HÜDA PAR Batman Milletvekili Ramanlı: Vatandaşın alım gücünde bir iyileşme görülmüyor

HÜDA PAR Batman Milletvekili Serkan Ramanlı, TBMM'de düzenlediği basın toplantsında sürekli revize edilen OVP hedeferinin hayat pahalılığını derinleştrdiğini belirt. Programların değişmesine ve tarihlerin sürekli ötelenmesine rağmen vatandaşın alım gücünde hiçbir iyileşme yaşanmadığını vurgulayan Ramanlı, ekonomik düzenin kökten değişmesi gerektğini belirterek, ‘Faizsiz Türkiye Süreci’ başlatlması çağrısında bulundu. HÜDA PAR Sözcüsü ve Batman Milletvekili Serkan Ramanlı, TBMM’de düzenlediği basın toplantsında; 2027-2029 dönemini içeren Orta Vadeli Program'a (OVP), yüksek konut kiralarına, yeni nesil çetecilik ve suç örgütü yapılanmalarına, tesetürün moda malzemesi haline getrilmesine ve Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’nın ikiyüzlü tavrına dair değerlendirmelerde bulundu.

16 Eyl 2026 - 18:34 YAYINLANMA
HÜDA PAR Batman Milletvekili Ramanlı: Vatandaşın alım gücünde bir iyileşme görülmüyor

“Hedefer revize ediliyor, hayat pahalılığı derinleşiyor” Ekonomi programlarında hedeferin sürekli revize edilmesine ve geçim sıkıntsına dikkat çeken Ramanlı, “Ekonomide programlar değişiyor, hedefer revize ediliyor, tarihler ileriye öteleniyor. Fakat vatandaşın alım gücünde ve mutak hesabında maalesef bir iyileşme görülmüyor. 2023’te açıklanan OVP’de 2026 yılı enfasyon hedef yüzde 8,5 olarak belirlenmişt. Bugün ise 2026 için öngörülen oran yüzde 28,4. Yani üç yıl önce ‘2026’da tek haneli enfasyon’ denirken bugün aynı hedef 2029’a bırakılıyor ve yüzde 9 olarak belirleniyor. Büyüme hedefnde de benzer bir tablo var. 2023’te 2026 için yüzde 5 büyüme hedefenirken bugün bu oran yüzde 3,3’e çekiliyor. Yüzde 5’lik büyüme hedef de 2029’a öteleniyor.” dedi. “Hedeferin önemli bir bölümü kâğıt üzerinde dahi tuturulamamıştr” Açıklanan hedeferin önemli bir bölümünün kâğıt üzerinde dahi tuturulamadığını vurgulayan Ramanlı, kamu kaynaklarının yanlış yönetldiğini belirterek şunları söyledi: “Hedeferdeki bu sapmaların vatandaşın hayatndaki karşılığı ise hayat pahalılığı ve gelir kaybıdır. Ağustos ayında açlık sınırı 37 bin 388 liraya, yoksulluk sınırı 121 bin 786 liraya ulaşt. Buna karşılık kamu kaynaklarının nereye yöneldiğine baktğımızda Hazine’nin 1,915 trilyon lira faiz ödediğini, nakit açığının 1,40 trilyon lirada kaldığını görüyoruz.” “Faize dayalı anlayış terk edilmeli” Ekonomik düzenin değiştrilmesi gerektğini ifade eden Ramanlı, “Enfasyon hedef OVP’lerde 13 kez revize edildi ve maalesef kalıcı bir çözüm bulunamadı. Sorun artk yalnızca hedeferin tuturulamaması değil, bu hedeferin neden sürekli revize edilmek zorunda kaldığı ve vatandaşın neden bu yükü taşımaya devam etğidir. Artk hedeferi değil, ekonomik düzeni değiştrmeliyiz. Faize dayalı anlayış terk edilmeli; üretm, isthdam ve adil paylaşım esas alınarak ‘Faizsiz Türkiye Süreci’ başlatlmalıdır.” çağrısında bulundu. Yüksek konut kiralarının dar gelirli vatandaşı zorladığını belirten Ramanlı, yüksek kiraların artk milyonlarca vatandaş için yalnızca bir barınma sorunu olmadığını, doğrudan bir geçim ve hayata kalma meselesi haline geldiğini vurguladı. “Yüksek konut kiraları doğrudan bir geçim meselesidir” Açıklamasında sabit gelirli vatandaşların dert yandığı yüksek konut kiralarına da dikkat çeken Ramanlı, “Özellikle geliri sabit olan emeklilerimiz, asgari ücretlilerimiz ve dar gelirli vatandaşlarımız kazançlarının çok büyük bir bölümünü kiraya ayırmak zorunda kalmaktadır. Emeklinin, asgari ücretlinin başını sokacağı bir evin kirasını dahi karşılamakta zorlandığı bu tabloda, refahtan ve insanca bir hayatan söz etmek mümkün değildir.” diye konuştu. “Çözüm kira sınırında değil, konut arzındadır” Yüksek kiraların düşürülmesine yönelik yeni ve etkili modellerin acilen hayata geçirilmesi gerektğini belirten Ramanlı, “Partmizin daha önce bir çözüm yolu olarak kamuoyuyla paylaştğı TOKİ’nin Kiralık Sosyal Konut Projesi, bu açıdan önemli bir başlangıç niteliğindedir. Ancak üretlecek konut sayısının sınırlı kalması hâlinde, bu adımın kronikleşen barınma krizini tek başına çözmeye yetmeyeceği de açık bir gerçektr. Kalıcı çözüm, yalnızca kira artşlarını sınırlamakla da mümkün değildir. Daha fazla konut üretlmesi, uygun maliyetli konut üretminin desteklenmesi ve başta inşaat maliyetleri olmak üzere üretm maliyetlerinin düşürülmesi zorunludur.” dedi. “Vatandaşı korumak için bütüncül politka şart” Popülist politkalar yerine üretme odaklanılması gerektğini belirten Ramanlı, şunları söyledi: “Bugün yüksek faizlerin konut ve inşaat sektöründeki hareketliliği ciddi biçimde daraltğı da bir gerçektr. Yeni konut üretminin yavaşlaması, yarının kira krizini daha da büyütecektr. Vatandaşımızın barınma hakkını tam anlamıyla güvence altna alan, konut üretmini ve konut arzını sürdürülebilir şekilde artran bütüncül bir politkaya artk her zamankinden daha fazla ihtyaç vardır.” Çeteler yeni, tehlike eski: Önleyici tedbirler şart Son dönemde trmanışa geçen yeni nesil çetecilik ve suç örgütü yapılanmalarına da dikkat çeken Ramanlı, Türkiye'nin geçmişteki mafyatk yapıların bedelini çok ağır ödediğini hatrlatarak önemli uyarılarda bulundu. “Zedelenen kamu düzeni” Ramanlı, “Türkiye, geçmişte çeteleşmenin, mafyatk yapıların ve suç örgütleri arasındaki alan kapma mücadelelerinin topluma ne kadar ağır bedeller ödetğini tecrübe etmiştr. Bu yapılar yalnızca asayişi bozmakla kalmamış, şiddet sıradanlaştrarak hukuka ve kamu düzenine duyulan güveni zedelemiştr. Güç kullanmanın, tehdidin, kolay yoldan para kazanmanın, gayrimeşru ve yasa dışı yollarla nüfuz elde etmenin özendirici hâle gelmesi, toplumsal değerlerde de ciddi tahribata yol açmıştr.” şeklinde konuştu. “Tehdit ve güç gösterisi çete kültürüne dönüşebilmektedir” Gençliği tehdit eden yeni nesil suç örgütlerine karşı polisiye tedbirlerin tek başına yeterli olmadığını belirten Ramanlı, “Bugün yeni nesil çetecilik, geçmişte yaşanan sorunların sosyal medya ve dijital iletşim kanalları üzerinden farklı biçimlerde yeniden ortaya çıkması riskini taşımaktadır. Yasa dışı bahis, dolandırıcılık ve uyuşturucu ağları çocuklara ve gençlere daha kolay ulaşabilmektedir. Okulda ya da mahallede başlayan baskı, dışlama, tehdit ve güç gösterisi zamanla gruplaşmaya, şiddetn normalleşmesine ve çete kültürüne dönüşebilmektedir.” diye konuştu. “Sorumluluğu yalnızca çocuklara ve gençlere yüklemek doğru değildir” Sorumluluğun sadece çocuklara yüklenemeyeceği uyarısında bulunan Ramanlı, açıklamasını şöyle sürdürdü: “Bu noktada sorumluluğu yalnızca çocuklara ve gençlere yüklemek doğru değildir. Devletn görevi ve sorumluluğu, suç işlendikten sonra operasyon yapmakla sınırlı değildir. Devlet, çocukları ve gençleri suç örgütlerinin etkisinden korumak için suç oluşmadan önce gerekli önlemleri almakla da yükümlüdür. Bunun için okullarda ve mahallelerde erken müdahale mekanizmaları kurulmalı, dijital ortamlar etkin biçimde takip edilmeli ve gençlerin suç örgütleri tarafndan güç, statü ve kazanç vaatleriyle kandırılmasının önüne geçilmelidir.” “Geçmişteki çeteciliğin ağır bedelleri yeni nesillere yaşatlmamalıdır” Geçmişte çeteciliğin topluma ödetği ağır bedellerin yeni kuşaklara yeniden yaşatlmasına izin verilmemesi gerektğini belirten Ramanlı, “Çetecilik yalnızca bir asayiş sorunu değil, aynı zamanda sosyoekonomik ve sosyokültürel bir sorundur. Geleceğe dair umudu azalan, emeğiyle hayatnı değiştrebileceğine inanmayan gençler; kolay para, güç ve statü vaatlerine daha açık hale gelmektedir. Ailede, okulda ve toplumda merhamet, vicdan, adalet, sorumluluk ve başkasının hakkına saygı gibi değerlerin yeterince aktarılmaması da şiddetn ve haksız kazancın normalleşmesine zemin hazırlamaktadır. Bu nedenle çetecilikle mücadele sadece polisiye tedbirlerle değil; ekonomik şartların iyileştrilmesi, gençlere gelecek umudu verilmesi ve ahlak, din ile değerler eğitminin güçlendirilmesiyle mümkündür. Türkiye, geçmişte çeteciliğin topluma ödetği ağır bedellerin yeni kuşaklara yeniden yaşatlmasına izin vermemelidir.” dedi. İstanbul Galataport'ta bir giyim frması tarafndan gerçekleştrilen “tesetür deflesine” tepki gösteren Ramanlı, dinî değerlerin ve İslamî kimliğin podyum eğlencesine alet edilmesini eleştrdi. “Tesetür podyum malzemesi değildir, dinî değerlerimiz alay konusu yapılamaz” Geçmişte 28 Şubat zihniyetnin başörtüsüne yönelik doğrudan baskılarını büyük mücadelelerle geride bıraktklarını hatrlatan Ramanlı, bugün ise tesetür düşmanlığının çok daha sinsi ve yozlaştrıcı bir versiyonu ile karşı karşıya kalındığına dikkat çekerek şöyle konuştu: “Müslüman kadının başörtüsü bir moda aksesuarı değil, Müslüman kadının İslamî kimliğinin göstergesi ve İslam’ın şiarlarındandır. İstanbul Galataport’ta bir frma tarafndan gerçekleştrilen deflede, Allah’ın emri olan tesetür, bir gösteri ve moda malzemesine dönüştürülmüş; Yüce Allah’ın kadınlar için baş tacı olan ayet, kutsallığına yakışmayacak bir şekilde sergilenmiştr. Dinî değerlerimizi bu şekilde alaya almak ve aşağılamak karşılıksız kalmamalı; kutsallarımızı hedef alan, yozlaştran ve aşağılayan uygulamalara etkin hukuki tedbirler alınmalıdır.” “Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’nın kararı çife standartr” Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’nın (IAEA) İran dosyasını Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ne (BMGK) sevk etme kararına da değinen Ramanlı, kararın Bat merkezli küresel sistemin iki yüzlülüğünü bir kez daha ortaya koyduğunu vurgulayarak, “Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’nın (IAEA) İran’ı ‘yükümlülüklere uymamakla’ suçlayıp BM Güvenlik Konseyi’ne sevk etmesi, uluslararası sistemdeki çife standardın tescilidir.” dedi. “Nükleer yalanlar askeri saldırıları meşrulaştrıyor” Uluslararası kurumların tarafı tutumlarına sert tepki gösteren Ramanlı, ajansın üretği iddiaların ve nükleer söylemlerin, küresel güçlerin askeri müdahalelerini meşrulaştrmak için tasarlanmış birer kurgudan ibaret olduğunu belirterek, “IAEA’nın üretği nükleer yalanların, uluslararası kamuoyunu ikna ederek askeri saldırıları meşrulaştrmaya ve küresel koalisyonlar oluşturmaya hizmet etği ortadadır. Müzakere süreci devam ederken 28 Şubat'ta ABD ve siyonist işgal rejimi tarafndan İran'a yönelik başlatlan saldırılardan önce de benzer tarafı tutumların sergilendiği unutulmamalıdır. Tam 47 yıldır sürdürülen ‘İran nükleer silaha 2 hafa kaldı’ söylemleri, geçmişte Irak’ta uydurulan ‘cehennem silahları’ yalanı gibi tüm dünyayı felakete sürüklemektedir.” ifadelerini kullandı. “Siyonist terör rejiminin nükleer tesislerine neden müfetş girmiyor?” Ajansın 2015 Nükleer Anlaşması’yla şefafığını tescilleyen ve askeri saldırılardan önce de tesislerini denetme açık tutarak iş birliğini sürdüren bir ülkeyi haksız yere hedef tahtasına koyduğunu ifade eden Ramanlı, kurumun gerçek işlevinden saptğını vurgulayarak son olarak şunları kaydet: “IAEA; 2015 Nükleer Anlaşması’yla şefafığını tescilleyen ve savaştan önce de ajansla iş birliğini sürdürerek tesislerini denetme açık tutan bir ülkeyi hedef almak yerine, anlaşmayı tek tarafı yıkan ABD’nin kurgucusu olmayı derhal bırakmalıdır. Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı gerçek görevini yerine getrmek istyorsa; ABD’nin çeşitli türdeki bombalarıyla dünyaya getrdiği yıkıma, siyonist rejimin Gazze ve Lübnan’da sivil halkın tepesine yağdırdığı tonlarca bombanın türüne ve saklanan nükleer tesislerine odaklanmalıdır. Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması'na (NPT) imza atmayan, nükleer cephaneliğini gizleyen siyonist terör rejiminin nükleer tesislerine bugüne kadar tek bir IAEA müfetşi girebilmiş midir?  IAEA’nın sergilediği bu tehlikeli ve tarafı tutum, yarın bağımsız ülkelerin barışçıl nükleer çalışma haklarını gasp edip onları hedef almak için gerekçe olarak kullanılabilecek ahlaktan yoksun bir ikiyüzlülüktür.”

YORUMLAR

Maksimum karakter sayısına ulaştınız.

Kalan karakter: