SAADET PARTİSİ GENEL BAŞKANI MAHMUT ARIKAN: “SURİYE'NİN KUZEYİNDE TÜRK BAYRAĞI İNDİRİLİRKEN SURİYE'NİN GÜNEYİNDE İSRAİL BAYRAĞI DİKİLDİ.”

Saadet Partisi Genel Başkanı Mahmut Arıkan, Now TV’de yayınlanan Çalar Saat programında İlker Karagöz’ün sorularını yanıtladı. Dış politikadan güvenlik başlıklarına, emekli maaşlarından yargı sistemine kadar gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulunan Arıkan, ABD politikalarına sert eleştiriler yöneltti, iktidara erken seçim çağrısı yaptı ve “üçüncü yol” vurgusu yaptı, AK Parti’den ittifak davet olursa ne yanıt verirsiniz sorusuna da yanıt verdi. Arıkan’ın ifadelerinden öne çıkan başlıklar:

22 Oca 2026 - 17:50 YAYINLANMA
SAADET PARTİSİ GENEL BAŞKANI MAHMUT ARIKAN: “SURİYE'NİN KUZEYİNDE TÜRK BAYRAĞI İNDİRİLİRKEN SURİYE'NİN GÜNEYİNDE İSRAİL BAYRAĞI DİKİLDİ.”

“AK PARTİ, SAADET PARTİSİ'NİN ÖZGÜL AĞIRLIĞINI KALDIRABİLECEK BİR PARTİ DEĞİL” “Hangi yollarla, hangi ekonomik politikalarla, hangi dış politika duruşuyla, hangi ahlaki ve manevi anlamdaki tahribatı ortadan kaldıracak bakış açısıyla, eğitim modelini nasıl yaşanabilir hale getireceğimizi konuşacağımız isimleri. Üçüncü bir yolu inşa edeceğiz biz, Allah izin verirse. Üçüncü yol derken neyi kastediyorum? Bugün iktidar partisinden de ana muhalefet partisine memnun olmayan ciddi bir kitle var. Ki kamuoyu yoklamalarını sizler de görüyorsunuz. En büyük partilerden bir tanesi kararsızlar partisi. Mevcut aktif olan aktörlerin içerisinde. Kararsız olacak da öyle çok bir ortam yok aslında. Mevcut iktidar ve diğer aktörler bir şey göremiyor. O insanlara bir cazibe merkezi oluşturamıyor. Bunu kamuoyu yoklamalarının neticesini söylüyorum. Şahsi yorumu katmadan söylüyorum ben bunu. Biz bir üçüncü yolu inşa ederek bu kararsız seçmeni ikna etmenin yollarını arayacağız. Öyle bir noktada gayret gösteriyoruz. Çalışmalar yapıyoruz. AK Parti, Saadet Partisi'nin özgür ağırlığını kaldırabilecek bir parti değil. Öyle bir teklifleri bulunamaz.” “SEÇİMİ AĞIZLARINA ALMIYORLAR ÇÜNKÜ KOLTUKLARINI KAYBEDECEKLER.” “Çünkü görünen köy kılavuz istemez. Seçim olduğu takdirde. Koltuklarını kaybedecekler için, 23 yıllık iktidara son verecekler için. Seçimi asla ağızlarına almıyorlar orada. Dün Meclis grubunda da ifade ettim. Sandığın bugün gelmesi gerekir. İktidar bunu defalarca, tüm muhalefet söylüyor. İktidarda, işte biraz önce videoda verdiniz, haberde verdiniz, insanlar yine bizi seçecek diyor. O zaman gelin. O zaman seçim yapalım. Ülkeyi biraz rahatlatalım. İçeride beka probleminden bahsediliyor. Dışarda bu kadar olağanüstü gelişme var. İç tahkimatı sağlamamız gerekir diyor. Bunu seçimle sağlayabiliriz. Siz muhalefeti bu kadar ötekileştirirseniz, siz muhalefeti bu kadar düşmanlaştırırsanız içeride tahkimatı sağlayamazsınız. Terörsüz Türkiye deyip de birçok sorunu görmezden gelirseniz, sadece bütün dikkatleri oraya kesip, biraz önce ekrana verdiğiniz mağduriyetleri görmezden gelirseniz, tahkimatı sağlayamazsınız, seçimlere başarı gelemez. Bunu gördüğü için sonuna kadar zorlamak istiyor. 2027 muhtemelen seçim yılı olacak. Muhtemelen, şunu da üstelik ifade ediyorum, seçim ekonomisi olacak. Yine dört yıl boyunca sıkılan kemerler, önümüzdeki yıl biraz gevşetilecek. Tekrar en başa döneceğiz. Yanlış planlama yüzünden seçim ekonomisi uygulayacağımız için. 20 yıldır bunu yaptı zaten. Her seçim senesinde. Çok büyük para kaynaklarını açtı. Paraya ulaşmayı kolaylaştırdı. Seçimden sonra bunun acısını fazlasıyla çıkarttı. Hatırlayın, 2023 seçimleri olduğunda. Mazot 14-15 liraydı. Bugün 60 lira oldu. Aradan iki sene geçti sadece, iki buçuk sene geçti. Bunu nasıl izah edebilirsiniz? Yanlış ekonomi yönetimiyle izah edebilirsiniz. Mehmet Şimşek'i getirebilmek için neler yaptılar, hatırlayın. AK Parti'nin genel merkez yöneticisine mikrofonlar konuldu, kürsüler konuldu. Sonra çıkmadı Mehmet Şimşek kürsüye. Vazgeçildi, 15 gün sonra ikna edildi. Aradan bunca zaman geçti. İktidara geldiklerinde Mehmet Şimşek'i getirdiklerinde enflasyon yüzde 38 idi. Bugün yüzde 30. Yani iki buçuk senede 8 puan enflasyonu düşürebilmişiz. Ama bu kadar insanın canını yaktık. İktidar şunu söylüyor: Emekliye, memura verirsek enflasyon fırlar diyor. Böyle bir mantık, böyle bir bakış açısı olabilir mi Allah aşkına?” “ÜÇÜNCÜ BİR YOLU İNŞA EDECEĞİZ” “Biz Türkiye'de yüzde 50 artı 1 seçim sisteminin olduğu bir dönemde hiçbir partinin tek başına seçime girmesini doğru bulmuyoruz, bir anlamı da yok. Yani hiçbir parti yüzde 50 artı 1 yakalayamayacak, ittifaklar yapılması gerekiyor. Ve Saadet Partisi, 60 yıla yakın geçmişi olan bir siyasi parti ve 60 yıl boyunca parti menfaatinden ziyade memleketimizin, insanların menfaatini önceleyerek siyaset yapmış. Geçmişte biz Cumhuriyet Halk Partisi ile 1970'lerde koalisyon yaptık. Merhum Türkeş'le, merhum Demirel'le yine o dönemde yaptık. Çiller'le 90'larda biz koalisyon yaptık. Geçtiğimiz dönemde 6 siyasi parti bir araya geldik. Bu dönemde isimlerden ziyade sistemi konuşmamız gerekiyor.” “AMERİKA’YA DÜŞMAN OLMAK TEHLİKELİDİR AMA ESAS TEHLİKELİ OLAN DOST OLMAKTIR.” “Amerika'nın çok hızlı yakın tarihine bakacak olursak, kuruluşundan bu tarafa nereye gittiyse oraya gözyaşı götürmüş, oraya huzursuzluk götürmüş. İkinci Dünya Savaşı'nın bitmesiyle beraber Yalta'da bir konferans yapıyorlar bunlar. Özellikle bizim bölgemizdeki ülkelerin haritalarını masa başında çizerek bugünkü coğrafyaları tabiri yerindeyse takdir ediyorlar, kendileri takdir ediyorlar. Daha sonraki gelişmelere baktığımızda 1979 yılı önemli bir tarih. İzleyicilerimiz Amerikan Dışişleri Bakanlığı web sayfasında bunu görebilirler. Terör ülkelerinin listesini yayınlıyorlar o tarihlerde. Bizim coğrafyamızdaki ülkelerin hepsi 1979 yılında terör listesine giriyor. O günden bu tarafa da bizim coğrafyamızda yaşanan hadiseleri hep beraber görüyoruz. 2000 yılına geldiğimizde bir İkiz Kuleler saldırısı gerçekleşti. Hâlâ anlayamadık. Dört tane uçak havalandı, iki tanesi ikiz kulelere vurdu, bir tanesi Pentagon'a, bir tanesi boş bir araziye düştü. O dönemki Başkan George Bush çıktı. Bizim bölgemize yeni bir savaş başlatacaklarını, herkesin tarafını seçmesini istedi. “Ya bizden yanasınız ya da karşıdan yanasınız” dedi. Afganistan işgal edildi, Irak işgal edildi, Suriye bu noktaya geldi. Mısır'da yaşananlar, Libya'da yaşananlar, Lübnan'da yaşananlar, Gazze'de yaşananlar. Hepsini yakından takip ettiğimiz bir süreci yaşamış olduk. Bugüne geldiğimizde de Tom Barak diye bir adam var. Türkiye Büyükelçisi Amerika'nın ve de Ortadoğu Suriye özel temsilcisi. Her hafta bizimle alakalı akla ziyan açıklamalar yapıyor. Geçenlerde, bir ay kadar önce, Yunanistan'da Heybeli Ada'da ruhban okulunu tekrar açacaklarını ifade etti. Dubai'de Hazar'dan Akdeniz'e kadar yeni bir hizalanma olacağını ifade etti. Nereye bağlıyorum? Eski Amerikan başkanlarından birinin bir sözü var: Amerika'ya düşman olmak tehlikelidir ama esas tehlikeli olan dost olmaktır. Ve sabah akşam bize “dostumuz” diye hitap etmesi, bizimle alakalı övgü cümleleri kullanması, bizi çok tedirgin etmesi gereken bir durum olarak ben değerlendiriyorum.” “ÇOK BÜYÜK TEHLİKE, ADIM ADIM BİZE YAKLAŞIYOR.” “Geçmişte ABD’nin dost olana neler yaptığını hepimiz biliyoruz. SDG ile olan hadiseyi hep beraber biliyoruz. Saddam ile olan, Kaddafi ile olan; bunlar hep geçmişte. Amerika'nın dostu olan ülkelerde neticenin nereye gittiğini hep beraber görmüş olduk. Bize bu şekilde “dostum” demezse artık Avrupa'da tedirginlik yarattığını görüyoruz. En son dün Meloni'nin bir açıklaması vardı. Dikkatinizi çekmiştir. Avrupa'ya, NATO üyelerine… Trump böyle pervasız konuşunca Meloni dedi ki: Ne yapalım o zaman? Avrupa'daki üslerinizi mi kapatalım? Bunu mu istiyorsunuz? Bu duruşu bizim de ortaya koymamız gerekiyor ki… Biz bunu 1970'lerde ortaya koymuşuz. Merhum Erbakan, merhum Ecevit Kıbrıs Barış Harekâtı'nı yaptığında Dönemin Amerika Başkan Aynı bugünkü Trump gibi, bizimle alakalı hadsiz açıklamalar yapmış. Demiş ki Derhal oradaki askerlerinizi çekeceksiniz. “Yoksa biz size ambargo uygularız” deyince. O günün idarecileri “Hadi ambargo uygula” diyor. Neticede o günkü hükümet, bugünkü iktidarın o günlere atıfta bulunarak “yokluk, sıkıntı, perişan bir vaziyetteydik” dedikleri günlerde, Türkiye'deki bütün Amerikan üslerine el koymuşlar. Oradaki Amerikan bayraklarını indiriyorlar, yerine Türk bayraklarını dikiyorlar. Bugün bu duruşu bizim ortaya koymamız gerekiyor. Aksi takdirde çember çok hızlı bir şekilde daralıyor.” “İNCİRLİK’İ KÜRECİK’İ KAPATIN.” “Suriye'de masada bu kadar Amerika'nın hâkim olması, İran'da bu kadar Amerika'nın hâkim olması, diğer coğrafyalarda Amerika'nın bu kadar hâkim olması, çemberin daraldığı anlamına geliyordur. 2004 yılını unutmamamız gerekiyor; yakın bir tarih. 22 yıl önce dönemin Amerika Başkanı Condoleezza Rice, bölgedeki 22 tane ülkenin sınırları değişecek demişti. Bunlardan bir tanesi de bizdik orada. 22 ülkenin biri bizdik. Bu cümleyi görmezden gelip de Trump'ın bugün sandalyemizi çekmesi, bizimle alakalı övgü cümleleri kullanması, bizim bakanlarımıza “çok zeki çocuklar” demesi, Sayın Cumhurbaşkanımıza iltifatlar yapması; bizi son derece tedirgin etmesi gereken ifadeler. Umarım iktidar da buradan hadiselere bakıp gereken tedbirleri alıyordur diye düşünüyorum ama baktığımızda Kürecik radar istasyonunun nerelere hizmet ettiğini hepimiz biliyoruz. İncirlik'te neler olduğunu hep beraber biliyoruz. Biz ısrarla dedik ki: Şu Kürecik radar istasyonunu kapatın. Buradan İsrail'e istihbarat gidiyor dediğimizde, iktidarın yetkilileri bize dedi ki: “Ya ne münasebet.” Biz NATO üyelerine istihbarat veriyoruz. NATO üyesi kim? Amerika. İsrail'in en büyük dostu kim? Amerika. Amerika'ya verdiğimiz istihbaratın İsrail'e gitmeme ihtimali söz konusu olabilir mi? İran'ın 12 günlük savaşlar içerisinde bombalanması… En büyük istihbaratlardan, bir iddiayı ben burada ifade ediyorum, Kürecik'ten gitti. Bunu nasıl izah edeceğiz? Nereye koyacağız biz bunları?” “BUGÜN SURİYE'NİN KUZEYİNDE TÜRK BAYRAĞI İNDİRİLDİ AMA SURİYE'NİN GÜNEYİNDE İSRAİL BAYRAĞI DİKİLDİ.” “ABD bir gün SDG'yi destekliyor, bir gün Şara'yı destekliyor. Daha önce Esad'ı destekliyordu. Esad'ın muhaliflerini destekliyordu. Sürekli Amerika'nın dostları ve düşmanları değişkenlik gösteriyor. Bizim 20 yıl boyunca Amerika'nın dostu olmamızın arkasındaki nedenlerden biri Irak işgaline göz yummamız. Orada başladı bu iş 2002 yılında. ABD'nin olduğu masada tedirgin olmamız gerekir. Ki son dönemleri hep beraber görüyoruz yani Suriye'deki hadiselerde Amerika tam işin merkezinde, olayın merkezinde. Bir dönem SDG'yi güçlendirdi Suriye rejimine karşı. Orayı parlattı. Bugün de Suriye rejimini güçlendirip, SDG'ye bir bombalama yaptığını görüyoruz. Haliyle şartları Amerika belirliyor. Kimin dostu kimin düşmanı olduğunu Amerika belirliyor. Böyle bir ortamda İyi bir şekilde bakmak mümkün değil. Yani Amerikanın olduğu yerde iyi bir şekilde bakmak mümkün değil. Bayrak indirme bir provokasyondu ve dikkatleri oraya çekmemize vesile oldu ki. Çekmemiz gerekir, dikkat etmemiz gerekir. Ama arkasında ne var, ne gizlenmeye çalışıyor? Bugün Suriye'nin kuzeyinde Türk bayrağı indirildi ama Suriye'nin güneyine baktığımızda İsrail bayrağı dikildi orada. Yani Golan Tepelerinden sonra Kunaştepe tepesine de geçtiğimiz hafta İsrail bayrak dikti. İsrail bugün dünyada sınırları olmayan bir ülke ve sürekli genişleyen bir ülke. Golan tepelerini aldı, Şam sınırına kadar dayandı. Biz neyi konuşuyoruz? Kuzeydeki hadiseleri konuşuyoruz. Konuşmayalım demiyorum, bu ifadem yanlış anlaşılmasın. Ama resmin bütününe dikkat kesilmezsek çok büyük tehlike, adım adım bize yaklaşıyor. Condoleezza Rice 2024'te 22 ülkenin sınırı değişecek derken, İsrail'in sınırlarını büyütmekten bahsediyordu. Büyük Orta Doğu Projesi'nin nihai hedefi Büyük İsrail Projesi. Fırat ile Nil arasındaki topraklar. Bunu görmezden gelirsek, bu tehlikeyi sümen altı eder, halının altına süpürmeye kalkarsak esas tehlikeyi gözden kaçırırız. Terörsüz Türkiye ile alakalı.” “HİÇBİR TERÖR ÖRGÜTÜ KÜRTLERİN TEMSİLCİSİ OLAMAZ” “Türkiye'nin enerjisini başka yerlere harcaması gerekiyor. Biraz önce ifade ettiniz; tehlike hızlı bir şekilde yaklaşıyor. İçeride birtakım şeylere ikame etmemiz gerekir. Hâlâ terörle uğraşmamamız gerekiyor. Eminim 86 milyonun içerisinden bir kişi çıkıp da ‘terörsüz Türkiye’ başlığı doğru bir başlık değildir demez. Herkes bunu ister. Ama ben ilk gün, ilk açıklama yapan Sayın Bahçeli'nin bu süreçle alakalı açıklama yaptıktan sonraki ilk açıklama yapan liderlerden biriyim. Ve dedim ki ‘terörsüz Türkiye’ ifadesi müphem bir kavram. Altı boş. Bunu ‘yaşanabilir bir Türkiye’ başlığı adı altında ele alalım. Türkiye'deki bütün hukuksuzlukları, bütün sıkıntıları masaya yatıralım. Aksi takdirde sadece terörü ortaya koyarsak, 1,5 yılın sonunda nereye geldik? Sayın Bahçeli içeride PKK, Kürtlerin temsilcisidir ilan etti. Öcalan'la görüşmeler, gelmeler, gitmeler… Suriye'de yaşanan hadiselere döndü Sayın Bahçeli. Bu sefer dedi ki, YPG Kürtlerin temsilcisi değildir dedi. Bir karar vermek lazım. Doğru bir istikamette, doğru bir planlama yapamadığımız için cümlelerin sürekli değişkenlik arz ettiğini görüyoruz.” “Kürtlerin temsilcisi hiçbir terör örgütü olamaz. 86 milyon içerisinde yaşayan Kürtlerin ne kadar hakkı varsa, yani Türklere tanınan hakların hepsi Kürtlere tanınması gerekir. Burada bir kişi üzerinden muhatap almaya kalkarsak, bir parti üzerinden muhatap almaya kalkarsak… Bir yıl önce Sayın Bahçeli ve DEM Parti eş genel başkanları arasında güzel ifadeler var, dün hep beraber haber bültenleri veriyorsunuz. Dil ne kadar sertleşti. 3 yıl önce muhalefete karşı iktidarın Sayın Bahçeli'nin cümlelerini unutmuş değiliz. Tedirgin ettiler muhalefeti. Niye? ‘Siz Öcalan'ı serbest bırakacaksınız, siz PKK'yla şunu yapacaksınız, bunu yapacaksınız.’ Bunları duyduk. Döndü, iki sene geçti üzerinden. PKK ile münasebete geçen hükümet oldu. Hükümet kanadı olmuş oldu. Süreç şeffaf yönetilmiyor.” “AK PARTİ İKTİDARA GELDİĞİNDE EN DÜŞÜK EMEKLİMİZ ASGARİ ÜCRETİN %50 FAZLASINI ALIYORMUŞ.” “Dün Sayın Cumhurbaşkanı'nın sabah böyle neler konuştuğuna bir baktım, 2002 yılında en düşük emekli maaşı 66 liraydı demiş. Tahminim, sayın Erdoğan'ın danışmanlarının gözden geçirmesi gerekiyor. Kimler çalışıyorsa muhtemeldir danışmanlar şunu almıştır. Geçmişte Millî Görüş gömleğini çıkartmadan önce Refah Partisi'nin siyaset yaptığı günlere geldi herhalde, 90'lı yıllarda. Doğru, o yıllarda emekli maaşı 66 liraydı. Ama AK Parti iktidara geldiğinde en düşük emekli maaşı 216 liraydı. Hatırlarsınız, 2002 yılında AK Parti iktidara geldiğinde 3 Y ile mücadele edeceğiz demişti. Bunlardan bir tanesi yoksulluktu. Bugünkü iktidar ortakları o zaman da hükümetin ortağıydı, MHP'nin ortak olduğu hükümet döneminden devraldıktan sonra bir enkaz devraldık dediler. Emeklilerimiz perişan dediler. Asgari ücret de perişan dediler. Biz bu durumu düzelteceğiz dediler. AK Parti iktidara geldiğinde burası en düşük memur emeklisinin aldığı maaş oranı. Şurası da asgari ücret çizgisi. En düşük emeklimiz asgari ücretin %50 fazlası maaş alıyormuş. Aradan 23 yıl geçti, bu şekilde bu tablo indi çıktı, indi çıktı. En nihayetinde buraya geldiğimizde… En düşük emekli maaşı asgari ücretin %20 altına inmiş. Bakın, memur emeklisinden bahsediyorum. %20 aşağısından bahsediyorum. 23 yılda ülkenin geldiği nokta bu. Özlem Zengin diyor ya hani “Biz garibana hizmet ediyoruz”, biz sözlerimizi tutuyoruz. Söz bu; Hiçbir şey yapmasaydınız hiçbir icraat yapmasaydınız enkaz devraldık dediğiniz günkü durumu muhafaza etmiş olabilseydiniz bugün en düşük emekli memurun maaşı 42 bin lira olacaktı. Emeklinin enkaz hâli bu. Yani asgari ücretin seviye olarak, oransız olarak. Ne kadar %50 fazlasıydı enkaz devraldıklarında” “ÖDEDİĞİMİZ 19 GÜNLÜK FAİZ PARASI, EMEKLİYE VERİLEN TÜM MAAŞ FARKINA DENK” “Algı, maalesef algıyla ülkeyi yönettikleri için gariban vatandaşlar bu şekilde etkiliyorlar zaten. Onların oylarını da o şekilde alıyorlar. Bir beka meselesinden bahsediyor. Bugün bir ülkede bir beka meselesi varsa bu çocukların yaşadığı sıkıntı. Ya bu emekli insan 40 yıl çalışmış. 40 yıl sonra siz göreve geldiğinizde asgari ücretin artı 8,5 idi. Maaş bugün siz iktidardasınız 23 yıl sonra Eksi 40'a getirmişsin asgari ücretin %40 aşağısına getirmişsiniz. Neden bahsediyorsunuz? Ama dönüp meclise geldiğimizde Öyle bir konuşuyorlar öyle bir anlatıyorlar ki Elif Esen bizim milletvekilimiz Yeni Yol grubumuzun Milletvekili Dedi ki en düşük emekli maaş 35 bin lira olması gerekir dediğinde AK Partili milletvekilleri oturdukları sıradan kahkaha attılar. Neden bahsediyorsunuz dediler. Ve dönüp bu tarafa diyorlar ki, ne dedi? İşte emekliler, garibanlar haklarını helal etsinler. Kaynaklar sıkıntılı. Gönül isterdi ki çok daha fazlasını verirdik. Bu da kocaman bir yalan. Ülkede kaynak problemi diye bir şey yok. Ülkede faiz problemi var. Ülkede kaynak problemi diye bir şey yok. Ülkede ahlak problemi var. Maalesef iktidar ahlaki metotlarla, ahlaki stratejilerle ülkeyi yönetmediği için böyle bir tabloyla karşı karşıyayız. Çıktılar dediler ki 70 milyarlara emeklere verdiğimiz 1062'lerden dolayı bütçe ek yük geldi böyle boyunlarını bükerek. Siz neden bahsediyorsunuz? 70 milyar dediğiniz ne? Siz 2026 bütçesinde 2.75 trilyon faiz ödeyeceksiniz. 2.75 trilyon. 2026'un ilk altı ayı, 2026'un ikinci altı ayını topladığınızda emeklere verdiğiniz toplam maaşın karşılığı 19 günlük faize tekabül ediyor. 19 günlük faiz parası emeklere verdiğiniz tüm maaş farkına denk geliyor. Hangi kaynaktan bahsediyorsunuz?” “Emekli maaşını 20 bin liraya açıkladıkları gün, biz kendi adıma kanun teklifi verdim. En düşük emekli maaşının asgari ücret seviyesine getirilmesini, diğer emekli maaşlarını da aynı oranda yükseltilmesiyle alakalı kanun teklifi verdim. Artık imza atmaktan da çekinen ciddi bir kitle var. Ne kadar imza olur dedim. Evvelsi gün akşam gelen sayı 1 milyon 214 bin imza olmuş. 1 milyon 214 bin insanımız emekli maaşıyla geçinemediği için imza atarak hükümete çağrıda bulundu. Bu çağrıya karşılık hükümet ne yaptı? 20 sene önceki emekli maaşlarını farklı rakamlarla vererek manipüle etmeye çalıştı. Sayın Bahçeli çıktı, ne dedi? Emekli maaşı için biz her şeyi yapacağız dedi. Biz dedik ya, elimizi taşın altına koyacağız dedi. Elinizi taşın altına koymanıza gerek yok. Gelin Meclis’e, Saadet Partisi'nin genel başkanının vermiş olduğu öneriye evet oyu vermeniz yeterlidir dedik. Döndüler bu sefer, ret oyu verdiler. Hem komisyonda hem dünkü yapılan oylamada Milliyetçi Hareket Partisi'nin ret oyunu verdiler. Toplumdan kopuk olunca böyle bir tabloyla maalesef karşı karşıya kalıyorsunuz. Yine tekrar ediyorum. İktidarın biz önüne düşmeye hazırız. Gelsinler bizim arkamızda beklesinler, bir çarşı pazarı görsünler. Akşam saatleri bir pazara gitsinler, görsünler.” “1 MİLYON 214 BİN EMEKLİ MAAŞIYLA GEÇİNEMEDİĞİ İÇİN İMZA İLE HÜKÜMETE ÇAĞRIDA BULUNDU” “AK Partili grup başkanı çıkıyor. “Gönül isterdi ki çok daha fazla zam vermek isterdik, kaynak yok” Ben size burada kaynaktan bahsedeyim. 2025 yılında. Faize ödenen kaynakla, 12 adet Marmaray yapabiliyorduk. Övüne övüne anlattığı, büyük reklamlar yaptığı projeden bir yılın faiziyle 12 tane Marmaray yapabiliyorduk. Yine Osman Gazi Köprüsü; orada da büyük bir ucube var. Geçiş garantisi olan bütün geçişler yapıldı. Yine ödeme yapıyoruz firmaya. Orada da ucube bir sözleşme olduğunu görüyoruz. 35 tane Osman Gazi Köprüsü yapabiliyoruz. Kendi kaynaklarımızla, değil mi? O Nas dedikleri, mücadele ettikleri faiz var ya, vermemiş olsalardı 2025 yılında 35 tane Osman Gazi Köprüsü yapabilecektik. Şehir hastaneleri, 35 tane. Şehir hastanesi deyince Anadolu'daki bir şehir hastanesi akla gelmesin. Çam Sakura çapında 35 tane şehir hastanesi yapabilirdik. Depremin yıldönümü yine geldi işte. 6 Şubat yaklaşıyor. Yine bir sürü gürültüyle, lansmanlarla ışıklı salonlarda. Şu kadar konut yaptık, şu kadar depreme bütçe harcadık dediler. 2025 yılındaki faizi sosyal konuta harcamış olsalardı, 688.235 tane sosyal konut yapabileceklerdi. 11 ilimizde yıkılan evlerin hepsinin parasını. Biz bir yılda faizde ödedik. Sürekli bir de işi oraya bağlıyorlardı. Bedava, bir yıllık faizden bahsediyorum. Hep sürekli söylüyorlar ya; efendim deprem olmasaydı kaynaklar vardı, kaynakları oraya artırıyoruz. Buyurun, kaynağı nereye artırdınız ortada. 2025 yılı faiziyle 11 ilimizdeki yıkılan evlerin hepsini yapma bütçesi vardı sizlerde. Ama siz bunu kullanmak yerine farklı yerlere bu kaynakları aktarıp depremdeki acılar üzerinden orayı da istismar ettiniz. Kavramların içi boşaldı, toplum, israf, tasarruf, gariban, maneviyat, ahlak, inanç, adalet; bu kavramların hepsinin içi boşaltıldı.” “MURAT ÇALIK’IN AİLESİNİ ZİYARET EDECEĞİM” “İnsanlar artık güvenmiyorlar. Adalet Bakanı çıkıyor. Biz geldiğimizde şu kadar adalet sarayı vardı, adalet binası vardı. Şimdi 300'den fazla adliye sarayları yaptık diyorlar. Yaptınız, elinize sağlık. Ama içinde adalet var mı? Yapılan kamu yoklamalarını hep beraber görüyoruz. Toplumun adalet sistemine, yargıya güveni yüzde 25'lere düşmüş. Her 4 kişiden 3'ü yargıya güvenmiyor. Siz neden bahsediyorsunuz? Bir gazeteci tweet attığında cezaevine gönderiliyor. Bir siyasetçi açıklama yaptığında cezaevine gönderiliyor. Ama geçenlerde işte gaspçıyı, hırsızı, dolandırıcıyı, uyuşturucuyu serbest bıraktık. Ama gazeteciler tutuklularla dolu. Bakın hükümlü demiyorum, tutuklularla dolu. Bugün cezaevlerinin kapasitesi 300.000'in üzerinde. Ama 400.000'den fazla içeride yatan insan var. Bunun 50.000'den fazlası tutuklu. Haklarında bir hüküm verilmemiş. Orada bekletiliyor. Yani böyle bir yargılama sistemi olamaz ya. Ki tutuksuz yargılama esastır. Şimdi mesela Murat Çalık sağlık sorunlarıyla mücadele ediyor. Bir sıkıntı; ben hafta sonunda bir aksilik olmazsa annesini ziyarete gideceğim, bir geçmiş olsun ziyareti yapacağım. Çok büyük bir sıkıntı ya bu, her şey. Tayfun Kahraman MS hastası bu vaziyette. Sayın Bahçeli ne dedi? Bunlar ne dedi? Serbest kalması gerekir dedi. Anayasa Mahkemesi'nin kararları uygulanması gerekir dedi. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin kararları uygulanması gerekir dedi. Arada ne oldu, ne bitti? Suriye'de bir ortalık karıştı. Bütün bu cümleler rafa kaldırıldı. Hangi şey olursa onlar raftan inecek. Ne olursa tekrar rafa kaldırılacak. Böyle bir şey olmaz. Gelişmeleri program başından beri konuşuyoruz. Dünyada çok hızlı gelişmeler var, sıkıntılı gelişmeler var. Ama siyasetçilerin duruşu net olmalı. O öyle olursa benim duruşum böyle olur, buradan gelirse benim duruşum böyle olur şeklinde idarecilik olmaz. Biz bugün bunu görüyoruz. Sürekli iktidarın dostları değişiyor. Sürekli düşmanları değişiyor. Sürekli sistemi değişiyor. Önümüzdeki ay kiminle dost, kiminle düşman olacak, biz bilemiyoruz ki. Amerika önümüzdeki ay kiminle dost, kiminle düşman olacak, bilemiyoruz ki.”

YORUMLAR

Maksimum karakter sayısına ulaştınız.

Kalan karakter:

ÇOK OKUNANLAR