DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan:“Niye hiçbir şey yapmadınız? Elinizi kolunuzu kim bağladı?"
"Devletin milyonlarca insandan aldığı vergiyi, tüyü bitmemiş yetimin hakkını bu işlerde sakın ha kullanmayın” "İlk 15 günün karnesi zayıf” "Fon krizi değil, fon dolandırıcılığı" "2 haftadır eliniz armut mu topluyor?" DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, Mesele Ekonomi YouTube kanalında Semih Sakallı'nın sorularını yanıtladı.
Fon dolandırıcılığını, kriz yönetimindeki aksaklıkları, akaryakıt fyatlarını ve ekonomideki gidişatı değerlendiren Babacan, önceden yapılan uyarılara rağmen harekete geçmeyen kurumlara da seslendi: "Elinizi kolunuzu kim bağladı? Kim sizi böyle felç etti?" diyen Babacan, mağduriyetin kamu kaynaklarıyla giderilmesine karşı çıkarak "Devletin milyonlarca insandan aldığı vergiyi, tüyü bitmemiş yetimin hakkını bu işlerde sakın ha kullanmayın" uyarısında bulundu. "Hem parti tarafında hem de devlet yönetimi tarafında insanlar bundan haberdar; niye hiçbir şey yapmadınız? Elinizi kolunuzu kim bağladı?" Fon dolandırıcılığından önce yapılan uyarılara dikkat çeken Babacan şunları kaydetti: "Hazine Maliye Bakanı ta Kasım 2025'te 'Manipülasyonun farkındayız' diyor. İktidar partisinin genel başkan yardımcısı 'Bizi uyarıyorlardı, devlet görevini yapmamış' diyor. Ya arkadaş, her ikinizin de patronu aynı kişi. Devlet görevini yapmamış diyorsun da zaten devlet başkanı kim? Sen genel başkan yardımcısısın. Kimin genel başkan yardımcısısın? Senin genel başkanın kim? Öbürüne dönüyorsun Bakanın. Sen kime bağlı çalışıyorsun? Aynı kişiye bağlı çalışıyor. Olabilecek en üst seviyede. Hem parti tarafında hem de devlet yönetimi tarafında insanlar bundan haberdar da niye hiçbir şey yapmadınız? Ben buradan soruyorum. Elinizi kolunuzu kim bağladı? Kim sizi böyle felç etti?” “Göz mü yumdunuz, görevi mi ihmal ettiniz, yoksa acaba ortak mıydınız bu işlere?” “Yapılması gereken konularda atılması gereken adımlarda niye kurumlar harekete geçemedi? O kurumların içindeki insanlar gözlerinin önünde bu kadar büyük bir dolandırıcılık varken, bu kadar iş büyüyene kadar niye harekete geçmediler? Elinizi kolunuzu kim tuttu diye ben şimdi onlara soruyorum. Yoksa göz mü yumdunuz, görevi mi ihmal ettiniz, yoksa acaba ortak mıydınız bu işlere diye. Bütün bu kurumlarda bu işten sorumlu olan insanlara buradan sizin yayınınızda soruyorum. Buna bir cevap vermeleri lazım. Cevap vermeden önce de, önce dediğim gibi bu sorunların önce bir kenara ayrılıp yeni bir ekibin kurulması lazım." "Devletin milyonlarca insandan aldığı vergiyi, tüyü bitmemiş yetimin hakkını bu işlerde sakın ha kullanmayın” Fon Koordinasyon Kurulu'nun "vatandaşlarımıza ek bir yük getirilmemesi yönünde görüş birliğine varılmıştır" açıklamasını değerlendiren Babacan şu uyarıda bulundu: "Ne yapılması lazım? Tam da sorunuzun özü bu. Devlet kaynakları, hazine kaynakları. Bunlar kullanılacak mı, kullanılmayacak mı? İkide bir bunu söylüyorlar. Ama ben burada hatırlatmakta fayda görüyorum. Çünkü bu iş böyle başlar. Yarın bu işin üst düzey siyasi sorumlularını ya da üst düzey bürokrasideki sorumlularını kurtarmak için hazine kaynaklarına, Merkez Bankası kaynaklarına başvurmaya doğru böyle meyillenebilirler. Sakın ha diyorum, sakın ha hazinenin kaynaklarına dokunmayın. Merkez Bankası'nın para basma makinalarına dokunmayın bu işi çözmek için. Devletin milyonlarca insandan aldığı vergiyi, tüyü bitmemiş yetimin hakkını bu işlerde sakın ha kullanmayın. Bunun yakın takipçisi olacağız ve tek bir kuruşunun da hesabını soracağız. Bu çok önemli bir konu. Çünkü devlet kefl olmadığı, 'Ben buna garanti veriyorum, keflim' demediği bir konuda ne yapacağını iyi bilmeli. Devlet garantisi varsa, kefalet varsa ayrı bir şey. Devletin kefl olmadığı, garanti vermediği bir konu ayrı bir şey. Aksi halde ne olur? Parayı vururum, kazanırsam bana kalır. Kaybedersem de çıkarım, bunu bırakırım hazinenin sırtına. Böyle bir şey olmamalı.” "İlk 15 günün karnesi zayıf” Kendisine yöneltilen "İlk 15 gün itibarıyla umudunuz var mı?" sorusunu yanıtlayan Babacan, "Valla şu ana kadar bir karne, öğrenci karnesi versek 10 üzerinden belki 3-4 alırlar. Orta bile değil. Zayıf. İlk 15 günün karnesi zayıf. Ama nasıl bu karnenin yükseleceğini anlatıyoruz. Daha ne diyelim? Ben söyledim. 'Eğer elemanınız yoksa eleman bulalım verelim size' dedim. Reçete yazalım gönderelim. Hazır çünkü hepsi. Bunların hepsini yapalım. Ama bugüne kadar bizden ne eleman talebi geldi ne reçete talebi geldi. Aradan da 15 gün geçti" ifadelerini kullandı. "Devlet Denetleme Kurulu kendi yönetim kurulu olarak görev yaptığı dönemle ilgili Borsa İstanbul'u nasıl denetleyecek?” Kendisine yöneltilen "Adalet Bakanlığı çok aktif bu süreçte. Birçok açıklama Adalet Bakanlığı tarafından geliyor. Hatta bakanlığın, savcılığın açıklayıp sonra tekrar geri çektiği bazı kararlar var. Siz buna nasıl yaklaşıyorsunuz? Bu tüm süreci kim ele almalı, kim başında olmalı?" sorusunu yanıtlayan Babacan şu ifadeleri kullandı: "Adalet Bakanlığı aslında şu anda bir Türkiye Başsavcılığı gibi çalışmaya başladı. O da yargının bağımsızlığı açısından baktığınızda, hâkimlerin, savcıların kendi özgür iradeleriyle hareket etmesi gerektiğine baktığınızda orada da garip bir durum görüyoruz. Ama şunu unutmayalım, yargı yönetemez. Yargı sadece denetler, suçluyu suçsuzu ayırır, suçlunun da cezasını verir. 'Yargı bu işi yönetsin, yargıya nasılsa devrettik, havale ettik, bu işi yargı çözsün' böyle bir şey olmaz. Onun için ben yine neyi önermiştim? 'Devlet Denetleme Kurulu mutlaka devreye girmeli' demiştim. Devlet Denetleme Kurulu da devreye girdi. Ama baktık ki Devlet Denetleme Kurulunun başkanı Borsa İstanbul'da da yönetim kurulu üyesiymiş, ikinci başkanmış. Şimdi Devlet Denetleme Kurulu kendi yönetim kurulu olarak görev yaptığı dönemle ilgili Borsa İstanbul'u nasıl denetleyecek? Nasıl olacak bu iş?” "Enfasyonun beklentisini yönetmek, enfasyonun kendisini yönetmek kadar önemlidir”Akaryakıt fyatlarının nasıl yönetilmesi gerektiğine ilişkin soruyu yanıtlayan Babacan şunları vurguladı: "Akaryakıt fyatlarına böyle zırt pırt zam yapılmaz. Çünkü enfasyonun beklentisini yönetmek, enfasyonun kendisini yönetmek kadar önemlidir. 2002 yılından 2008 yılına kadarki sürede dünyada petrol fyatları 20 dolardan 150 dolara çıktı, 7,5'a katladı. Biz aynı dönemde enfasyonu tek haneye indirdik ilk 2 yılda. Ve tam 12 yıl boyunca da tek hanede tuttuk. 'Kusura bakmayın. Bizim elimizde değil ki. Petrol fyatları kaç? 20 dolardı, çıktı 150 dolara. Ne yapalım?' demedik. Yönettik. Çünkü bu sadece mesai saatinde çalışayım, sonra eve gideyim yatayım, şurada gezeyim mezeyim, böyle olmaz. Hazinenin ışıkları sabahlara kadar yanacak arkadaş. Maliyenin ışıkları sabahlara kadar yanacak. Biz o krizleri öyle çözdük. Herkes çok çalışacak ama topyekûn kurum olarak çok çalışacak. Herkes, kurumdaki her kişinin içi yanacak, kalbi ülke için atacak. Eğer kurumda çalışanlara 'Senin siyasi görüşün bu, sen bilmem Alevi'sin, sen de bilmem şuradan gelmişsin' falan diye siz ayırıp da, bütün kurumlar için söylüyorum bunu, ayrımcılık yapıp da sadece belli proflden insanları yönetici yapıyorsanız o kurumun performansı topyekûn düşer, olmaz. İnsan kaynağı yapılarıyla başlayan bir iş bu.” "Fon krizi değil, fon dolandırıcılığı" Meclis resepsiyonunda en çok hangi konunun konuşulduğu sorusunu yanıtlayan Babacan şu tespitte bulundu: "Resepsiyonda herhalde önemli konulardan birisi tabii ki bu son fon meselesi. Fon krizi diyoruz da biz aslında buna fon dolandırıcılığı dememiz gerekiyor. Çünkü kanunda açık adı bunun piyasa dolandırıcılığıdır. Kanunu ben çıkarttım zamanında Meclisten 2012'nin sonunda Aralık ayında son iş günü çıkarttım Meclisten Sermaye Piyasası Kanunu. Tam adı Piyasa Dolandırıcılığı. Dolayısıyla bu mesele aslında fon dolandırıcılığı meselesi. Fon krizi deyince sanki durup dururken kendi kendine çıkmış bir şey gibi anlaşılıyor. Öyle değil, birileri dolandırdı insanları." "Böyle kriz yönetilmez, acilen önce bir görev gücünün kurulması lazım” Fon Koordinasyon Kurulu'nun yapısını eleştiren Babacan şunları kaydetti: "Ben bir hafta önceki bir başka canlı yayında aslında bir görev gücü kurulması gerektiğini söylemiştim. ‘Task force’ dediğimiz. Görev gücü demek, görevi sadece bu olan, 5 ila 7 kişiden oluşan ama meselenin sermaye piyasaları boyutunu bilen, merkez bankacılık boyutunu bilen, bankacılık boyutunu bilen, gerekirse o kurumlardan da insanları alan ama 24 saat işi bu olan bir görev gücü oluşması gerektiğini söylemiştim. Şimdi kurulan fon kurulu. Bir baktım bugün fotoğrafara. 20 kişi midir nedir? Bunların işi de değil. Orada oturanların belki yarısının işi bu değil. Sermaye piyasalarını çok iyi bilen, bu işin tekniğini bilen, hukuki yönünü bilen ve 24 saat bu işle yatıp kalkan bir görev gücü kurulmadan bu iş çözülmez. Oradaki insanlar zaten kurumların başındaki insanlar. İktidar partisinin genel başkan yardımcıları, şunlar bunlar. Bunlar zaten işlerini yapıyor. Cumhurbaşkanı yardımcısı şimdi haftada bir bunları toplayıp da ne yapacaklar orada? Günlük bazda, anlık bazda koordinasyon gereken bir kriz yönetiminin gerekliliği var burada. Bir kriz böyle yönetilmez, böyle bir şey olmaz. Krizin bir öncesi aşaması vardır. Kriz öncesi aşama. Kriz anı vardır. Bir de kriz sonrası bunun çözümlenmesi vardır. Şu anda krizin ortasındayız. Krizin ortasında kriz anını yönetme ile ilgili bakın 17 Eylül'den bugüne 2 hafta geçti. 2 haftadır kura kura kurdukları 20 kişilik hantal bir heyet. Onlar da ilk toplantısını yapıyor, 3 paragrafık bir açıklama yapıyor. Peki günlük bazda kim koordine edecek bunu? Günlük anlık kararları kim verecek? Kim hızla hareket edebilecek? Böyle haftada bir toplanalım olmaz. Piyasalar biliyorsunuz anlık değişir. Bir saat geç karar alırsınız, bakarsınız borsa endeksi aşağı yukarı oynamaya başlar. Böyle kriz yönetilmez, acilen önce bir görev gücünün kurulması lazım.""Sayın Erdoğan'ın 'Arkadaşlar bir kenara çekilin' demesi lazım” Fon dolandırıcılığında sorumluluğun kimde olduğu sorusunu trafk kazası benzetmesiyle yanıtlayan Babacan şunları ifade etti: "Zincirleme kaza. Ben sadece iki araba diye basit bir örnek verdim. Burada bir sürü araba birbirine karışmış bir kaza var. Ve bu kazanın çok sayıda sürücüsü var, çok sayıda sorumlusu var. Kurum başkanları, kurul üyeleri seviyesindeki insanların bir an önce anahtarı teslim edip 'Biz biraz kendimize gelelim, büyük bir şok yaşıyoruz, başkaları götürsün bu işi bir süre' demeleri lazım. Demiyorlarsa da çıkıp Sayın Erdoğan'ın demesi lazım ki 'Arkadaşlar bir kenara çekilin. Suçlu suçsuz şu anda ayıracak durumumuz yok. Belki sen masumsun, belki sen de, bilemem şu anda. Ama yeni bir ekip kuralım da bir an önce şu krizi çözelim, bir an önce şu güveni yeniden inşa edelim' demesi lazım. Başka türlü olmaz. İnanın debelenip duracağız ve vakit de yok." "Acilen dediğim tedbirler alınmazsa bu iş servet etkisiyle ekonomide bir durgunluk dönemini bile tetikleyebilir" Fon dolandırıcılığının ekonomiye etkilerine dikkat çeken Babacan şu uyarıda bulundu: "Bu iş güven meselesi. Güveni hızlı bir şekilde oluşturmazsanız Allah korusun beterin beteri var. Buradaki mağdurlar sadece buraya para koyan insanlar değil ki, değil mi? Burada 130, bilemedin 200 tane şöyle ya da böyle fon var, birkaç bin tane de başka fonlar var. Şimdi bütün bunların değeri düştü Türkiye'de. Diğer fonlara para yatıranların da birikiminde erime oldu. Değil mi? Borsa endeksi düştü. Borsada milyonlarca insan yatırımcı. Şimdi milyonlarca insanın ne suçu var? Gitmiş sapasağlam bir şirket. Dürüst, şeffaf, açık çalışan bir şirket ya da bir banka, bir sanayi kuruluşu. Gitmiş bunun hisse senedini almış, güvenmiş almış. Bu insanın ne suçu var? Şimdi onların da serveti eridi, onların da birikimi eridi. Ve bunun bakın bir servet etkisinden doğan bir ekonomik durgunluk riski de var. Ben onun için burada tekrar bu işi yönetenleri uyarmak istiyorum. Acilen dediğim tedbirler alınmazsa bu iş servet etkisiyle ekonomide bir durgunluk dönemini bile tetikleyebilir. Bir an önce güveni oluşturacak tedbirleri hızlı bir şekilde almak lazım. Açık gitmek lazım. Şeffaf gitmek lazım." "2 haftadır eliniz armut mu topluyor?" Kendisine yöneltilen "Siz bu fon skandalının, fon dolandırıcılığının ana sebebinin düzenleme eksikliği olduğunu mu düşünüyorsunuz yoksa kadroların suistimali mi?" sorusunu yanıtlayan Babacan, yaşananları bir yangına benzeterek şu ifadeleri kullandı: "Şimdi bu binanın diyelim ki sprinkler sistem var, değil mi? Tavanlara dikkat edin. Hep yangın hissedici sistemler var. Merkezde büyük su deposu var. Yangın çıktığı anda sensör hissediyor ve sprinkler anında yerinde söndürüyor. Şimdi yangın sensörü niye çalışmadı? Sprinkler niye çalışmadı? Büyük bir yangın çıkmış. Acaba birileri onun ayarıyla mı oynadı? Yangın var ama detektör almıyor. Acaba biri fşini mi çekti? Kim o üçkâğıtçı? Kim dolandırdı milleti ya? Bunların bir an önce ortaya çıkması lazım. O da bu usulle, bu iş tutuş tarzıyla olmaz. İki haftadır eliniz armut mu topluyor ya? 2 hafta oldu bu iş ortaya çıkalı. Daha kurul yeni kuruldu da ilk toplantısını bugün yapıyor da 20 kişilik heyetle sözüm ona. Vay yavrum vay, bu işi yürütecekler. Olmaz, olmaz. Bak ilk başlarda daha itidalli bir şekilde ve yol gösterecek, yön gösterecek şekilde, nasıl çözüleceğini bu işin anlatıyorum ama vakit geçtikçe artık kusura bakmasınlar, insanın sabrı yok, piyasanın sabrı yok, güvenin sabrı yok. Güveni oluşturmak için acil ve düzgün adımlar atılması gerekiyor." "Hırsızlığı yapmış olmanın bir cezası vardır, bir yaptırımı vardır”Fon dolandırıcılığından para kazananlar için açıklanan IBAN uygulamasını eleştiren Babacan şu ifadeleri kullandı: "Geçen bir IBAN numarası vermişler. Bu işlerden para kazanan gelsin buraya yatırsın diye. Şimdi düşünün: Biri gelmiş kuyumcudan altınları çalmış kaçmış. Geceleyin kapısını açık bırakıyorsun, 'Çaldığın altınları geri koy, geri koyarsan belki başına bir iş gelmeyebilir' diyorsun. Böyle bir uygulama olur mu? Kuyumcuyu soymuş, boşaltmış, götürmüş. Altını geri getir koyarsan diyorsun, bak kapıyı açık bırakıyorum, getir enselersin. Peki adalet bu mu? Yargı bu mu? Bırakın bunu, tek bir çeyrek altın kuyumcudan çalan yakalandığı zaman o çeyrek altını geri teslim ettiği zaman yırtabiliyor mu? Kurtulabiliyor mu? O hırsızlığın bir yaptırımı var, cezası var değil mi? Yoksa herkes çalar. 'Yakalanırsam geri iade ederim' der. 'Yakalanmazsam da bana kalır' der. Herkesi hırsızlığa teşvik etmiş olursunuz. O çeyrek altını kuyumcuya geri iade etmesi yetmez. O hırsızlığı yapmış olmanın bir cezası vardır, bir yaptırımı vardır. Onunla da karşı karşıya kalması lazım. İnanın ne yaptıklarını bilmiyorlar ya. Çok üzülüyorum. Bu memleketim adına üzülüyorum. Bu güzel büyük Türkiye'm adına çok üzülüyorum, içim yanıyor. Bu ülke buna layık değil." "Bu arındırma operasyonu rahatlıkla yapılır ama bunun için de en tepeden bir irade lazım" Kendisine yöneltilen "Siyasi bir tarafı olmasa bu büyüklükte bir dolandırıcılık yapılamaz dediniz. Şimdi aynı siyasi taraf bu sorunu aydınlatacak. Bu bana mümkün olmayan bir görev gibi geliyor. Orada daha büyük bir değişim şart değil mi?" sorusunu yanıtlayan Babacan şu ifadeleri kullandı: "Ama siyaset dediğiniz şey, bir kadro. Bugün hâlâ AK Parti içerisinde iyi niyetli, bu işlerden gerçekten çok üzgün, 'Bunlar da mı gelecekti başımıza?' diyen bir sürü insan var. Orada da bir arındırma lazım, bir arındırma operasyonu lazım. Bugünkü iktidar için söylüyorum, isterlerse yapabilir bunu. 'Bizim artık bu arınma için bir fırsattır arkadaş. Kimsenin gözünün yaşına bakmayacağız, kusura bakmasın' deyip bir arınma yapabilirler. Siyasi iktidar komple baştan aşağı bozuk insanlar demek değil ki. İçlerinde bir sürü iyi niyetli insan var. AK Parti dediğimiz tamamen yoldan çıkmış insanlar grubu değil ki. Orada hâlâ iyi niyetli, 'Keşke memlekette iyi bir şey olsa, keşke alternatif yok, mecburen buralardayız, buna destek veriyoruz ama keşke daha iyi bir şey olsa' diyen bir sürü insan var. Dolayısıyla öyle çok şey yapmamak lazım. Herkesi de bir kefeye, bir torbaya koymamak lazım. Bu arındırma operasyonu rahatlıkla yapılır ama bunun için de en tepeden bir irade lazım. En tepeden kuvvetli bir irade lazım. İşte onun için bir göreceğiz. Türkiye için dönüm noktası dememin sebebi de bu. Bu güveni yeniden oluşturmak için bir fırsat olarak kullanacak mı yoksa 'Böyle gelmiş, böyle gider. Durumu idare edelim de, bu da geçer yahu. Bunu da idare edelim, seçime kadar bu işi bir şekilde yönetelim' diyecekler mi? Onu da ben de merakla izleyeceğim, bakacağım. Tabii ki merakla izleyeceğiz. Biz takipçisi olacağız. Tabii yanlış gördüğümüz şeyleri 'Durun, yapmayın, etmeyin' diyeceğiz. 'Böyle olmaz, şöyle yapılır' diyeceğiz. Zaten bizim varlık sebebimiz ve bütün mücadelemiz, bugün için bir muhalefet partisi olarak, yarının iktidarına talip olarak varlık sebebimiz ve mücadelemiz tam da bunlar için." "Sapasağlam, tertemiz kadroları meydanlarda yuhalattılar" Merkez Bankası'nın eski üst düzey yöneticilerine yönelik suçlamalarla ilgili soruyu yanıtlayan Babacan şunları kaydetti: "Nereden nereye diyorum, nereden nereye? Bir zamanlar o 2008-2009 krizinin yönetilmesiyle ve daha sonraki o ekonominin hızlı büyüdüğü dönemde makro ihtiyati tedbirleri dünyada ilk uygulayan ve neredeyse Nobel İktisat Ödülüne aday gösterilecek kredibiliteye ulaşmış bir Merkez Bankası. O sapasağlam, pırıl pırıl kadrolar. Bir tanesi kalmış değil, hepsi temizlendi oradan. Maalesef hepsi uzaklaştırıldı. Bambaşka bir insan kaynağı yapısı oluştu. Dediğim gibi bakın son kadrolarda Merkez Bankası'nda en az 1-2 isim var. Onlar tutmaya çalışıyorlar bir şekilde. Ama yetmiyor ki. Sistemin tümü çok önemli. Ve bakın bizim o tertemiz kurduğumuz Merkez Bankası'ndaki o tertemiz kadrolar üzerine ne kadar ağır hakaretler yaptılar ya. Vatan hainiyle suçladılar. Miting meydanlarında benim arkadaşlarımı yuhalattılar ya. Benim arkadaşım, Merkez Bankası'nın sapasağlam kadroları. Neymiş? Faizi yüzde 8'den 7'ye indirmedim diye. Siz ne yaptınız ya? Yüzde 50'ye çıkarttınız işte faizi. Ne yaptınız? İndire indire bugün hâlâ yüzde 37. 3,5 yıl geçmiş. Yüzde 50'den indirebildikleri yüzde 37. Dünyanın en yüksek faizlerinden bir tanesi. Sapasağlam, tertemiz kadroları meydanlarda yuhalattılar. Bunlar faizi 8'den 7'ye indirmiyor diye. Şimdi işte bahsettiğiniz, anlattığınız tür insanlarla da Türkiye bir krizden bir başkasına yuvarlanıyor." "Bu kötü yönetimin faturasını milyonlar ödüyor" Konuşmasına devam eden Babacan şunları söyledi: "2018'de sistem değişti, başkanlık sistemi geldi. Tek imzayla bütün yetki. Ne oldu? Önce ilk Hazine Bakanı, 2018'den sonraki, önce bir enfasyonu patlattı, döviz kuru patladı. Ondan sonra biri geldi, bilmem KKM diye bir şey uydurdular. Yine milletin sırtına yüklediler. Merkez Bankası'na karşılıksız para bastırıp o kur korumalı mevduatın faizlerini ödediler. Ondan sonra tekrar bizim zamanında çalıştığımız arkadaşlar geldi. Onlar da faiz yükseltti, vergi yükseltti. Başka hiçbir şey yapmadılar. Yapamıyorlar, olmuyor. Ondan sonra bekliyorlar ki ekonomi düzelsin diye. Faturayı da emeklimiz ödüyor. Bakın, 38 bin liraya çıkmış açlık sınırına karşı, bugün Türkiye'deki emekli maaşı 23 bin 500 lira. Asgari ücret 28 bin lira ya. Açlık sınırı 38 bine çıktı. Daha yeni açıklandı biliyorsunuz. 30 Eylül'de Türk-İş açıkladı. 4 kişilik bir ailenin asgari gıda masrafı 38 bin. Bugün emekli alıyor 23,5. Bu kötü yönetimin faturasını milyonlar ödüyor. Tekrar edeyim, düzelmesi de bir o kadar kolay. Sağlam kadrolar, kural bazlı yönetim ilkesi, şeffafık, hesap verebilirlik, yolsuzlukla kesin mücadele. İşte yöntemi belli. GRECO raporunda var. GRECO'da biz de varız. Kamu İhale Yasası'ndan bahsettim. Çözüm de bir o kadar kolay ya. Tıkır tıkır hepsi çözülür. Bakarsın 'Burası Türkiye miydi?' Yaşadığımız ülke. Pandemiyi unuttuk ya şimdi mesela. Pandemi yaşadık hep beraber, değil mi? Sokağa çıkma yasağı vardı, dışarı çıkamıyorduk. Ama şu anda pandemi deyince o kötü günleri insan hafızadan çabuk siliyor. İnsanın biraz yaratılışından herhalde böyle, eski olumsuzluklar hafızadan çabuk siliniyor. Onun için bu kötü günler de geçer, inşallah hafızalardan da çabucak siliniverir. Bu büyük ve güzel ülkemiz yeniden ayağa kalkar, kanatları uçar inşallah."