SAADET PARTİSİ GENEL BAŞKANI MAHMUT ARIKAN: “MECLİS TV DEPREMZEDEYE KAPALI, ŞİMON PERES’E AÇIKTI”

Saadet Partisi Genel Başkanı Mahmut Arıkan, 6 Şubat depremlerinin üçüncü yıl dönümü dolayısıyla bulunduğu Malatya’da düzenlenen medya buluşmasında gazetecilerin sorularını yanıtladı. Arıkan, deprem sürecinden dış politikaya, ekonomiden demokrasiye kadar birçok başlıkta dikkat çeken değerlendirmelerde bulundu. Konuşmasında özellikle TBMM TV’nin depremzedelere kapatılmasını sert sözlerle eleştiren Arıkan, geçmişte İsrail Başbakanı Şimon Peres’in TBMM’deki konuşmasının canlı yayınlanmasını hatırlatarak, “Meclis TV’miz, dünyanın en büyük terör devletinin başbakanına açık ama Adıyaman’daki, Kahramanmaraş’taki, Malatya’daki depremde mağdur olmuş insanlarımıza o ekranların kapalı olması kabul edilebilir bir şey değildir” dedi. Saadet Partisi Lideri Arıkan’ın konuşmasında öne çıkan başlıklar:

05 Şub 2026 - 16:45 YAYINLANMA
SAADET PARTİSİ GENEL BAŞKANI MAHMUT ARIKAN: “MECLİS TV DEPREMZEDEYE KAPALI, ŞİMON PERES’E AÇIKTI”

“ALGININ OLGUNUN ÖNÜNE GEÇTİĞİ BİR SÜREÇTEYİZ” “Değerli arkadaşlar, şimdi algının olgunun önüne geçtiği bir süreç içerisinde yaşıyoruz. Yoğun bir iktidarın yayın, geniş bir medya desteği olduğu için birçok eksikliğin üzerini örtmede son derece mahirler. Ama şöyle bir gerçek var: Sayın Cumhurbaşkanımız ilk yıl altı yüz elli bin konutun teslim edileceğini ve tüm mağduriyetlerin giderileceğini söylemişti. Teknikte bir insan olduğum için bunun mümkün olmadığını hepimiz biliyorduk. Ama o gün mümkün olmadığını söylediğimizde iktidara yakın medya tarafından linç edildik. ‘Siz bu bölgedeki insanların kısa vadeli konutlarına kavuşmasını istemiyorsunuz’ şeklinde bir eleştiri bombardımanına tabi tutulduk. Aradan üç yıl geçti. Bugün dört yüz binler civarında konutların teslim edildiğini görüyoruz ve bunların da eksik olarak teslim edildiğini görüyoruz. Esas burada dikkat çekeceğim husus şu: Sadece bundan bir buçuk ay önce Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin iki bin yirmi altı yılının bütçesi geçti. İki bin yirmi beş yılının bütçesi çok farklı değildi. İki bin yirmi altının bütçesinde iki nokta yetmiş beş trilyon faize verilen bir kaynak var, faiz diye ayıracağımız bir kaynak var. Sadece iki bin yirmi altının bütçesiyle tüm deprem bölgesindeki konutları biz bedava yapabilirdik, tüm konutlar. Ama ekonomi yönetimindeki basiretsizlik yüzünden, yanlış ekonomi politikaları yüzünden, faiz lobilerini mutlu etmeyi öncelediğimizden dolayı böyle bir gerçeklikle karşı karşıyayız. Bugün iki bin yirmi altının ikinci ayına geldiğimiz dönemde, depremin yıl dönümünde hâlâ konteynerde oturan insanların olması, hâlâ kurasını çekip anahtarını alıp evine oturamayan insanların olması bir beceriksizlik, bir basiretsizliktir. Yani öyle bir noktadayız ki Malatya’da depremzedelerin sonu artık enkaz değil; tabiri yerindeyse buradaki insanların sonu, konutlarının ne zaman teslim edilip edilmeyeceği meselesidir. Bir diğer sorun, konutlara teslim edilen insanların borçlandırılmış olmasıdır. Yani burada bir mağduriyet vardır.” “DEPREM MAĞDURLARINA ÜCRETSİZ KONUT VERMEK MÜMKÜNDÜ” “2023 seçimleri öncesinde Malatya’ya geldiğimde şu vaatte bulunmuştuk, Saadet Partisi olarak. Çok ince çalışmayla, bütçedeki rakamları didik didik inceleyerek, tabiri yerindeyse depremde evleri yıkılan herkesin, bütün deprem mağdurlarının en az bir evini ücretsiz verecek bütçede kaynağı yakalamıştık biz, sağlamıştık. Bunu anlatmıştık insanlarımıza. Bunun metodu bizdeydi. Ama hükümet bir kez dönüp de ‘Ya arkadaşlar, sizler depremden önce Malatya’ya geldiniz, Adıyaman’a geldiniz. Dediniz ki insanlara bedava konutları vereceğiz, hiçbir ücret almadan konutları teslim edeceğiz dediniz. Hangi parayla bunu yapacaksınız?’ sorusunu sormadılar. Eğer sorsalardı biz bu katkıyı sağlardık ama sormamalarının altındaki sebep, o faiz lobileriyle bir avuç mültezimini mutlu edebilmek için böyle bir çalışma içerisine girmeleridir ve bizim bu çağrılarımıza kayıtsız kalmışlardır. Toplumdan iktidarın ne kadar uzak olduğuna ilişkin şunu söyleyebilirim: Senin KOSGEB’e borcunmuş, vergi borcunmuş, bankalara olan borcunmuş, Ankara’daki idarecilerin gündeminde değil maalesef. Bugün, yarın iktidarın birçok temsilcisi buraya gelecek, sizlerle bir araya gelecek, çok havalı, fiyakalı cümleleri yine kuracaklar. ‘Şunlar, şunlar yaptık’ diyecekler. Ama Malatya’nın gerçek sorunları, gerçek sıkıntıları yine konuşulmadan buradan gidilecek. Birçok gazeteci ordusuyla buraya gelinecek, akşam haber bültenlerinde ‘Malatya’da şunlar yapıldı, Adıyaman’da şunlar yapıldı’ denilecek. Ama konteynerlerdeki uyuşturucu problemiyle alakalı kimse dertlenmeyecek. Oradaki ahlaksızlıkla alakalı kimse dertlenmeyecek. Borçlarından dolayı, bankaya olan borçlarından dolayı, KOSGEB’e olan borçlarından dolayı, Allah korusun dağılan yuvalardan, olan intiharlardan kimse yine bahsetmeyecek.” “EPSTEİN’İN TÜRKİYE’DEKİ UZANTILARI KİMLER?” “Saadet Partisi’nin elli altı yıllık, elli yedi yıllık bir geçmişi var. Bin dokuz yüz altmış dokuzda siyaset hayatını başlatmış bir hareketten bahsediyoruz. Ve elli yedi yıl boyunca bizim en fazla anlattığımız husus, dünyayı yöneten egemen güçlerden geri planda bütün ülkelerin iç işlerine müdahale eden, ülke yöneticileriyle alakalı kararlar veren gizli bir örgütün olduğu ve bu örgütün adının Siyonizm olduğu gerçeğidir. Biz bunu en yüksek perdeden, en yüksek sesle elli yıldır anlatıyoruz. Ve elli yıl boyunca maalesef birçok kişi, bizim bu anlattıklarımız karşısında ‘Bu Saadet Partililer, bu Milli Görüşçüler bir komplo teorisi yazmışlar, kendilerine inanıyorlar, bizim de inanmamızı bekliyorlar’ cümlesini kurdular. Maalesef diyorum; çünkü insanlarımız çok geç anladı. Son olarak Amerika’da yayınlanan Epstein dosyalarından sonra ‘Ya bu Erbakan haklıymış, bu Saadet Partililer haklıymış, bu Siyonizm diye anlattıkları şeyi az bile anlatmışlar, çok daha büyük bir örgütten bahsediliyormuş’ cümlelerini duyuyoruz. Ama bu cümleyi duymak bizleri mutlu etmiyor. Niye? Çünkü artık ayağımızın altındaki toprak kayıyor. Benim merak ettiğim şey şu: Epstein’in Türkiye’deki uzantıları kimler? Türkiye’de Epstein’e benzer adalar nereler? Gemiler? Villalar nereler?” “EMEKLİYE VERİLECEK ÜÇ KURUŞ MU ENFLASYONU PATLATIYOR?” “Bir milletvekilimiz Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde geçen sene yaz aylarında en düşük emekli maaşının 35 bin lira olması gerekir diye bir cümle kurdu. AK Partili vekil arkadaşlar kahkahayla karşılık verdiler. Ya birazcık ar lazım; niye kahkaha atıyorsunuz? 35 bin lira emekli maaşı olmasını istemek neresi komik, neresinde bunun gülecek bir şey var? Böyle bir ortamdayız. Bir arkadaşımız çıkıyor; burası İsviçre değil, Ermenistan var, Suriye var, Irak var, Yunanistan var, 20 bin lira maaşı niye konuşuyorsunuz diyor. Ya Allah akıl fikir versin demek gerekiyor. Bu ülkede neredeyse her dört kişiden biri emekli ve 20 bin lirayla yaşamak zorundalar. Büyük gürültülere, büyük patronlara Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde de 1062 lira zammı geçirdiler. Daha bu çarşamba, dün emeklilerimiz 1062 lira ek zammı aldılar. Salı günü enflasyon rakamları açıklandı, gitti o para. Yani daha emeklinin cebine 1000 lira girmeden, hükümetin yanlış politikalarından dolayı ceplerinden yine çıktı. Ama bir tane milletvekili çıkıyor, ‘Ben 500 bin lirayla geçinemiyorum’ diyor, ‘siz neden bahsediyorsunuz’ diyor. Bu ne kadar rahatlık, bu ne kadar vurdumduymazlık. Bir tanesi çıkıyor, Gabar Dağı’nda petrol çıktı diyor, az daha bekleyin, rahatlayacaksınız diyor. Ya siz kaç tane daha 24 yıl istiyorsunuz? 24 yıl, çeyrek asırdan bahsediyoruz; hâlâ Gabar’daki petrolden dolayı emekliye umut vaat ediyorlar. 2002 yılını hatırlayan arkadaşlarımız var burada. Neydi cümle? ‘Yoksulluğu bitireceğiz’ dediler. Yoksulluğu bitireceğiz dediklerinde emekli maaşı, asgari ücretin yüzde 50 fazlasıydı arkadaşlar. Bugün yüzde 25 aşağısına geldi. Nereden nereye? Artı yüzde 50’den eksi yüzde 25’e geldik. Hiçbir şey yapmasalardı, enkaz devraldık dedikleri süreçte o günkü durumu muhafaza edebilmiş olsalardı bugün emeklilerimizin maaşı 42 bin liraydı. Kaç lira şimdi? 20 bin lira. 20 binlerden 42 binlere… Ne diyorlar cümle olarak? ‘Ya biz emekliye verirsek, asgari ücretliye verirsek enflasyon fırlar, alışveriş yaparlar’ diyorlar. Bu nasıl bir mantık Allah aşkına? Siz 2,7 trilyon faizi öderken enflasyon fırlamıyor, şehir hastanelerine yanlış politikalarınızdan dolayı garanti paraları verirken enflasyon fırlamıyor, otoyol projelerinizden, köprü projelerinizden, liman projelerinizden dolayı enflasyon fırlamıyor; emekliye vereceğiniz üç kuruş paradan dolayı mı enflasyon fırlayacak? Mızrak çuvala sığmıyor arkadaşlar. Böyle bir gerçeklikten uzak iktidarla karşı karşıyayız.” “İLKELER ÜZERİNDEN SİYASET, İTTİFAK ÜZERİNDEN DEĞİL” “2017’de Türkiye’de bir referandum yapıldı ve o dönem biz şunu söyledik; referanduma ‘evet’ çalışması yapan arkadaşlara dedik ki birazcık inceleyin, birazcık düşünün. Hatta slogan hâline gelen ‘Düşünmeden karar verecek olursak evet deriz ama biraz düşünürsek hayır deriz’ açıklamasını yapmıştık. Yoğun gayretimize rağmen o referandumda ‘evet’ oyu çıktı ve Cumhurbaşkanlığı Hükûmet Sistemi’ne geçildi. İki bin on sekiz seçimlerine gidilirken de yüzde 50 artı 1 ülkeyi yönetmek için ihtiyaç olan oran olunca bütün siyasi partilerin ittifak yapma ihtiyacı hasıl oldu. Biz de o gün dört parti bir araya geldik ve bir araya gelirken bir gerekçe ortaya koyduk: İlkeler ve prensipler üzerinden yürünmesi gerektiğini. Artık sağdır, soldur, sekülerdir, dindardır, milliyetçidir, demokrattır söylemlerinden ziyade ortak noktaların, ortak faydalarda buluşabilecek partilerin bir araya gelerek ülke yönetiminde söz sahibi olması gerektiğini ifade etmiştik. Sonrasında iki bin on sekiz–iki bin yirmi üç seçimlerinde ittifaklar gerçekleşti. İki bin yirmi yedi muhtemelen seçim yılı olacak ve bu seçimler öncesinde de her parti ittifak yapma zaruriyeti içerisindedir. Eğer bir parti ‘Ben ittifak yapmayacağım, tek başıma yüzde 50 artı 1’i alacak gücüm var’ diyorsa, gerçekten uzak bir siyaset yapıyor demektir. Bundan dolayı bizler önümüzdeki dönemde hem deprem merkezde, hem ekonomi merkezde, en üst çatıda adalet merkezde olacak şekilde Türkiye’yi yeniden rayına oturtabilmek için her partiyle oturup konuşacağımızı söyledik. A, B, C partisi değil; her partiyle konuşacağız. Bu temaslarımız da devam ediyor. Buradan ‘Saadet Partisi şu partiyle ittifak yapmak istiyor, şu partiyle istemiyor’ sonucu çıkmasın. Biz ilkeler ortaya koyuyoruz, prensipler ortaya koyuyoruz. Birinci ilkemiz, önce ahlak ve maneviyat prensipli siyaset yapmaktır. Maneviyat denince sadece ibadetler anlaşılmasın; ben sosyal devletten, adaletten bahsediyorum. İkinci prensibimiz, üretime dayalı kalkınma modelini ortaya koymaktır. Muhalefet yaparken göreve gelirken ‘yeni nesil siyaset’ demiştim. Yeni nesil siyasetin manası; hamasetle değil, ferasetle hareket eden bir siyasi anlayıştır. Ne iktidar ne yaparsa yapsın doğrudur anlayışıyla, ne de iktidar ne yaparsa yapsın yanlıştır prensibiyle hareket edeceğiz. Faize dayalı, ranta dayalı bir kalkınma varsa biz orada yokuz. Üretim yapmamız lazım ve bununla ilgili projelerimizi de hazırladık. Allah nasip ederse bugün perşembe, pazar günü seçim oldu, pazartesi günü Saadet Partisi iktidara geldi; ülkede neler yapılacağına dair tüm çalışmalarımız hazırdır.” “GAZZE’YE BARIŞ BEKLEMEK BAŞLI BAŞINA BİR DIŞ POLİTİKA FACİASIDIR” “ABD Başkanı Trump, Gazze Barış Kurulu’nu oluşturdu. Benim içim acıdı, feryat edesim geldi, çıkıp bağırıp çağırasım geldi. Niye? Trump dediğimiz adamın Gazze’ye barış getireceğini ümit edebilmek bile başlı başına bir dış politika faciası demektir. Bu adam Gazze’yi tatil cenneti yapacağını söyledi, kumarhaneler cenneti yapacağını söyledi, Gazze’de yaşayan insanların geçici olarak bulunduğunu ve oranın aslında İsrail toprağı olduğunu söyledi; şimdi bu adamın barış getireceğini konuşuyoruz. Komisyonda kim var? Tony Blair var. Kim Tony Blair? Irak işgali sırasında en büyük katliamların siyasi sorumlularından biri olan ve yargılanmış bir isim. Böyle bir insanı Gazze Barış Kurulu’na koydular. Kim var orada? Trump’ın damadı Kushner var. Kushner dediğimiz kişi kim? Dünyadaki en büyük siyonistlerden biri. Bu insanlar bir araya gelip Gazze’ye barış getirecek diye ümit ediyorsak, bu zaten bizim birlikte yol yürüme ihtimalimiz olan partilerle ilgili değerlendirmemizi de açıkça ortaya koyar.” “TÜRKİYE’NİN TOPYEKÜN DEMOKRATİKLEŞMESİ GEREKLİ” “Umut hakkı ile ilgili topyekûn bir hukuksuzlukla mücadele, topyekûn bir Türkiye’nin demokratikleşmesiyle alakalı konular masaya geldiği takdirde bu süreç sağlıklı işleyecektir. Yoksa bir kişinin umut hakkı üzerinden, yalnızca tek bir örgütün mensuplarının hukukunun gözetilmesiyle bir işe başlanırsa gömleğin ilk düğmesi yanlış iliklenmiş olur. Biz bu yüzden komisyonda yer alıyoruz. Biraz önce bahsettiğim çoğunlukların aynısını, biz bu komisyonlar aracılığıyla kullanıyoruz ve kullanmaya da devam edeceğiz.” “DEPREMZEDEYE KAPANAN MECLİS TV SİYONİST BAŞBAKANA AÇIK” “Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde ben toplantı esnasında depremzede mağduru kardeşlerimizin cümlelerini dinlerken salondaki herkes çok duygulandı; birçok kardeşimiz tabiri yerindeyse gözyaşlarına hâkim olamadı. Zannettim ki bunu herkes izliyor, buradaki mağduriyeti Türkiye’deki herkes izliyor. Grup başkanımız divandan çıkıp da maalesef Sayın Genel Başkanımızın konuşması bittikten sonra depremzedelerin konuşmalarının Türkiye Büyük Millet Meclisi TV’de yayınlanmadığını söyleyince ben bir dehşete düştüm. Biz neyden korkuyoruz? O insanların Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde Malatya’nın, Maraş’ın, Adıyaman’ın, Antep’in, Osmaniye’nin sıkıntılarını gündeme getirmesinden niye rahatsız oluyoruz, bunu anlayabilmiş değilim. Keşke hükümet Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne getirdiği insanlara o kürsü hakkını verirken, Meclis TV’de konuşmalarını naklen yayınlarken gösterdiği hassasiyetleri deprem mağdurlarına da gösterebilseydi. Neyi kastediyorum? İsrail’in başbakanı Türkiye’ye geldi ve İsrail’in başbakanı Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde konuşma yaptı, Şimon Peres; Türkiye Büyük Millet Meclisi bunu canlı yayınladı. Bizim Meclis TV’miz, dünyanın en büyük terör devletinin başbakanına açık ama Adıyaman’daki, Kahramanmaraş’taki, Malatya’daki depremde mağdur olmuş insanlarımıza o ekranların kapalı olması kabul edilebilir bir şey değildir maalesef. En başta söylediğim gibi, algıyla ülkeyi yönetmek, gerçeklerin üzerini örtmek siyaseten bir şeyler kazandırabilir ama vicdan namına, insanlık namına çok şey götürür.” “STK’LAR BİLE ÖTEKİLEŞTİRİLDİ AHBAP EVLERİ TESLİM DİLEMİYOR” “Enkazın altında adalet kaldı, liyakat kaldı, vicdan kaldı maalesef; bunları kaybettik, bu mefhumları kaybettik. Ve yine 6 Şubat depremlerinde sadece fay hatları kırılmadı, toplumsal fay hatları da kırıldı. Deprem sürecini bile biz yönetemedik, işte hep beraber siz de yaşadınız. Üç gün sonra, dört gün sonra yardımın geldiği bir süreci yaşadık ve deprem döneminde bile 86 milyon insanımızı bir araya getirebilecek, aynı dertte dertlenebilecek, ‘hadi hep beraber mücadele verelim’ diyebileceğimiz bir ortamı sağlayamadık; orada da bir kutuplaşma yaptık. İktidara yakın STK’lar, muhalefete yakın STK’larla konuştuğumuz bir dönemden geçtik. Yine Malatya notlarıma bakıyorum; Ahbap evleri meselesi var. Bugün bir STK, bir yardım kuruluşu 252 tane konutu teslim ediyor, bitiriyor ama nereden kaynaklandığı belli olmayan sebeplerden dolayı bu 252 konutun hâlâ teslim edilemediğini üzülerek görmekteyiz. İkizce konteyner kent tahliyesi deniliyor, yani ‘konteyner kentleri boşaltın’ deniliyor ama ortada ev yok; kışın ortasında neyi boşaltıyoruz, neyin mücadelesini veriyoruz? Kura çıktığı söyleniyor ama evlerin olmadığını üzülerek görüyoruz. Çarşı esnafı, bir de Malatya’nın öğlen saatlerinde yaşanan depremle en büyük zararı Malatya gördü; insanların tam şehir merkezinde çok büyük binaları yıkıldı, çok büyük kayıplar oldu, Malatya’nın ruhu kayboldu tabiri yerindeyse. Çok yüzyıllık bir tarihi olan kadim bir şehir olan Malatya’da, ‘yeni çarşı’ diye inşa edilen yerin Malatya ruhundan, Malatya’nın özelliğinden çok çok uzaklarda olduğunu üzülerek görüyoruz.”

YORUMLAR

Maksimum karakter sayısına ulaştınız.

Kalan karakter: