SAADET PARTİSİ GENEL BAŞKANI MAHMUT ARIKAN: “BİZİM ÖNERİMİZ HEM İKTİDAR TABANINA HEM DE MUHALEFETE BİRLİKTE YÜRÜNEBİLECEK BİR YOL ÖNERİSİDİR”
“TÜRKİYE'NİN İHTİYACI OLAN YENİ PROJELER DEĞİL YENİ BİR SİYASİ AHLAKTIR” “GÜÇLÜ DEVLET İLE SINIRSIZ DEVLET AYNI ŞEY DEĞİLDİR!” “DEMOKRASİ YALNIZCA SEÇİMLERDEN İBARET DEĞİLDİR”
“İNSAN OLMAK, HAK SAHİBİ OLMAK İÇİN YETERLİDİR” “Hak kavramını kişiye ve kimliğe göre tanımlayan her yaklaşım, sonunda adalet fikrini zedeler. Onurlu bir yaşam hakkı kişinin hangi inanca sahip olduğuna, hangi etnik kökenden geldiğine, hangi yaşam tarzını benimsediğine, hangi siyasi görüşü savunduğuna göre kısıtlanıp genişletilemez. Bizim için; insan olmak, hak sahibi olmak için yeterlidir. Bu nedenle adalet anlayışımız, yalnızca bize benzeyenlerin değil; bizden farklı düşünenlerin, farklı yaşayanların, farklı inananların ve hatta bize muhalefet edenlerin de haklarını koruyabilmelidir.” “GÜÇLÜ DEVLET İLE SINIRSIZ DEVLET AYNI ŞEY DEĞİLDİR!” “Bu toplantımız vesilesiyle, bir ayrımı daha ortaya koymak istiyorum. Elbette; "devlet mekanizması", toplumsal düzenin vazgeçilmez kurumudur. Ancak! "Güçlü devlet" ile "sınırsız devlet" aynı şey değildir. Devletin güçlü olması, hukukun üstünde olması anlamına gelmez... İktidarın yetkilerini hukukla sınırlandırmak, devleti zayıflatmak değildir; onu meşruiyet temelinde güçlendirmektir.” “DEMOKRASİ YALNIZCA SEÇİMLERDEN İBARET DEĞİLDİR” Ayrıca demokrasi yalnızca seçimlerden ibaret değildir. Sandık, millet iradesinin tecelli ettiği temel mekanizmadır; ancak hiçbir seçim sonucu, temel hak ve özgürlükleri ortadan kaldırma yetkisi vermez. Bu nedenle, bugün muhalefetteyken savunduğumuz ilkeler, yarın iktidarda olduğumuzda da geçerliliğini korumalıdır ve koruyacaktır. Biz adaleti ekonomik, siyasal, hukuksal ve kültürel boyutlarıyla birlikte düşünüyoruz. Yoksulluğa karşı mücadele eden bir siyaset, aynı zamanda bağımsız yargıyı savunmalıdır. Sosyal dayanışmayı güçlendiren bir siyaset, ifade özgürlüğünü de korumalıdır. Adalet, başkasının hakkını da kendi hakkımız kadar savunabilmektir. Gerçek adalet; iktidarda olanın değil, hakkın üstün olduğu düzendir. Gerçek hukuk; güçlüleri koruyan değil, güç karşısında insanı koruyan hukuktur. Gerçek özgürlük ise yalnızca bizim gibi düşünenler için değil, herkes için var olduğunda anlam kazanır. İnandığımız siyaset anlayışı budur: Hak herkes için, hukuk herkes için, adalet herkes için tesis edilmelidir. “AHLAK KRİZİNİN OLDUĞU YERDE DİĞER BAŞLIKLARI SAYMANIZA GEREK YOK” “Bugün, yaşananların nedenlerini, adaleti, ilkeleri yani vicdanımızı ilgilendiren meselelerle birlikte cebimizi de ilgilendiren meseleleri konuşmak üzere bir aradayız. Ancak ben, bugün ekonominin görünmeyen tarafına, rakamlara sığmayan bir meseleye dikkat çekmek istiyorum: Ahlak krizine... Kıymetli misafirler, Napolyon'un bilinen bir anekdotu vardır. Savaşın kaybedildiğini öğrenince komutanlarını toplar ve savaşı neden kaybettik diye sorar... Generaller saymaya başlar: "Efendim; bir, barut bitti." Napolyon, "Tamam gerisini saymanıza gerek yok" der. İşte ahlak krizi tam da böyle bir şeydir. Ahlak krizinin olduğu yerde diğer başlıkları saymanıza gerek yoktur. Ahlakın zayıfladığı yerde, güven aşınır, güvenin aşındığı yerde ekonomik ve toplumsal maliyetler büyür. Bugün yalnızca fiyatlarda yaşanan bir enflasyonla değil, maalesef güvenin ve kamusal sorumluluk bilincinin uğradığı bir değer kaybıyla da karşı karşıyayız. Bizim mücadelemiz, toplumun devlete, kurumların birbirine ve vatandaşın geleceğe olan güvenini yeniden inşa etme mücadelesidir. Güvenin enflasyona uğradığı bir ülkede sadece para değil; umut, adalet ve ortak gelecek duygusu da değer kaybeder. Paranın değeri düştüğünde piyasalar sarsılır. Ama ahlakın değeri düştüğünde toplumun temelleri sarsılır... Parasal kayıplar nihayetinde hesaplanabilir. Ama ahlakın değeri düştüğünde kaybımız evlatlarımıza miras olarak kalır.” “TÜRKİYE'NİN İHTİYACI OLAN YENİ PROJELER DEĞİL YENİ BİR SİYASİ AHLAKTIR” “Bugün yaşadığımız birçok sorunun temelinde ekonomik krizden önce bir güven krizi, güven krizinden önce de bir ahlak krizi bulunmaktadır. Bir ülke, sadece bütçe açığıyla zayıflamaz. Bir ülke, vicdan açığı büyüdüğünde zayıflar. Bir ülke sadece dış borçla yorulmaz. Bir ülke, "ahlakın faizini" ödemeye başladığında yorulur. "Dürüstlük istisna" haline geldiğinde yorulur. Devletleri ayakta tutan yalnızca kurumlar değildir. Kurumların içerisine yerleşmiş adalet duygusudur. Bir toplumda; emek ile emeğin karşılığı arasındaki bağ koparsa, liyakat ile makam arasındaki bağ koparsa, adalet ile karar arasındaki bağ koparsa, orada yalnız ekonomi değil, ahlak da adalet de güven de çöker. Çünkü insanlar kurallara inanmayı bırakır. Kurallara olan inanç kaybolduğunda ise geriye, sadece garibanların aleyhine işleyen kupkuru bir sistem kalır.” İşte! "Temiz siyaset" tam da burada başlıyor değerli arkadaşlar! Temiz siyaset, sadece rakibi kötülememek değildir. Temiz siyaset, önce kendi vicdanına hesap verebilmektir. Temiz siyaset, vatandaşın gözünü boyamak değil ona karşı dürüst olmaktır. Temiz siyaset, devlet imkanını parti imkânı gibi görmemektir. Temiz siyaset, makamı bir ayrıcalık değil, bir emanet olarak taşımaktır. Biz siyaseti bir kariyer alanı olarak görmüyoruz. Biz siyaseti bir emanet alanı olarak görüyoruz. Çünkü koltuklar geçicidir... İmza geçicidir... Yetki geçicidir... Ama insanların hafızasında bırakılan iz kalıcıdır... Bugün Türkiye'nin ihtiyacı olan şey sadece yeni projeler değildir. Yeni bir siyasi ahlaktır. Yeni bir güven sözleşmesidir. Yeni bir toplumsal mutabakattır. Çünkü hiçbir yatırımcı güven olmayan yere yatırım yapmaz. Hiçbir girişimci öngörü olmayan yerde büyüyemez. Hiçbir genç adalet görmediği yerde hayal kuramaz. Bu yüzden "temiz siyaset" bir ahlak tartışması olduğu kadar aynı zamanda bir kalkınma meselesidir. Biz Türkiye'nin yeniden ayağa kalkabileceğine inanıyoruz. Ama bunun yolu önce güveni, sonra umudu, sonra da ahlakı, yeniden inşa etmekten geçiyor. Bu yüzden; Türkiye'nin ihtiyacı yeni anlaşmazlıklar, yeni tartışmalar, yeni kavgalar değildir. Türkiye'nin ihtiyacı öfkeyi beslemek, kin ve nefreti büyütmek değildir. Türkiye'nin ihtiyacı müesses nizamın emeğimizi ve umudumuzu öğüten değirmenine su taşımak da değildir. “TARAFIMIZ BELLİ” “Bize soruyorlar: "Peki siz hangi taraftasınız?" Biz "temiz siyasetin" tarafındayız. "Birlikte Yürünebilecek Bir Yolun" tarafındayız. Keyfiliğe ve kayırmacılığa karşı ehliyet ve liyakatten yanayız. Yağma ve talana karşı ekosistemden ve ekolojik dengeden yanayız. Özel yaşamın ifşasına karşı insan onurunun korunmasından yanayız. Kamu malıyla şatafat sürülmesinden, yolsuzlukların üzerinin örtülmesinden değil yetimin hakkının gözetilmesinden yanayız. Adalet arayışında olan, geçim sıkıntısı çeken, gelecek kaygısı taşıyan insanların birlikte yol yürümesinden yanayız. Biz sadece bir siyasi parti olmanın ötesinde, bu coğrafyanın aklı, vicdanı ve çimentosu olan bir anlayışın mensuplarıyız. İçinde bulunduğumuz koşullardan rahatsız olan, gidişata itiraz eden, bu bozuk düzeni değiştirmek isteyen herkese teklifimiz, tüm farklılıklarımıza rağmen, gelir dağılımında, adalet için, yargı mekanizmasının siyasetin aparatı olarak kullanılmasına müsaade etmemek için, çocuklarımızın hayallerini, gençlerimizin ve kadınlarımızın umutlarını çoğaltmak ve büyütmek için, bu ülkeyi toplumun her kesimi açısından yaşanabilir kılmak için mücadele eden herkese teklifimiz birlikte yol yürümektir. Milletimizin bizden beklentisi haksızlıklara ve hukuksuzluklara karşı, kimseyi dışarıda bırakmadan, hep birlikte bu coğrafyanın ihtiyacı olan en büyük ittifakı kurmak ve büyütmek için en etkin şekilde çalışmamızdır. Biz bugüne kadar olduğu gibi, bundan sonra da dünyada ve bölgemizde yaşanan gelişmelerin farkında olarak ve tarihi sorumluluğumuzun bir gereği olarak toplumun farklı kesimlerini barıştırmak, kucaklaştırmak ve birleştirmek için gayret edeceğiz. Bizim tercihimiz tarihin doğru tarafında durmak değil; doğru tarafı inşa etmektir. Bu bizim tek başımıza yapabileceğimiz bir şey değil, bunu sizlerin desteğiyle el birliğiyle yapacağız. Taşın altına hep birlikte elimizi koymalıyız. Gelin hep beraber bekleyenlerden değil, değiştirenlerden olalım.”