HÜDA PAR: Fon krizi bütün yönleriyle araştırılmalıdır

HÜDA PAR’dan yapılan açıklamada, son dönemde yaşanan fon krizinin yalnızca teknik bir mesele olmadığını, binlerce kişinin birikimini ilgilendiren derin bir güven krizi olduğu vurgulanarak denetm zafyetlerinin sorgulanması ve mağduriyetlerin giderilmesi çağrısında bulunuldu. HÜDA PAR Genel Merkezi tarafndan yayımlanan hafalık gündem değerlendirmesinde, kamuoyunda geniş yankı uyandıran fon krizine ilişkin dikkat çeken bir açıklama yapıldı. Açıklamada ayrıca üniversite hastanelerindeki eş durumu mağduriyetne ve ekranlar ile dijital mecralardaki yayınların aile yapısına verdiği zarara da değinildi.

09 Eki 2026 - 19:02 YAYINLANMA
HÜDA PAR: Fon krizi bütün yönleriyle araştırılmalıdır

“Sorumlulukların kimlere ait olduğu bütün yönleriyle ortaya çıkarılmalıdır” Yaşanan krizin çok yönlü bir güven meselesi haline geldiği ifade edilen değerlendirmede, “Son dönemde yaşanan fon krizi, yalnızca sermaye piyasalarının veya ekonominin teknik bir meselesi olarak görülemez. Binlerce insanın emeğini, birikimini ve geleceğini ilgilendiren bu tablo; hukuk, ekonomi ve kamu denetmi açısından birlikte ele alınması gereken ciddi bir güven meselesidir. Gelinen noktada öncelik, mağduriyetlerin giderilmesi ve yatrımcıların haklarının eksiksiz biçimde korunmasıdır. Ancak bununla yetnilemez. Bu krizin nasıl ortaya çıktğı, denetm mekanizmalarının neden zamanında ve etkili şekilde işletlmediği, varsa ihmal ve sorumlulukların kimlere ait olduğu bütün yönleriyle ortaya çıkarılmalıdır.” denildi. “Haksız kazanç alanlarıyla etkin mücadele şart” Olayın yalnızca münferit kişi veya kurumlara indirgenemeyeceğinin alt çizilen değerlendirmede, meselenin kayıt dışı ve gayrimeşru kazanç yapılarıyla bağlantsına dikkat çekilerek şu ifadelere yer verildi: “Meseleyi yalnızca birkaç kişi veya kurum üzerinden okumak da eksik olacaktr. Fon krizi; yolsuzluk, rüşvet, tefecilik, kumar ve bahis gibi haksız kazanç alanlarıyla mücadelede güçlü bir hukuk düzeninin ve etkin denetmin ne kadar önemli olduğunu bir kez daha göstermiştr.” “Hiç kimsenin nüfuzu, makamı ve ekonomik gücü hukukun üzerinde olmamalıdır” Ekonomik istkrar ve güven ortamının ancak adil bir yargı mekanizmasıyla sağlanabileceği ifade edilen değerlendirmede, “Ekonomide güvenin temeli hukuktur; hukukun temeli ise adalet, şefafık ve hesap verebilirliktr. Hiç kimsenin nüfuzu, makamı veya ekonomik gücü hukukun üzerinde olmamalıdır. Türkiye’nin ihtyacı, krizi geçici tedbirlerle yönetmek değil; benzer mağduriyetlerin yeniden yaşanmasını önleyecek güçlü denetm mekanizmaları kurmak; insanı, emeği ve hakkı merkeze alan adil bir ekonomik ve hukuki düzeni hayata geçirmektr.” çağrısında bulunuldu. “Üniversite hastanelerinde eş durumu mağduriyet sürüyor” Üniversite hastanelerinde eş durumu olan personelin tayin taleplerine de değinilen değerlendirmede, “2025 Aile Yılı’nın ardından 2026-2035 döneminin ‘Aile ve Nüfus On Yılı’ olarak belirlenmesi, aile kurumunun korunmasına ve güçlendirilmesine verilen önemin açık bir göstergesidir. Ancak aile bütünlüğünün korunmasına yönelik hedefere rağmen üniversite hastanelerinde görev yapan sağlık çalışanlarımızın eş durumu nedeniyle görev yeri değişikliği taleplerinde yaşanan sorunlar halen devam etmektedir. Üniversitelerin idari ve mali yapıları, personelin tabi olduğu farklı isthdam statüleri ve sağlık hizmetlerinin sürekliliği elbete dikkate alınmalıdır. Ancak bu hususlar, aile birliğinin korunmasına yönelik makul ve uygulanabilir çözümler geliştrilmesine engel olmamalıdır.” ifadelerine yer verildi. “‘Aile ve Nüfus On Yılı’ hedeferi yalnızca söylemde kalmamalı” Değerlendirmenin devamında, bazı kamu kurumlarındaki becayiş ve karşılıklı eşleştrme yöntemlerinin örnek alınarak üniversite hastanelerinde çalışan eşlerin aynı şehirde görev yapabilmelerinin önünün açılması ve böylece aile bütünlüğünün korunması çağrısında bulunuldu: “‘Aile ve Nüfus On Yılı’ hedeferi yalnızca söylemde kalmamalı, çalışma hayatndaki uygulamalara da yansıması gerekmektedir. Bu çerçevede üniversitelerimizin eş durumu nedeniyle tayin taleplerine daha yapıcı yaklaşması, kurumlar arası geçiş ve tayin imkânlarının önündeki engellerin azaltlması ve aile bütünlüğünü bozan uygulamaların giderilmesi çağrısında bulunuyoruz.” “Aile yapımızı ekranlarda ve dijital mecralarda da korumalıyız” Bir yandan aile yapısını tehdit eden suç ve istsmar odaklarına karşı “Ailem Güvende” operasyonları gerçekleştrilirken diğer yandan televizyon ekranları ile dijital mecralarda aile yapısını ve toplumsal ahlakı zedeleyen yayınların yaygınlaşmasına seyirci kalınmasının büyük bir çelişki olduğuna dikkat çekilen değerlendirmenin devamında, şu ifadelere yer verildi: “Gündüz kuşağı programlarında aile mahremiyet reytng uğruna ihlal edilmekte, adli vakalar ekranlarda tartşmaya açılmakta, şikâyetler ve suç iddiaları adeta birer medya yargılamasına dönüştürülmektedir. Oysa suçun araştrılacağı, delillerin değerlendirileceği ve adaletn tecelli edeceği yer televizyon ekranları değil, yargı mercileridir. Medya, kendisini mahkemenin yerine koymamalıdır.” “Dijital teşhir çocukları tehdit ediyor” TikTok, Instagram ve benzeri dijital platormlarda çocukların ve ailelerin mahremiyetni hiçe sayan içeriklerin hızla yayıldığına da dikkat çekilen değerlendirmede, “Beğeni ve etkileşim uğruna çocukların dijital ortamda teşhir edilmesi, onları ciddi güvenlik ve gelişim riskleriyle karşı karşıya bırakmaktadır.” denildi. “Aileyi korumak, toplumun geleceğini korumaktr” Değerlendirmenin sonunda ise, “Aileyi korumak, yalnızca suçla mücadele etmekten ibaret değildir. Aile mahremiyetni ve çocuklarımızı ekranlardan ve dijital mecralardan yayılan zararlı içeriklerden korumak da bu mücadelenin bir parçasıdır. Yetkili kurumlar daha etkin ve caydırıcı tedbirler almalı, aileler ve eğitmciler dijital riskler konusunda bilinçlendirilmelidir. Aileyi korumak, toplumun geleceğini korumaktr.” vurgusu yapıldı.

YORUMLAR

Maksimum karakter sayısına ulaştınız.

Kalan karakter: