SAADET PARTİSİ GENEL BAŞKANI MAHMUT ARIKAN: “GÜÇLÜ DEVLET, VATANDAŞINA YÜK OLAN DEĞİLDİR, GÜÇLÜ DEVLET VATANDAŞINA YOL AÇANDIR”

“BU ÜLKENİN GENÇLERİ ARTIK SLOGAN DİNLEMEK İSTEMİYOR” “İKTİDAR, DIŞ KRİZLERİ BİR KALKAN GİBİ KULLANIYOR” “RADYO VE TELEVİZYON ÜST KURULU NEREDE?” “BU ÜLKEDE KAÇ GÜLİSTAN VAR?” “SİYONİSTLER VE EMPERYALİSTLER İÇİN ATEŞKES; GÜÇ TOPLAMAK İÇİN BİR MOLADAN İBARETTİR” “İSRAİL'İ TANIMAKTAN VAZGEÇİN” “FAİZ LOBİLERİNİ ÜZMEYECEK ÖNLEMLER ALDINIZ!” “ESNAFIMIZI SUSTURARAK EKONOMİYİ DÜZELTEMEZSİNİZ”

15 Nis 2026 - 12:28 YAYINLANMA
SAADET PARTİSİ GENEL BAŞKANI MAHMUT ARIKAN: “GÜÇLÜ DEVLET, VATANDAŞINA YÜK OLAN DEĞİLDİR, GÜÇLÜ DEVLET VATANDAŞINA YOL AÇANDIR”

Saadet Partisi Genel Başkanı Mahmut Arıkan, TBMM Grup Toplantısı’nda yaptığı konuşmada iktidarın ekonomi, medya ve dış politika yaklaşımını eleştirdi, “Güçlü devlet vatandaşına yük değil yol açandır” dedi; gençlerin artık slogan değil çözüm beklediğini vurgulayan Arıkan, dış krizlerin iç siyasette kalkan olarak kullanıldığını savundu, Radyo ve Televizyon Üst Kurulu’nu göreve çağırdı, esnafın ve dar gelirlinin yaşadığı sıkıntılara dikkat çekerek mevcut politikaların “faiz lobilerini üzmeyen” bir çizgide ilerlediğini ifade etti.

Mahmut Arıkan’ın konuşmasında öne çıkan başlıklar şu şekilde;

 “GÜÇLÜ DEVLET, VATANDAŞINA YÜK OLAN DEĞİLDİR, GÜÇLÜ DEVLET VATANDAŞINA YOL AÇANDIR”

“Ülkemizin dört bir tarafını dolaşıyoruz, insanları dinliyoruz… Esnafımız dertli, birçok esnafımız neredeyse siftah yapamadan kepenk kapatıyor. Çiftçimiz dertli, çünkü bir kilo gübre 35 lirayı aşmış, bir litre mazot 80 lirayı aşmış, hal böyle olunca, çiftçimizin ürünü ya tarlada kalıyor ya da yok pahasına satılıyor. Sanayicimiz dertli, çünkü üretemiyor, ürettiği ile hammadde alamıyor. Savaştan önce güç bela ayakta duran sanayicimiz, savaşla birlikte tamamen iflasın eşiğine gelmiş durumda. Bugün ülkemiz, yalnızca sorunları konuşan değil, yönünü tayin eden bir siyasete ihtiyaç duyuyor. Türkiye’nin sorunu ne sadece ekonomidir ne de geçici krizlerdir. Türkiye’nin sorunu, yönetemeyen bir yönetim anlayışıdır. Bugün bu ülkede mesele; yoksulluğu anlatmak değildir. Herkes zaten yoksulluğu yaşıyor. Mesele, bu yoksulluğu üreten düzeni değiştirme cesaretini göstermektir ve biz o cesarete sahibiz. Türkiye kaynak fakiri bir ülke değildir, Türkiye, yanlış yönetilen bir zenginliktir. Bu ülke üretmiyor değil; üretenin önü kesiliyor. Bu ülke çalışmıyor değil; çalışanın hakkı yeniyor. Gençler bu yüzden umutsuz. Neden? onlara sadece sabır telkin ediliyor, gelecek sunulmuyor. Şunu unutmayalım: Gençlerine umut veremeyen hiçbir iktidarın geleceği yoktur. Ekonomi…Her yıl “seneye düzelecek” denilen ekonomi, artık bir politika olmaktan çıkmış, bir oyalama taktiğine dönmüştür. Biz oyalamayacağız. Borçla büyüyen değil, üreterek güçlenen bir ekonomi kuracağız. Faiz lobilerini değil, üreticileri destekleyeceğiz. Vergiyi artırarak değil, adaleti sağlayarak büyüyeceğiz. Güçlü devlet, vatandaşına yük olan değildir, güçlü devlet vatandaşına yol açandır. Tekrar söylüyorum: Adalet yoksa ekonomi de yoktur. Hukukun olmadığı yerde yatırım olmaz. 2 Güvenin olmadığı yerde üretim olmaz. İnsanların yarınından korktuğu bir ülkede hiçbir reform kalıcı olmaz.”

 “BU ÜLKENİN GENÇLERİ ARTIK SLOGAN DİNLEMEK İSTEMİYOR”

“Bizim iktidarımızda; adalet sistemi, tartışmaların konusu değil, devletin omurgasının konusu olacaktır. Dış politikada savrulma dönemi bitecektir. Türkiye rüzgâra göre yön değiştiren bir ülke olmayacaktır. Biz tepkisel değil, stratejik bir akıl inşa edeceğiz. Çünkü güçlü devlet, bağıran değil; oyunu kuran devlettir. Ve gelelim ülkemizdeki en kritik noktaya… Bu ülkenin gençleri artık slogan dinlemek istemiyor. Gençlerin boş vaatlere, ezber cümlelere tahammülü kalmadı. Gençler netlik istiyor. Samimiyet istiyor. Yol haritası istiyor. İşte biz o yolu çizmeye geliyoruz. Bizim siyasetimiz, geçmişin tekrarından ibaret olmayacak. Bizim bu ülkeye vaadimiz “kriz yönetmek” değildir, bizim bu ülkeye vaadimiz “kriz üretmeyen bir sistem” kurmaktır. Bizim iktidarımızda şunu herkes bilsin: Bu ülke korkuyla yönetilmeyecek. Bu ülke algıyla yönetilmeyecek. Bu ülke ertelenmiş sorunlarla da yönetilmeyecek. Bu ülke, akıl, adalet ve cesaretle yönetilecek. İktidarın bugün ne yapmak istediğini çok iyi biliyoruz.”

 “İKTİDAR, DIŞ KRİZLERİ BİR KALKAN GİBİ KULLANIYOR”

 “Savaşları ve gerilimleri, İçerideki başarısızlıkların üstünü örtmek için bir perde haline getiriyor. Ama biz o perdeyi kabul etmiyoruz. Dış tehdit söylemleriyle içeride hesap vermekten kaçamazsınız. Gerçek liderlik, bahaneye sığınmak değil, her şartta sorumluluk almaktır. Bizim iktidarımızda; Türkiye krizlerin arkasına saklanan bir ülke olmayacak. Türkiye krizleri yöneten, lider ülke olacak. Bu ülkenin problemi sadece yanlış kararlar değil. Keşke öyle olsa! Yanlış yaptığınızı fark eder hatanızdan dönersiniz, mağduriyetleri de telafi edersiniz. Ama iktidar ne yapıyor? İnatlaşıyor, aynı hataları ısrarla sürdürüyor. Aynı yanlış yöntemleri uygulayarak farklı sonuçlar bekliyor. Enflasyon düşecekmiş? Ne zaman? Yapılacak ilk seçimden sonra…Hayat pahalılığı bitecekmiş! Ne zaman? Yersen en kısa zamanda…Seçimlere yakın sahte bir iyileşme sağlayacaklar. Bu aziz milletin bir 5 yılını daha çalmaya çabalayacaklar. Son iki haftada yaptığım 9 il ziyaretinde gördüğüm ki; İktidar bütün çabalamalarına rağmen bu sefer sandığa toslayacak. Biz bu döngüyü kırmaya geliyoruz. Nasıl mı yapacağız? Devlet yönetiminde sadakat ağını değil, liyakat düzenini sağlayarak yapacağız! Sadece ünlüleri, sporcuları, sanal bahise mahkûm edilen umutsuz gençleri değil, rüşvet ve yolsuzluk ekonomisini de mercek altına alarak yapacağız, Vazife ehline verilmeden, kurumlar bağımsız olmadan, hiçbir reform kalıcı olmaz. Bugün Türkiye’de en büyük eksikliklerden biri öngörülebilirliktir. İnsanlar artık sadece bugünü değil, yarını kaybetmekten korkuyor. Çünkü ülkede kurallar sabit değil. Çünkü ülkede kararlar öngörülebilir değil. Neden? Sistem kişilere göre şekilleniyorda ondan. Sürekli değişen kurallar, ani kararlar ve belirsizlik ortamı, toplumu da piyasayı da kilitlemektedir. Biz bu belirsizliği bitireceğiz. Kuralları kişilere göre değil, ilkelere göre belirleyeceğiz. Devletin sözü, günü kurtaran değil, geleceği güvence altına alan bir söz olacaktır. Çünkü bir ülkenin gücü sadece ekonomisiyle ölçülmez. Bir ülkenin gücü, vatandaşının devlete duyduğu güvenle ölçülür ve biz o güveni yeniden inşa edeceğiz.”

 “RADYO VE TELEVİZYON ÜST KURULU NEREDE?”

 “Medya, internet ve tüm dijital platformlar öldüren bir eğlenceye dönüştü, Bunların hiçbirisi masum değil, hepsi adeta kültürel bir terör aygıtına dönüştü, Gündüz kuşağı programlarıda, dizilerde birer kültürel operasyon. Reyting uğruna mahremiyet satılıyor. Ahlak, ekran başında adım adım çözülüyor. Şiddet sıradanlaştırılıyor. Aldatma normal gösteriliyor. Evlilik dışı ilişkiler cazip hale getiriliyor. Hayasızlık “hikâye” diye paketleniyor. Bu dizilere göre; para ve güç her şey, bunları elde etmek için her yol mübah, bu bir telkin değil, bu sistematik bir empoze. Bu dili, bu ürkütücü dili diziler kuruyor. Bu dile göre; 3 adaletini kendin sağlayacaksın, intikamı kutsal göreceksin, adaleti değil, hesaplaşmayı esas alacaksın, mahkemelerde adalet dağıtamazsanız ekranların dağıttığı adalete mahkum olursunuz! Peki, Radyo ve Televizyon Üst Kurulu nerede? Ekranlar bu kadar kirlenirken, adeta her ortamdan cerahat akarken bu kurum neden sessiz? Ana akım medyadaki gündüz kuşağı programlarına dur diyecek, her türlü kötülüğün anası haline gelen dizilere yaptırım uygulayacak; babayiğit bir RTÜK aranıyor! Yaptırım nerede, ilke nerede, sınır nerede? RTÜK bu denetimi yapamaz arkadaşlar, eğer yaparsa sağlık sorunları nedeniyle başkan affını istemek zorunda kalır! İşte iktidarın samimiyeti bu, iktidara iyi niyetle destek veren kardeşlerime söylüyorum: görün ve anlayın diye söylüyorum. Bu içerikler iktidarın gölgesindeki ana akım medyada yayınlanıyor. İktidar aile vurgusu yaparken, aile yılı ilan ederken; güdümündeki medya, aileyi içten içe çökertiyor. İktidar LGBT karşıtlığı yaparken, Türkiye'deki isteğe bağlı yayıncılık platformları LGBT ve cinsiyetsizlik propagandası yapıyor, bu ülkenin camilerinde mahremiyet hutbeleri okutulurken, iktidarın kontrolündeki medya gündüz kuşağı programlarıyla ifşayı normalleştiriyor. Bu bir ihmal değil, bu bir göz yummadır. Mesele sadece Türkiye de değil, Bu foseptiği bir de dünyaya ihraç edip kültür ihracatı diye övünüyoruz. Kendi elimizle şiddeti, entrikayı ve gayrimeşru ilişkileri küreselleştiriyoruz. Bir dönem Amerikan dizilerinin yaptığını şimdi Türk dizileri yapıyor, “Yumuşak güç” diye sunulan şey, aslında bu foseptikten başka bir şey değil, Birde çıkıyorlar, bu pisliğin gerekçesini reyting olarak izah ediliyorlar. Ne yapılsınmış, halkın tercihi bu yöndeymiş? Milletimiz size gelip, şiddeti, fuhuşu, entrikayı, haksızlığı, hırsızlığı, caniliği, gayrimeşru ilişkileri, ifşayı mı talep ediyor? Bu akışa kim dur diyecek? Bu aldatmaya kim son verecek? Bunun için kaç 25 yıl daha iktidarda kalmanız gerekiyor? Keşke bu yaşananlar sadece ekranda kalsa ama bunlar dizide durduğu gibi durmuyor… Dizilerden, aileye taşınıyor, sokağa taşınıyor, okula taşınıyor…İşte dün Siverek’te hepimizin kanını donduran olay! Bugün Türkiye’de uzun namlulu silahla okul basılıyor, önüne gelene kurşun sıkılıyor ve 16 insanımız hedef oluyor…Çocuklarımız, polisimiz, öğretmenlerimiz…Ne oluyoruz Allah aşkına? “Bana bir harf öğretenin kırk yıl kölesi olurum” diyen bir millettin evlatları ne zaman öğretmene kurşun sıkar hâle geldi? Bugün; okullarımız aksiyon filmi setlerini aratmıyor. Kalem tutması gerekenler eller silah tutuyor, AK Partili idarecilere sesleniyorum: “Önce Ahlak ve Maneviyat” prensibi merkeze alınmadıkça bu ahlaksız dizilere, gündüz kuşağı programlarına müdahale edilmedikçe ne sağlıklı bir nesil yetiştirebilirsiniz ne de bu şiddete son verebilirsiniz. Eğitimde, medyada, siyasette, belediyede, mecliste, sokakta; Kısacası her alanda; “Önce Ahlâk ve Maneviyat” demeden yaptığınız icraatların sonucu işte; Bugün yaşananlardır.”

 “BU ÜLKEDE KAÇ GÜLİSTAN VAR?”

“Kurduğunuz bu sistem kokuşmuş bir sistemdir. Biz bunu her alanda görüyoruz. Yıllardır hepimizin canını yakan bir örnek vermek istiyorum; Adı: Gülistan Doku. Tarih: 5 Ocak 2020... Tunceli’de bir üniversite öğrencisi yurttan çıktı bir minibüse bindi ve bir daha dönmedi. Gülistan Doku o gün 21 yaşındaydı. Aradan 6 koca yıl geçti. Ama bir annenin sorusu hiç değişmedi: “Kızım nerede?” Dün 7 ilde 13 kişi gözaltına alındı. Silinen dijital izler, örtbas şüpheleri, ihraç edilmiş polisler... Bu tablo bize şunu söylüyor: Bu vaka sıradan bir kayıp değil, adaletsizliğin derin bir karanlığıdır! Saadet Partisi olarak açıkça söylüyoruz: Bu soruşturmada, ucu nereye giderse gitsin, kime dokunursa dokunsun kadar gidilmelidir. Bugün yeniden sormak zorundayız: Bu ülkede kaç Gülistan var? Kaç dosya nüfuzlu isimleri korumak için rafa kaldırıldı? Gülistan Doku meselesinde taleplerimiz net: Yargılama tam şeffaflıkla yürütülmelidir. Dönemin valisi başta olmak üzere hiçbir unvan kimseye kalkan olmamalıdır. TBMM bünyesinde bir “Araştırma Komisyonu” kurulmalıdır. Yargı ve emniyet 4 içindeki nüfuz ağlarının bu tür dosyaları nasıl etkilediği, Meclis çatısı altında cevaplanmalıdır. Bu bir siyasi tercih değil, Ahlaki, vicdani ve hukuki bir zorunluluktur. Saadet Partisi olarak bu davanın peşini; Meclis’te de kamuoyu önünde de, tarih huzurunda da bırakmayacağız!”

 “SİYONİSTLER VE EMPERYALİSTLER İÇİN ATEŞKES; GÜÇ TOPLAMAK İÇİN BİR MOLADAN İBARETTİR”

 “Ülkemizde bunlar yaşanırken, bölgemizde tansiyon gittikçe yükseliyor. ABD ve terörist İsrail’in bölgemiz hakkındaki kanlı planları, bugün sadece bölgemiz için değil, tüm dünya için bir tehdittir. Ve bu ülkelere karşı net bir duruş ortaya konulmadıkça bu tehdit devam edecektir. Çünkü karşımızdakiler uluslararası hukuku yok sayıyorlar, her türlü antlaşmayı ihlal ediyorlar, savaş suçlarını normalleştiriyorlar, ahlâk ve vicdan yoksunu bir şekilde hareket ediyorlar. Bakınız, İsrail ve Gazze arasında bir ateşkes antlaşması yapıldı. Barış güvercinleri uçuruldu, büyük büyük laflar söylendi…Ancak bu antlaşmadan sonra ateşkes binlerce defa ihlal edildi mazlumlar katledilmeye devam etti. ABD-İran ateşkesinde de aynı ahlak gösterildi. Hatırlatmak isterim! Siyonistler ve Emperyalistler için ateşkes; güç toplamak için bir moladan ibarettir. Bu soykırımcı, epsteinci zihniyet ile yapılan hiçbir antlaşmanın güvenirliği ve itibarı yoktur. İsrail ve ABD ile ateşkes imzalayarak değil; Ateşin çıktığı yeri yok ederek mücadele edebilirsiniz. Hep söyledik yine söylüyoruz! İsrail, sadece güçten anlar. Biz, İsrail’in, Amerika’nın “ateşkes ahlakını” Lübnan’da bir kez daha gördük! İran'da istediğini alamayan, demir kubbesi kevgire dönen terörist İsrail; Tekrar en iyi bildiği işe, yani mazlumları katletmeye döndü. Yine; şehirler bombalanıyor, sivil yerleşim yerleri hedef alınıyor, çocuklar, kadınlar fosfor bombalarıyla katlediliyor. Biz buradan sesleniyoruz; Lübnan asla yalnız bırakılmamalıdır. Bu işin öncülüğünü Türkiye yapmalıdır Lübnan İsrail’in planlarına terk edilmemelidir.”

“İSRAİL'İ TANIMAKTAN VAZGEÇİN”

“Siyonizm’in saldırıları, İsrail yalnızlaştırılmadıkça sona ermeyecektir. Bugün; Filistin’in yok edilmesine göz yumanlar, yarın çok daha büyük krizlerle karşı karşıya kalacaktır. Biliyorsunuz Küba 1973'te İsrail’i tanımayı bırakan ilk ülke olmuştu. Türkiye ise 1949’dan beri İsrail'i bir devlet olarak tanıyor. Buradan bir çağrıda bulunmak istiyoruz! Türkiye, kurulduğu günden itibaren bölgemize sadece savaş ve gözyaşı getiren, İsrail terör devletini tanımayı derhal bırakmalıdır. Aynı zamanda uluslararası arenada girişimlerde bulunarak ülkeleri; “İnsani değerleri tanımayanları, tanımamaya” davet etmeli ve diğer ülkelere öncülük etmelidir. Bu konuda; Türkiye Cumhurbaşkanını “İnsanlık İttifakı'nın Lideri” olarak görenlere de TBMM’den seslenmek istiyorum: İnsanlığa Liderlik icraatla olur! Buyurun! Güney Afrika’nın uluslararası mahkemelerde gösterdiği cesareti, İspanya’nın ve İtalya’nın kararlı duruşunu siz de diplomaside gösterin İsrail’i tanımayı bırakın! Başta biz olmak üzere 85 Milyon sizi ayakta alkışlasın!” 

“FAİZ LOBİLERİNİ ÜZMEYECEK ÖNLEMLER ALDINIZ!”

 “Türkiye'de yıllardır söylemleri ile sözleri birbiriyle asla uyuşmayan bir iktidar var. Bakınız 2023 yılında; İktidar “Doğalgaz bulduk” derken Yandaşları “açın vanaları, açın kombileri” dediler…Ama bugün doğalgaz faturaları hala el yakıyor. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı, geçtiğimiz hafta yine Karadeniz'den gaz müjdesi verdi…Aynı hafta doğalgaza zam geldi…Bizim memlekette müjdeler ile zamlar hep peş peşe geliyor! Devam ediyoruz…Ekonomi Bakanı Sayın Şimşek çıkıp “enflasyon için önlem aldık” diyor; Ama görüyoruz ki alınan tek önlem; TÜİK'e gerçek enflasyon rakamlarını açıklatmamak… Tarım Bakanı Sayın Yumaklı çıkıp “gübre ve gıda krizine karşı önlem aldık” diyor; ama 5 görüyoruz ki alınan tek önlem ithalatın önünü açmak…Merkez Bankası Başkanı çıkıp “savaşın etkileri için önlem aldık” diyor; Ama görüyoruz ki alınan tek önlem merkez bankası rezervlerini eritmek…Ya hu siz neyin önlemini aldınız? Siz neye bakansınız, nereye başkansınız? Önlem aldıysanız aziz milletimizin yaşadığı krizin sebebi nedir? Kriz devam ediyorsa sizin aldığınız önlemler nerde? Sayın Cumhurbaşkanının kullanmayı pek sevdiği bir deyim ile soruyorum; Allah aşkına bu ne perhiz bu ne lahana turşusu? Evet siz önlem aldınız; ama getirdiğiniz yeni vergilerle, her gün kestiğiniz cezalarla faiz lobilerini üzmeyecek önlemler aldınız!”

 “GERÇEK ÖNLEM ALIN”

 “Şimdi gerçekten önlem almak istiyorsanız; Derhal asgarî ücret için ara zam açıklayın, Emeklinin ve memurun maaş artışlarını gerçek enflasyon üzerinden belirleyin. Kurban Bayramı’nda olsun emeklimize birer maaş ikramiye verin. Çiftçimizin girdi maliyetlerini sübvanse edin. Engelli ve bakıcı maaşlarını artırın. Sosyal destekleri artırarak dar gelirlinin yükünü hafifletin. Çünkü artık bu millet “önlem aldık” sözünü değil, Alınmış gerçek önlemleri görmek istiyor. Bu ekonomik tablodan en çok etkilenenlerin başında da esnafımız geliyor. Sahaya iniyoruz, esnafımızı ziyaret ediyoruz…Ankara’da çizilen pembe tabloların, çarşıda pazarda hiçbir karşılığı olmadığını açıkça görüyoruz. Batman’da bir bakkal kardeşimiz diyor ki: “Eskiden akşam kasa sayardık, şimdi borç sayıyoruz.” Muş’ta bir terzi esnafı anlatıyor: “İş yok, müşteri yok… Ama kira var, fatura var, vergi var.” Siirt'te bir kahvehane işletmecisi ise durumu tek cümleyle özetliyor: “Çay satıyoruz ama ocağı zor yakıyoruz. Rakamlarda bu durumu teyit ediyor. Türkiye Esnaf ve Sanatkârlar Konfederasyonu tarafından açıklanan rakamlara göre sadece mart ayında 9 bin 802 dükkân kapanmış. Geçen yıla göre; kapanan işyeri sayısı yüzde 11’den fazla artmış. Yani artık mesele birkaç esnafın değil, topyekûn bir ekonomik daralmanın meselesidir. Daha dün Yeni Yol grubu olarak, esnafımızın sorunlarını meclis çatısı altında konuşmak üzere bir araştırma önergesi verdik. Ancak yine, AK Parti ve MHP oylarıyla reddedildi.”

 “ESNAFIMIZI SUSTURARAK EKONOMİYİ DÜZELTEMEZSİNİZ”

 “Mecliste milletvekillerimizi konuşturmadığı gibi, Sokakta da vatandaşlarımızı susturuyor… Hatırlarsınız, geçtiğimiz aylarda Çorum'da yaşanan bir hadiseden bahsetmiştim; Bir esnaf aynı zamanda bizim teşkilat mensubumuz Murat kardeşimizin çektiği bir videodan dolayı başına gelenleri anlatmıştım. Murat kardeşimiz hakkında, bu video yüzünden; "Halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma" suçundan 4,5 yıla kadar hapis istemiyle dava açıldı. Davası bugün görülecek. Çorum Defterdarlığı, Vergi Dairesi Müdürlüğü, İl Emniyet Müdürlüğü işi gücü bırakmış bu videoyu değerlendirmiş ve murat kardeşimiz hakkında iddianame hazırlamış. Sonuç? "Videonun gerçeği yansıtmadığı, kurgudan ibaret olup, karalayıcı olduğu anlaşıldı" denmiş. Bu kararı alanlara sesleniyorum; Karalayıcı olan bu video değil, karalayıcı olan sizin vicdanınız ve adalet teraziniz! Koltuklarınızdan kalkın esnafımıza bir sorun bakalım, siz mi halkı yanıltıyorsunuz yoksa Murat kardeşimiz mi? Kepenk kapatan esnafımızı mahkemelerde açtığınız davalarla susturarak ekonomiyi düzeltemezsiniz. Bu yaptığınız esnafa zulümdür.”

TÜRKİYE DİVANI TOPLANIYOR

 “İnşallah bu hafta sonu Saadet Partisi olarak, Ankara’da; 81 il teşkilatımız, 973 ilçe teşkilatımız, 32.000 mahalle temsilcimiz, kadın kollarımız, gençlik kollarımız ile Türkiye Divanında bir araya geliyoruz. Bu divan, Saadet Partisinin, inancının, heyecanının, çalışma azminin en önemli göstergelerinden biri olacaktır. Şimdiden alacağımız yeni kararların ülkemize ve milletimize hayırlara vesile olmasını temenni ediyor, Hepinizi hürmet ve muhabbetle selamlıyorum.”

YORUMLAR

Maksimum karakter sayısına ulaştınız.

Kalan karakter: