HÜDA PAR Milletvekili Dinç'ten 'fon vurgunu' açıklaması: Soruşturmanın şefaf yürütülmemesi soru işaretlerini artrıyor

HÜDA PAR Mersin Milletvekili Faruk Dinç, yüz binlerce yatrımcıyı mağdur eden fon vurgununa iştrak etği iddia edilen kişiler ve gruplarla ilgili soruşturmanın yeterince şefaf yürütülmemesinin, kamuoyundaki soru işaretlerini ve spekülasyonları artrdığına dikkat çekt. HÜDA PAR Genel Başkan Yardımcısı ve Mersin Milletvekili Faruk Dinç, TBMM’de düzenlediği basın toplantsında; yüz binlerce vatandaşı mağdur eden fon vurgununa, Meclis’e sunulması gündemde olan 13. Yargı Paket’ne, emekliler ile asgari ücretlilerin geçim sıkıntsına, “Millî” gün kutlamalarında sergilenen gösterilere, eğitm desteğine, Mekke İtfakı üyelerinin İran ziyaretne ve siyonist terör rejimindeki sözde seçimlere dair değerlendirmelerde bulundu.

04 Kas 2026 - 17:47 YAYINLANMA
HÜDA PAR Milletvekili Dinç'ten 'fon vurgunu' açıklaması: Soruşturmanın şefaf yürütülmemesi soru işaretlerini artrıyor

“13. Yargı Paket, ertelenen sorunlara kalıcı çözümler üretmelidir” Meclis’e sunulması gündemde olan 13. Yargı Paket’nin, önceki paketlerde ertelenen ve toplumun uzun süredir çözüm beklediği temel sorunlara kalıcı çözümler üretmesi gerektğini belirten Dinç, yargının ağır işleyişi, süresiz nafaka mağduriyet, karmaşık infaz rejimi ve aile içi uyuşmazlıklar gibi kronikleşen alanlarda adil, eşit ve yapısal reformların hayata geçirilmesi çağrısında bulundu. “Süresiz nafaka meselesi artk ertelenmemelidir” Reform beklenen dört yapısal sorunu sıralayan Dinç, şöyle konuştu: “Birincisi; yıllarca süren davalar, yargının ağır işleyişi ve adalet duygusunu zedeleyen kararlar ciddi mağduriyetlere yol açmaktadır. Yargının hızlı, etkin ve adil işlemesini sağlayacak köklü idari, teknik ve yapısal düzenlemeler hayata geçirilmelidir. İkincisi; yıllardır çözüm bekleyen süresiz nafaka meselesi artk ertelenmemelidir. Tarafarın ekonomik durumunu, evlilik süresini ve hakkaniyet ilkelerini gözeten; nafakada makul süre ve ölçülülük esasına dayanan adil bir düzenleme yapılmalıdır. Üçüncüsü; karmaşık ve çoklu infaz rejimi, eşitlik ilkesini zedeleyen ciddi mağduriyetler üretmektedir. Cezaevlerindeki yoğunluk da dikkate alınarak hukuki öngörülebilirliği sağlayan, benzer durumdaki hükümlüler arasında eşitsizlikleri gideren, tek, eşit ve adil bir infaz sistemine geçilmelidir. Dördüncüsü; aile içi uyuşmazlıklarda doğrudan kolluk ve yargısal süreçlere başvurulması, kimi zaman sorunları derinleştrerek aile birliğinde telafsi güç yaralar açmaktadır. Aile içi anlaşmazlıkların büyümeden çözülmesini sağlayacak, hukuki güvencelere dayanan aile hakemliği mekanizması hayata geçirilmelidir. 13. Yargı Paket, sorunların bir kez daha ertelendiği değil; adaletn güçlendiği, mağduriyetlerin giderildiği ve kalıcı çözümlerin üretldiği bir reform paket olmalıdır.” “Emekliye ve asgari ücretliye reva görülen bu mu?” Milyonlarca emekli ve asgari ücretlinin aldığı maaşla ayın sonunu getremediğini ve vatandaşın sırtna yeni yükler bindirildiğini belirten Dinç, “En düşük emekli maaşı ve asgari ücret, insanca yaşamaya yetecek seviyeye çıkarılması gerekirken vatandaşın temel ihtyaçlarını dahi karşılamaya yetmiyor. Bu durumu kabul etmek mümkün değildir.” diye konuştu. “Kış kapıdayken faturaları pahalılaştrmak sosyal devletle bağdaşmaz” Elektrikte devlet desteği sınırının 3 bin kilovatsaate düşürülmesini ve kış öncesi doğal gazda da kademeli fyatlandırmaya geçiş adımlarını eleştren Dinç, açıklamasına şöyle devam et: “Doğal gazda kademeli tarife uygulamasıyla tüketm limitni aşan abonelerin devlet desteği dışına çıkarılması, elektrikte ise yıllık destek kapsamındaki tüketm sınırının 4 bin kilovatsaaten 3 bin kilovatsaate düşürülmesi gündemde. Kış kapıdayken vatandaşın ısınma ve aydınlatma gibi temel ihtyaçlarını karşılamasını daha da pahalı hâle getrmek hangi sosyal devlet anlayışıyla bağdaşmaktadır? Vatandaş tasarruf edemediği için değil, geçinemediği için zorlanıyor. Emekli aylığı ve asgari ücret artrılmalı; doğal gaz ve elektrik desteklerinin kapsamı da genişletlmelidir. Geçim derdi yaşayan milyonların karşısına yeni faturalar çıkarmaktan vazgeçilmelidir.”Dinç, emeklinin maaşının, işçinin ücretnin ve vatandaşın geçiminin halkın birinci gündemi olduğunu belirterek geçim konusunun ertelenecek bir mesele olmadığını ve derhâl çözülmesi gerektğini vurguladı. “Fon vurgununun üzeri örtülmemelidir” Eylül ayında patlak veren, yüz binlerce vatandaşı mağdur eden ve Borsa İstanbul'da trilyonlarca liralık sarsıntya yol açan büyük fon vurgununa da değinen Dinç, kriz öncesinde tepe fyatan satş yapan grupların yaklaşık 188 milyar liralık haksız kazanç sağladığına dikkat çekerek, adli ve idari süreçlerin kamuoyunun beklentsini karşılayacak açıklıkta yürütülmediğini vurguladı. “455 bin kişi mağdur edildi, 188 milyar liralık haksız kazanç sağlandı” Açıklamasında krizin boyutlarına ve küçük yatrımcının uğradığı zarara dikkat çeken Dinç, şu ifadeleri kullandı: “Eylül ayında patlak veren fon krizinde 455 bin kişi mağdur edilmiş, krizin hemen öncesinde en tepeden satş yapan belli gruplar, yaklaşık 188 milyar liralık haksız kazanç elde etmişlerdir. Vurgunun ortaya çıkmasının ardından SPK'nın aldığı tasfye kararları sonrasında fonlarda yaşanan değer kaybı 227,1 milyar lirayı bulmuştur. Ayrıca krizin patlak vermesiyle panik satşa geçen yatrımcılar, portöy yönetm şirketlerinin gerçekleştrdiği zorunlu likidite satşları, şişirilmiş fyatların çöküşü ve yaşanan uluslararası güven kaybı, Borsa İstanbul'da trilyonlarca liralık değer kaybına yol açmıştr.” “Geçim sıkıntsının zirve yaptğı dönemde kamuoyu infal halinde” Ekonomik koşulların ağırlığına değinen Dinç, dar gelirli ve birikimini korumaya çalışan vatandaşların mağduriyetnin toplumda derin bir yara açtğını belirterek, “Hayat pahalılığının, geçim sıkıntsının ve ücretlerdeki yetersizliklerin had safada olduğu bu dönemde, telafuz edilmesi bile zor olan bu denli büyük bir vurgunun yapılmış olması kamuoyunda infale neden olmuştur.” şeklinde konuştu. Dinç, yaşanan fon vurgununun, sokağın yanı sıra medya ve siyaset dünyasında da en önemli gündem maddelerinden biri olmayı sürdürdüğünün altnı çizdi. “Soruşturma yeterince şefaf değil, şüpheler büyüyor” Gözalt, tutuklama ve mal varlığı tedbirlerinin kamuoyu vicdanını rahatlatmaya yetmediğini belirten Dinç, “Soruşturmalar, tutuklamalar, mal varlıklarına konulan tedbir kararları birbirini izlemektedir. Ancak vurguna iştrak etği iddia edilen kişiler ve gruplarla ilgili soruşturmanın yeterince şefaf yürütülmemesi, kamuoyundaki soru işaretlerini ve spekülasyonları artrmaktadır. Özellikle haksız kazanç elde etği, vurgunun gerçekleştrilmesine katkı sağladığı veya yaşananlara göz yumduğu öne sürülen kişi ve yetkili kurumlarla ilgili iddialar hâlâ gündemdeki yerini korumaktadır.” ifadelerini kullandı. “Ucu kime dokunursa dokunsun hesap sorulmalıdır” Kamuoyunda oluşan hassasiyetn de dikkate alınarak tavizsiz ve kararlı bir soruşturmanın yürütülmesi çağrısında bulunan Dinç, şöyle konuştu: “Bu büyük vurgunun üzeri örtülmemeli, sorumlular kim olursa olsun mutlaka hesap vermelidir. Haksız kazanç elde edenler tespit edilmeli ve ucu kime dokunursa dokunsun olayın tüm boyutlarıyla aydınlatlması sağlanmalıdır. Bu, yalnızca adaletn gereği değil, aynı zamanda toplumun güven duygusunun korunmasının da temel şartdır.” “Eğitmde Maarif Kardeşliği Dayanışması kurulmalı" Eğitm kurumlarında öğrenim gören yaklaşık 25 milyon öğrencinin ülke nüfusunun yüzde 29’unu oluşturduğuna dikkat çeken Dinç, maddi imkânsızlık ve manevi boşluğun hiçbir çocuğun eğitm hayallerine engel olmaması için devlet, yerel yönetmler, hayırseverler ve sivil toplum kuruluşlarının iş birliğiyle "Eğitmde Maarif Kardeşliği Dayanışması" kurulması çağrısında bulundu. “Destek, okul öncesinden üniversiteye kadar sürdürülmelidir” Okul öncesinden üniversiteye kadar uzanan süreçte kimsesiz, yetm ve ihtyaç sahibi çocukların tüm ihtyaçlarının karşılanması gerektğini ifade eden Dinç, “Kimsesiz, yetm ve ihtyaç sahibi öğrencilerin kırtasiye, internet, bilgisayar, ulaşım ve kurs ihtyaçları karşılanmalıdır. Bununla birlikte öğrencilerin ilim, irfan, ahlak ve hikmetle yetşmeleri sağlanmalı; onlara manevi destek sunacak hizmet ve ortamlar oluşturulmalıdır. Destek, okul öncesinden üniversiteye kadar sürdürülmelidir.” dedi. “Bir çocuğun elinden tutmak, bir geleceği kurtarmaktr” Ekonomik durumu iyi olan çevreler ile dar gelirli aileler arasında kurulacak köprülerin toplumsal bağları güçlendireceğine vurgu yapan Dinç, “Hiçbir çocuk maddi yoksunluk ve manevi boşluk yüzünden eğitmden mahrum kalmamalı; imkânı olanlarla ihtyaç sahipleri arasında bir kardeşlik köprüsü kurulmalıdır. Bir çocuğun elinden tutmak, bir geleceği kurtarmaktr.” şeklinde konuştu. Eğitm kurumlarında ve resmi törenlerde gerçekleştrilen “Millî” gün kutlamalarının içeriğine yönelik eleştrilerde bulunan Dinç, Millî Eğitm Bakanlığına acil düzenleme çağrısında bulundu. “Kutlamalar millî ve manevi değerlerden kopuk olmamalıdır” Kültürel değerleri gölgede bırakan ve kültür emperyalizmine zemin hazırlayan gösterilerden vazgeçilmesi gerektğini ifade eden Dinç, şunları kaydet: “ ‘Millî’ günlerin kutlamalarında sergilenen bazı etkinlikler, tercih edilen kıyafetler ve Bat kültürünü merkeze alan gösteriler, millî ve manevi değerlerimizle bağdaşmamaktadır. Bir lisedeki sözde kutlamalarda, gençlere Alman valsi yaptrılması, bu anlayışın somut örneklerinden biridir. Oysaki millî günler, milletn ortak hafzasını ve bağımsızlık ruhunu yaşatmalı; kültürel değerlerimizi gölgede bırakan, dahası kültür emperyalizmine teşne olan gösterilere dönüştürülmemelidir.” “Çocukların görsellere secde etrilmesi ve beden teşhiri kabul edilemez” Törenlerde çocuklara yaptrılan bazı ritüelleri ve kıyafet tercihlerini eleştren Dinç, “Öte yandan küçük çocukların, velilerinin rızası gözetlmeden birtakım görsellere secde etrilmesi ve bedenlerinin teşhir edilmesi kabul edilebilir bir durum değildir. Tören kıyafetlerinin maliyetnin ailelere yüklenmesi de mağduriyetlere neden olmaktadır.” şeklinde konuştu. “Millî Eğitm Bakanlığı gerekli düzenlemeleri yapmalıdır” Millî Eğitm Bakanlığına çağrıda bulunan Dinç, “Millî gün kutlamalarının temel ahlak kurallarını gözetecek, beden teşhirini engelleyecek, manevi ve kültürel değerlerimizi yansıtacak ve ailelere maddi külfet yüklemeyecek şekilde gerçekleşmesi için gerekli düzenlemeler Millî Eğitm Bakanlığı tarafndan yapılmalıdır.” dedi. “Dış güçlerin askeri varlığı istkrar değil, savaş getriyor” Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan temsilcilerinin İran ziyaretni bölgesel güvenlik için önemli bir adım olarak değerlendiren Dinç, “Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan'ın üst düzey temsilcilerinin İran'a gerçekleştrdiği ziyaret, bölgesel barış ve güvenlik açısından önemli bir adımdır. Bölge ülkelerinin kendi güvenliklerini ortak iradeyle sağlamaya yönelik girişimleri oldukça önemlidir. Bölgemizde dış güçlerin askerî varlığının istkrar değil, savaş ve kriz getrdiği ortadadır. Bu nedenle bölgesel savunma ve güvenlik iş birliği, somut adımlarla güçlendirilmelidir.” şeklinde konuştu. “Yabancı askeri varlıklar bölgeden tasfye edilmeli” Bölge devletlerinin birbirlerine güvenlik teminat vermesi gerektğini belirten Dinç, şu çözüm önerilerinde bulundu: “Bu yöndeki en önemli adım, başta ABD üsleri olmak üzere yabancı askerî varlığın bölgeden tasfye edilmesi olacaktr. Bölge ülkeleri, topraklarını ve hava sahalarını birbirlerine yönelik saldırılarda kullandırmayacaklarına dair karşılıklı güvenceler vermelidir. Bölgenin güvenliği, dış güçlerin askerî himayesiyle değil, bölge devletlerinin egemenliğine dayanan diyalog, dayanışma ve ortak güvenlik mekanizmalarıyla sağlanmalıdır.” “Sorun tek başına Netanyahu yönetmi değil, siyonist rejimin varlığıdır”İşgal rejimindeki sözde seçimlerin ve siyasi aktör değişimlerinin bir yanılsamadan ibaret olduğunu dile getren Dinç, “Siyonist terör rejiminde sözde seçimlerin ardından yeni yönetmin oluşturulmasına yönelik süreç devam ederken yaşanacak siyasi değişimin işgal ve soykırım politkalarında köklü bir dönüşüm sağlayacağı beklentsi gerçekçi değildir. Netanyahu'nun yerine başka bir ismin gelmesi, işgal politkalarının sona ermesinden ziyade, dünya kamuoyunun tepkisini azaltacak yöntemlerle, daha az görünür biçimde sürdürülmesi demektr.” diye konuştu. “Bölge ülkeleri normalleşme arayışlarına bel bağlamamalı” Sözde ateşkese rağmen Gazze'deki soykırımın devam etğine dikkat çeken Dinç, sözlerini şöyle noktaladı: “Bölge ülkeleri, Netanyahu sonrası normalleşme arayışlarına bel bağlamak yerine Filistn meselesinin çözümünü öncelik haline getrmelidir. Zira bölgesel barışın önündeki temel engel, yönetmdeki isimler değil, katliam ve yayılmacılığı esas alan siyonist işgaldir. Kalıcı barış ve istkrarın sağlanması; işgalin sona erdirilmesine, saldırgan politkaların durdurulmasına ve Filistn halkının meşru haklarını güvence altna alan bir çözümün hayata geçirilmesine bağlıdır.''

YORUMLAR

Maksimum karakter sayısına ulaştınız.

Kalan karakter: