ülkenin nüfus geleceğini tehdit etği vurgulanan değerlendirmede, “Türkiye’de sezaryen oranlarının dünya ve OECD ortalamalarının çok üzerinde olması, artk sıradan bir sağlık istatstği olarak görülemez. Bu tablo, kadın sağlığını, aile yapısını ve ülkemizin nüfus yapısını ve dolayısıyla geleceğini doğrudan ilgilendiren ciddi bir meseledir. Sezaryen, tbbi zorunluluk hâlinde hayat kurtaran bir cerrahi müdahaledir. Ancak gerekli olmadığı hâlde doğumun rutn bir uygulaması hâline getrilmemelidir. Cerrahi müdahalenin beraberinde getrdiği riskler ve sonraki gebeliklerde ortaya çıkabilecek komplikasyonlar, bu meselenin ciddiyetle ele alınmasını zorunlu kılmaktadır.” çağrısı yapıldı. “Sezaryene gereksiz yönlendirmelerin önüne geçilmelidir” Nüfus artşını teşvik eden politkaların, doğum sürecindeki yapısal sorunları çözmeden başarıya ulaşamayacağının alt çizilen değerlendirmede, “Ailelerin daha fazla çocuk sahibi olmasını destekleyenler, kadınların doğum sürecini zorlaştran sorunları da görmezden gelemezler. Hamile kadınlarda ortaya çıkan doğum korkusu; ameliyatla değil, bilgi ve destekle giderilmeye çalışılmalı, doğumhaneler gebe kadınların kâbusu hâline gelmekten çıkmalı, mahremiyetn korunabildiği, güvenle doğum yapılabilecek bir ortam oluşturulmalıdır. Kamu ve özel hastanelerde sezaryen uygulamaları tbbi gereklilik açısından etkin biçimde denetlenmeli, sezaryene gereksiz yönlendirmelerin önüne geçilmelidir.” çağrısında bulunuldu. “İşgal rejimi insan kaçırma haydutluğuna başladı” Siyonist terör rejiminin Gazze'de soykırım suçu işlemeye ve Filistn halkını topraklarından sürmeye acımasızca devam etğine, hiçbir hukuki ve insani kuralı tanımadığına dikkat çekilen dış gündem değerlendirmesinde; işgalin sahada ve masada yeni kirli stratejilerle derinleştrildiği ifade edilerek, “Siyonist terör rejimi, Gazze’de soykırım suçu işlemeye devam etmekte ve Filistn halkını topraklarından sürme planını en acımasız biçimde sürdürmektedir. İşgal rejimi, 10 Ekim 2025’ten bu yana ilan edilen sözde ateşkese hiçbir şekilde uymadığı gibi, şimdi de bölgeye sözde özel birlikler sevk ederek alçakça insan kaçırma haydutluğuna başlamıştr.” denildi. “Filistn’e ait izler silinmek istenmektedir”Siyonist işgal rejiminin Gazze ve Bat Şeria’daki sistematk yıkımlarına ve sözde “Barış Kurulu” adına görevlendirilen Tony Blair üzerinden yürütülen “Filistn ismini silme” diplomatk oyunlarına da sert tepki gösterilen değerlendirmenin devamında, “İşgal altndaki Bat Şeria’da ise Filistnlilere ait artk neredeyse tüm yerleşim yerlerinin gasp edilerek yıkıma mahkûm edilmesi, coğrafyadan Filistn’e ait tüm izleri silmeyi hedefeyen sistematk işgal stratejisini gözler önüne sermektedir. Bu kirli planın diplomatk ayağı sözde ‘Barış Kurulu’ adına görevlendirilen Tony Blair’in skandal talebiyle ifşa olmuştur. Blair’in, Filistn Yönetmi’nden ders kitaplarındaki ‘Filistn’ ifadesini silerek yerine ‘Samiriye’ yazılmasını istemesi, Filistn’i masada ve zihinlerde yok etme girişiminin belgesidir. Sözde barış için kurulan bu yapı, siyonist terör rejiminin mülksüzleştrme ajandasına resmen hizmet etmektedir.” denilerek yürütülen bu komploya ve kirli stratejilere dikkat çekildi. “Bölge ülkeleri artk bu derin gafeten uyanmalı” Uluslararası toplumun ve bölge ülkelerinin siyonist terör rejiminin işgaline karşı sergilediği pasif tutumun eleştrildiği değerlendirmede, siyonist işgal rejimine karşı ise net bir tavırın alınması çağrısında bulunuldu: “Bu gerçek karşısında net ve mutlak bir israil karşıt tavır almak yerine, ‘iki devletli çözüm’ söylemleriyle kendilerini avutan bölge ülkeleri artk bu derin gafeten uyanmalı, bu içi boş vaatlerin siyonist rejime tüm Filistn topraklarını yutması için zaman kazandıran bir tuzak olduğunu görmelidir.” “Hiçbir plan Filistn'in hakikatni ortadan kaldıramayacaktr” Siyonist planlara boyun eğilmemesi çağrısı yapılan değerlendirmede, “Masada barış makyajı yapıp sahada soykırımı derinleştrenlerin yalanlarına asla teslim olunmamalıdır. Ne ilhak dayatmalarına ne de coğraf simge oyunlarına geçit verilmelidir. Bilinmelidir ki hiçbir plan Filistn’in tarihî ve hukuki hakikatni ortadan kaldırmaya yetmeyecektr.” ifadeleri kullanıldı. “İddialara açıklık getrilmelidir” ABD Başkan Yardımcısı JD Vance’in Türkiye dahil bölge ülkelerinin “İran'a bedel ödetmede ABD'ye yardım etği” yönündeki açıklamalarına da değinilen değerlendirmenin sonunda, adı geçen tüm ülkelerin iddialara derhâl açıklık getrmesi ve emperyalist politkalara karşı ortak bir duruş sergilemesi çağrısı yapıldı: “ABD Başkan Yardımcısı JD Vance’in Türkiye, Azerbaycan, Katar ve Suudi Arabistan’a ilişkin yaptğı, ‘Kamuoyu önünde açıklamak istemeseler de İran’a bedel ödetmede bize yardımcı oluyorlar.’  şeklindeki açıklamaları son derece manidardır. Bu söylemlerin, ABD’nin kendi haydutluğuna ve bölgeyi ateşe atan politkalarına, bölge ülkelerini de dâhil etme ve yeni kirli planlarına zemin hazırlama yönündeki beyhude çabasından ibaret olduğunu ümit ediyoruz. Bölge devletleri unutmamalıdır ki ABD yarın bu coğrafyadan çekilip gidecek, ancak bu ülkeler komşu olarak kalmaya devam edecektr. Geleceğini Washington’ın ipoteğine veren politkalar yerine, uzun vadeli bölgesel huzur ve istkrar esas alınmalıdır. Bu noktada Mekke İtfakı ve bölgesel işbirliği mekanizmaları, ABD’nin emperyalist politkalarına ve siyonist rejimin yayılmacı projelerine karşı bölge ülkeleri ile işbirliğini esas almalıdır. Söz konusu açıklamalarda adı geçen tüm ülkeler tarafndan iddialara açıklık getrilmelidir. Hiç kimsenin bölge ülkelerini kendi kirli senaryolarına fgüran yapamayacağı ilan edilmelidir.”

YORUMLAR

Maksimum karakter sayısına ulaştınız.

Kalan karakter: