SAADET PARTİSİ GENEL BAŞKANI MAHMUT ARIKAN: “ABD DÜNYA KUPASI ORGANİZASYONUNDAN ÇIKARILMALIDIR”

“TÜRKİYE; HİÇBİR BAHANEYLE BU KİRLİ PLANIN PARÇASI OLMAMALIDIR” “ÜLKENİN TAPUSUNU SİZ NATO’YA MI VERDİNİZ?” “LARRY FİNK İLE DOLMABAHÇE’DE NE GÖRÜŞTÜNÜZ?” “TÜRKİYE; HİÇBİR BAHANEYLE BU KİRLİ PLANIN PARÇASI OLMAMALIDIR” “LARRY FİNK İLE DOLMABAHÇE’DE NE GÖRÜŞTÜNÜZ?” “YANLIŞ MÜTTEFİK SEÇENLER, BU SEÇİMİN BEDELİ İLE YÜZLEŞİYORLAR” “İRAN’A İNSANÎ YARDIM KORİDORU AÇILMALIDIR” “KÜBA YALNIZ BIRAKILMAMALIDIR” “OTELDEKİ BASKIN GÖRÜNTÜLERİNİ SIZDIRANI GÖREVDEN ALACAKMISINIZ?” “200 LİRA İLE BİR KİLO BİBER ALAMIYORUZ”

01 Nis 2026 - 15:05 YAYINLANMA
SAADET PARTİSİ GENEL BAŞKANI MAHMUT ARIKAN: “ABD DÜNYA KUPASI ORGANİZASYONUNDAN ÇIKARILMALIDIR”

Saadet Partisi Genel Başkanı Mahmut Arıkan, TBMM’de gerçekleştirilen “Yeni Yol” Grup Toplantısı’nda yaptığı konuşmada; dış politikadan ekonomiye, güvenlik politikalarından toplumsal sorunlara ilişkin açıklamalarda bulundu. ABD’nin Dünya Kupası’na ev sahipliği yapacak olmasını eleştiren Arıkan, Dünya kupası etkinliğine boykot çağrısı yaptı. NATO’nun Türkiye’de yeni üs kararlarını eleştiren Arıkan, “Ülkenin tapusunu siz NATO’ya mı verdiniz?” dedi. Arıkan, İran’a insani yardım koridoru açılması ve Küba’nın yalnız bırakılmaması çağrısında bulundu. Arıkan’ın konuşmasında öne çıkan başlıklar: “ABD DÜNYA KUPASI ORGANİZASYONUNDAN ÇIKARILMALIDIR” “Malumunuz, Haziran 2026’da başlayacak Dünya Kupası’na Kanada, Meksika ve Amerika Birleşik Devletleri ev sahipliği yapacak. Uluslararası spor organizasyonları; farklı dillerin, kültürlerin ve ülkelerin aynı kurallar altında mücadele etmesini ve en nihayetinde küresel barışa hizmet etmesi için organize edilir. Ama bugün; Dünyanın en büyük haydut devleti ABD’nin spor maskesi altında barışa katkı sunması mümkün değildir! 24 yıl aradan sonra Dünya Kupası’na gitmeye hak kazanmamız, Ülke sporumuz için çok büyük önem arz ediyor. Dile kolay! Koca bir jenerasyon bu heyecanı yaşayamadan büyüdü. Dünya Kupası’na katılmanın spor camiası olarak öneminin elbette farkındayız. Ancak meselenin bir de İnsanlık boyutu var. Yakın tarihimizin en büyük yıkımlarının, darbelerinin, katliamlarının altında imzası olan ABD’nin; ruhunda barış olan bir spor organizasyonuna ev sahipliği yapması kabul edilemez. Türkiye, İspanya ve Bosna Hersek başta olmak üzere vicdan sahibi ülkeler inisiyatif alarak; ABD’nin Dünya Kupası ev sahipliğinden menedilmesini için çalışmalar yapmalı, Amerika’da oynanacak müsabakaların en azından Meksika ve Kanada’da oynanmasını temin etmeli, ABD boykot edilmelidir. Nasıl ki; Rusya Ukrayna’dan dolayı dünyadaki tüm spor organizasyonlarından men edildiyse aynı şekilde Amerika’da Gazze’deki soykırımın en büyük destekçisi olduğu için, İran’daki okul katliamının sorumlusu olduğu için, Dünya Kupası organizasyonundan çıkarılmalıdır. Bu hem insani hem de hukuki bir gerekliliktir. Dünyadaki vicdan sahibi tüm ülkeler ve kuruluşlar bu boykot etrafında birleşmelidir. Evet, Dünya Kupası önemlidir! Dünya kupası en önemli organizasyonlardan biridir! Ancak hiçbir kupa, bir çocuğun dökülen bir damla kanından daha değerli olamaz.” “TÜRKİYE; HİÇBİR BAHANEYLE BU KİRLİ PLANIN PARÇASI OLMAMALIDIR” “Bugün Amerika’nın kilometrelerce öteden yine hukuksuz bir şekilde İran’a yönelik bir kara saldırısı başlatacağı konuşuluyor. Daha ilk günden okul bombalayan, sivilleri katleden katil Netanyahu-Trump ikilisi; Washington ve Tel Aviv’de yaptıkları hesap Tahran’da şaşınca yeni bir hesap peşine düştü. ABD bu planı hayata geçirmeye kalkar, İran’a bir kara saldırısı başlatır, Türkiye, Amerika’nın bu hamlesi karşısında doğru yerde durursa, karşılaşacağı sonuç büyük bir hezimet olacaktır. Şimdi burada, kelimelerimi çok dikkatli seçiyorum! Türkiye; hiçbir bahaneyle, hiçbir baskıyla, hiçbir “stratejik ortaklık” masalıyla bu kirli planın parçası olmamalıdır.” “ÜLKENİN TAPUSUNU SİZ NATO’YA MI VERDİNİZ?” “Sözde “İran kaynaklı” olduğu iddia edilen bir balistik mühimmat vakası daha yaşadık, bu dördüncü kez yaşanıyor! Ama hiçbirinde tatmin edici bilgi verilmiyor. Bunu yapmak yerine, her seferinde; “NATO görevini yaptı, bizi korudu.” Cümlesini dolaşıma sokuyorlar. Biz bu anlayışı kabul edemeyiz! Neden; bir ülkenin güvenliği, Bütünüyle başkalarının garantisine bırakılamaz da ondan! Geçtiğimiz hafta bu kürsüden boğazların ülkemiz için hayati bir öneme sahip olduğunu, tartışmaya açılmaması gerektiği konusunda uyarılarımızı yapmıştık. Uyarılarımızdan daha bir hafta geçmeden; İstanbul Boğazında “NATO Deniz Unsur Komutanlığı” kurulacağı açıklamaları geldi. Yine geçen hafta bu kürsüden; “Ülkemizdeki üsleri, Türk Silahlı Kuvvetlerinin tam kontrolüne alın” uyarısını yapmıştık, Yine tam tersine; Ülkemizin güneyinde “NATO Müşterek Kolordu Karargâhı” kurulacağı açıklamaları geldi. Bitmedi! Biz kuruluşundan beri Kürecik’e itiraz ediyoruz. Peki Neden? Arkadaşlar buraya dikkat buyurmanızı istiyorum İsrail’in Demir Kubbesini yapan firma ile Kürecik’i yapan firma aynı. Demir kubbe sistemini kim geliştirdi diye baktığımızda karşımıza İsrail Rafael firması, onun arkasında da Amerikan Raytheon firması çıkıyor. Tesadüfe bakınki Kürecik’e kurulan radar sistemini de Amerikan Raytheon firması geliştirmiş. Şimdi soruyorum bu demir kubbenin mimarı olan Amerikan Raytheon firmasının ürettiği radarın Kürecik’te ne işi var? İran’dan atılan füze ezberi ile Kürecik’i meşrulaştıramazsınız! Ülkemizde NATO’ya ait bu kadar üs yetmezmiş gibi şimdide Akdeniz’e Patriot sistemi kurulacak, İstanbul Boğazına Karargâh kurulacak, Güneydoğu’ya da çok uluslu kolordu kurulacak. Ne oluyor Allah aşkına ya! Ülkenin tapusunu siz NATO’ya mı verdiniz? Evet! Türkiye bir NATO üyesidir, ama NATO’nun ülkesi değildir.” “LARRY FİNK İLE DOLMABAHÇE’DE NE GÖRÜŞTÜNÜZ?” “Siyonist rejimin en büyük silah finansörü, Larry Fink ile Dolmabahçe’de ne görüştünüz? Görüştüğünüz kişi; Gazze’deki soykırımın suç ortağıdır! Siyonist rejimin en büyük silah finansörüdür. Bırakın bu adamla görüşmeyi, konuşmayı, Fink bu topraklara adımını bile atamamalıdır. Boykot öyle; hamburgerci basmakla, kola dökmekle olmaz! Gerçekten boykot yapacaksanız; Larry Fink’i boykot edeceksiniz! Köprünün üstünde, protesto yapacaksınız! köprünün altından, gemileri geçireceksiniz! köprünün yanında Larry Fink’le görüşeceksiniz! Dış politikada diliniz başka, elleriniz başka söylemeye devam ediyor. Böylesi dönemde bari düz bir çizginiz olsun.” “YANLIŞ MÜTTEFİK SEÇENLER, BU SEÇİMİN BEDELİ İLE YÜZLEŞİYORLAR” “Böyle kritik bir süreçte, Türkiye’nin üzerine büyük görevler düşüyor. Birincisi bu müttefiklik meselesi çözülmelidir. Son dönemde; Abraham Antlaşmalarını imzalayarak, yanlış müttefik seçenler, bu seçimin bedeli ile bugünlerde nasıl yüzleşiyorlar görüyoruz. Bugün, coğrafyamızın ihtiyacı olan; İsrail’in Abraham Anlaşmaları değil, Türkiye’nin öncülük edeceği İbrahim Anlaşmalarıdır. Çünkü; İsrail’in Abraham’ı, savaşı Türkiye’nin İbrahim’i, barışı esas alır. Onların düzeni, çatışmayı Bizim düzenimiz, diyaloğu esas alır. Onların sistemi, sömürüyü Bizim sistemimiz, iş birliğini esas alır. Bu yüzden Türkiye bir an önce; bu coğrafyanın asıl sahipleriyle, yeni bir yolu, yeni bir ittifakı teklif ve inşa etmelidir.” “İRAN’A İNSANÎ YARDIM KORİDORU AÇILMALIDIR” “İkincisi; Türkiye derhal İran’a insanî yardım koridoru açmalıdır! İran’da yaşanan acılar, sınırın öte tarafında yaşanan acı değildir. Yaşananlar, bizim evimizin içerisinde yaşanan bir insanlık imtihanıdır! Bakınız! Bir tarihi vesika göstermek istiyorum Çanakkale’de bir mezar taşı… Üzerinde “Tebriz” yazıyor! Kim bu biliyor musunuz? Adı: Kazım Efendi Baba adı: Hasan Rütbesi: Yüzbaşı, 21. alay 1. tabur 2. bölükten Askerlik Şubesi: Urmiye Şehadet Yeri: Seddülbahir Doğum yeri: Tebriz Arkadaşlar doğum yeri; dün bombalanan Tebriz! Bugün Urmiye’nin İsfahan’ın, Tahran’ın, Tebriz’in yanında durmak, bizim tarihi bir mesuliyetimizdir. Bir örnek daha: Adı: Meşhet Ali Baba adı: Zeynel Abidin Rütbesi: Er Meşhur 57. Alay 2. Tabur Sıhhiye Bölüğünden Bu şehidimizi özellikle hatırlatıyorum? İsminden anlamışsınızdır, O Çanakkale geçilmesin diye canından geçen bir “Şii” kardeşimiz. Bu ne demektir bu biliyor musunuz? Bugün yaşadığımız toprakları savunanların içerisinde, Bosna’dan, Üsküp’ten, Şam’dan, Kudüs’ten Tebriz’den koşup gelen; Türküyle, Kürtüyle, Arabıyla, Farsıyla; Sünni’siyle, Şii’siyle, bu vatan için can veren kardeşlerimiz var demektir! Yani! Biz, İran ile sadece komşu değiliz! Biz, aynı kaderin, aynı tarihin, aynı acının insanlarıyız!Buradan iktidara sesleniyorum: İran’ın yanında net bir şekilde duramayacağınızı biliyoruz! Ama en azından…İnsani bir adım atın! ve yardım koridoru açın; Van’da lojistik bir üs kurun. Türk Kızılay’ı ve AFAD koordinasyonuyla ilaç ve tıbbi malzemeleri bölgeye ulaştırın. Arama kurtarma ekiplerini bölgeye sevk edin. Şunu unutmayalım; Sınırlar haritada çizilir…Ama vicdanın sınırı olmaz!” “KÜBA YALNIZ BIRAKILMAMALIDIR” “Vicdan; coğrafi sınırlarıda, okyanusları da tanımaz; tanımamalıdır! Türkiye, 60 yılı aşkın süredir ekonomik abluka altında olan ve şu an gıda ve ilaç krizi yaşayan Küba’yı da yalnız bırakmamalıdır. Aynı şekilde; tıbbi malzeme, ilaç ve temel sağlık ekipmanları konusunda bir insanî yardım programı da Küba için başlatılmalıdır! Çünkü biz mazlumun ırkını, dinini sormayız, biz ancak ve ancak zalimlere hasımlık ederiz. Bugün Küba’ya uzanacak bir yardım eli sadece bir ülkeye değil, insanlığa uzanmış bir el olacaktır!” “OTELDEKİ BASKIN GÖRÜNTÜLERİNİ SIZDIRANI GÖREVDEN ALACAKMISINIZ?” “Dünya, küresel haydutların “ülkelere baskınlarını” konuşurken; biz maalesef Türkiye’de “Belediye baskınlarını”, “otel baskınlarını” konuşmak zorunda kalıyoruz! Saadet Partisi olarak; bizler, Mecliste de, belediyede de, bakanlıkta da, iktidarda da, muhalefette de önce ahlak ve maneviyat diyoruz! Bu yaşananlar münferit hadiseler değil, çürümüş sistemin kaçınılmaz sonucudur. Son dönemde iktidar/muhalefet fark etmeksizin ahlak dışı iddialar kamuoyuna yansıdı. Ülke olarak biz nereye gidiyoruz Allah aşkına! “Şehremini” olması gerekenlerin, güveni temsil etmesi gerekenlerin kamu imkanlarını, belediye imkanlarını, milletin imkânlarını böylesine gayrimeşru ilişkiler için kullanması tek kelimeyle ahlaksızlıktır. Tüm partiler böylesi durumlarda gerekeni acilen yapmalıdır. Bunların yanında; bu ahlaksız görüntülerin servis edilmesi ile ilgili de derhal soruşturma başlatılmalıdır. Adalet Bakanımıza buradan sesleniyorum; Sizi ekranlarda, hepimizin sevdiği Ekmek Teknesi’nin Heredot Cevdet’ini dinlerken gördük... Heredot Cevdet; kıssalarında hep adaleti, hakkı ve hukuku anlatırdı. Bizim sorumuz şudur: tapuları sızdıranı görevden aldınız çokta doğru yaptınız. Peki oteldeki baskın görüntülerini sızdıranı görevden alacakmısınız? Tapu sızınca “devlet” gibi, görüntü sızınca “seyirci” gibi davranırsanız; bu adalet değil zulüm olur!” “İHRACATÇIMIZI YEREL VE KÜRESEL KRİZLERİN KURBANI ETMEYİN!” “Biz hep şu soruyu soruyoruz: “Türkiye’nin gerçek gündemi nedir?” Siyasetin ve medyanın gündemi her ne kadar; tapu listeleri, otel baskınları olsa da Milletin gündemi; hep alışveriş listeleri hep ekonomik baskılar. Hafta sonu üretimin ve ihracatın önemli merkezlerinden İnegöl ve Kocaeli’ndeydik. Buralarda hemşerimizle, esnaflarımızla, iş insanlarımızla buluştuk. Bu ziyaretlerimizde krizin sahadaki en somut ve en can yakan yansımalarını bizzat dinledim! Bugün birçok işletme, kötü yönetilen ekonomi politikalarının sonucu olarak nakit akışını sürdüremiyor, ayakta kalma mücadelesi veriyor. Vergi borçları birikmiş, SGK primleri katlanmış, Faizler ve gecikme cezaları borcun kendisini aşmış durumda…Tüm menfi şartlara rağmen; İşletmeler üretmek istiyor ama nefes alamıyor! İşçi çıkarmak istemiyor ama yükün altında eziliyor! Esnaflarımızın, üreticilerimizin bize emanet ettiği talebi burada dile getiriyorum: Vergi borçlarını, SGK primlerini, Kamuya olan tüm borçları kapsayan adil ve sürdürülebilir bir yapılandırmayı derhal hayata geçirin! Bu düzenlemeleri yaparken de ödemelerini düzenli şekilde yapan mükellefleri vergi indirimleriyle, faizsiz kredi teşvikleriyle ödüllendirmeyi de ihmal etmeyin. İşverenlerimizin sırtındaki yükü, bir nebze olsun hafifletin. Öte yandan; ihracatçılarımız bölgemizdeki savaş ve istikrarsızlık nedeniyle ağır bir mağduriyet yaşıyor. Düşünün ki; ihracatçımız bin bir emekle malını üretiyor, hazırlıyor, Körfez ülkelerine göndermek üzere konteynere yüklüyor. Ancak savaş nedeniyle o konteynır gemiye yüklenemiyor,” limanda bekliyor. Bu durumda bir iktidardan ne beklersiniz? Bu sorunu çözmesini, bu mağduriyeti gidermesini beklersiniz. Ama ne oluyor? İhracatçımızın hiçbir kusuru, hiçbir ihmali olmadığı halde, “mücbir sebep” denip sadece bir konteynır için 5.000 dolar ceza ve ek masraf ödemeye mahkûm ediliyor. Buradan, İhracatçımız adına, onların sesi olarak iktidara sesleniyorum: Ülkeye döviz kazandırmak için gece gündüz çalışan ihracatçımızı, yerel ve küresel krizlerin kurbanı etmeyin! Limanlardaki aksaklıkların faturası üreticiye kesmeyin. Üreteni cezalandıran değil, üretenin yanında duran bir devlet anlayışını hayata geçirmek zorundasınız.” “200 LİRA İLE BİR KİLO BİBER ALAMIYORUZ” “Dünyanın bugün karşı karşıya kaldığı bir başka kriz: gıda krizidir! Avrupa Birliği ülkeleri, bu tehlikeyi hemen fark ederek tedbirler almaya başladı. İspanya, Fransa, İtalya, Yunanistan, Hollanda çiftçilerinin bu savaştan etkilenmemesi için “özel tarımsal destek paketleri” açıkladı. AB bütçesinin 386 milyar Euro’su tarıma ayrılıyor. Peki, Avrupa bu tehlikeyi görüp gerekli hazırlıklarını yaparken ardı ardına destek paketleri açıklarken bizim iktidarımız ne yapıyor? Çiftçinin nasıl kazanacağının değil, seçimlerde kaybettikleri belediyeleri nasıl kazanacağının hesabını yapıyor. Bakın bu hafta İskitler pazarından aldığımız fiyatlar; Patlıcan: 190 TL Salkım domates: 134 TL Ama daha vahimini söyleyeyim; Bu 200 TL bu ülkenin en büyük banknotu. Bu da 1 kilo biber. En büyük paramızla bir kilo biber alamıyoruz. Merak ediyorum; “Siz bu biberi de mi Hürmüz boğazından geçiriyorsunuz? Bu ne pahalılık Allah aşkına ya!” Öyle görünüyor ki bu yıl da “meyve, sebze fiyatları uçtu” haberlerini görmeye devam edeceğiz. Çünkü çeyrek asırlık iktidarın bir tarım politikası yok!” “FINDIKTA ADALET ŞART” “Türkiye’nin elindeki fındık üretimi, bugün ülkemizin en büyük gelir kapısı olabilecek bir potansiyeldir. Bugün Türkiye, dünya fındık üretiminin %70’ini karşılıyor. Ancak ne yazık ki fiyatı belirleyen değil, belirlenen bir ülke konumundayız. Yüz binlerce aile bu üründen geçimini sağlarken, Üreticimiz emeğinin karşılığını alamıyor. Sezon başında 350 TL ye kadar çıkan fiyatların, bugün 180-210 TL bandına düşmesi, Yanlış fındık politikaların açık sonucudur. TMO’nun müdahalesi üreticiyi korumak yerine fiyatı baskılayan bir araca dönüşmüştür, Fiskobirlik’in etkisizleştirilmesi üreticimizi sahipsiz bırakmıştır. Açıkça ifade ediyoruz: Kamu gücü üreticiyi ezmek için değil, korumak için vardır. İktidar fındık için; En az 300 TL taban fiyatını derhal açıklamalı, alım garantisi vermelidir. TMO’nun fiyat düşürücü stok satışları sınırlandırılmalıdır. Piyasada tekelleşmeye izin verilmemeli; Rekabet Kurumu, manipülasyon yapan firmalara karşı derhal harekete geçmelidir. Fiskobirlik yeniden güçlendirilerek üreticinin gerçek temsilcisi haline getirilmelidir. Fındık üreticisi sahipsiz bırakılmamalıdır. Türkiye, fındıkta ezilen değil, belirleyen ülke olmak zorundadır. Bunun yolu da mevcut düzenin bir an önce ıslahıdır.” AİLE YILINDA YAPILMAYANLAR “Üzülerek ifade ediyorum, Sadece ihracatta, tarımda değil; Aile yılında da “Ailede kriz” devam ediyor. Malumunuz “Aile yılı” ilan edilmesinin üzerinden yaklaşık bir buçuk yıl geçti. Bu süreçte kamuoyuna aylarca “Kapsamlı bir düzenleme hazırlanıyor” denildi, Komisyonda denildi, Meclise sunacağız denildi, Şöyle oldu böyle oldu… 1,5 yılda tek bir düzenleme yaptılar. Ücretli izni altı aya çıkardılar. Halbuki, aileyi desteklemek için, doğum oranlarını artırmak için Işıltılı salonlarda lansman yapmak yerine Birçok düzenleme bu kanun teklifine eklenebilirdi. Sadece bir örnek vereceğim. “Doğum Yardımı” adı altında verilen destekler, bırakın genel ihtiyaçları karşılamayı, bugün sadece bebeğin bez giderini bile karşılamıyor. Sizin de “tehdit” gördüğünüz Bu doğurganlık oranları ile ilgili, Aile ile ilgili, Ne zaman gerçek bir önlem alacaksınız? Ne zaman samimi olacaksınız? Nüfusun geleceğinin tartışıldığı, doğum oranlarının alarm verdiği bir dönemde, İktidarın meclise getirdiği gibi, Göstermelik, sınırlı ve parçalı düzenlemelerle aile güçlendirilemez! Bu konuda yapılacaklar bellidir. Bir: Doğum sonrası ücretli izin süresi en az 1 yıla çıkarılmalıdır. İki: Ücretsiz izin hakkı, çocuk 3 yaşına gelene kadar uzatılmalıdır. Üç: Mevcut mevzuatta yer alan; 150 kadın çalışanı olan işyerlerinde kreş açma zorunluluğu, 150 çalışanı olan işyerleri şeklinde güncellenmelidir. İlgili kanun, perşembe günü komisyona gelecek. Biz Yeni Yol grubu olarak; Mevcut kanun teklifine bunların eklenmesi için çalışmaya devam edeceğiz. Milletimizin, annelerimizin, ailelerimizin içi müsterih olsun! Hepsinin takipçisi olacağız!” “İKTİDARIN 5G’Sİ VE 5G’MİZ” “Ülkemiz adına, yeni bir gelişme de oldu. Dün gerçekleştirilen törenle, Türkiye'nin 5G'ye geçişi resmen ilan edildi. Bugünden itibaren 81 ilimizde 5G hizmeti kademeli olarak başlatılacak. Tabii, bu ulaşım ve telekomünikasyonun 5G’si…Bir de Ak Parti iktidarının 5G’si var… Nedir bunlar? Güç zehirlenmesi Görevi ihmal Güveni istismar Gündemi değiştirme Geçimi unutturma Biz Saadet 5.0 ile bu anlayışı güncelleyeceğiz. 81 ilde, kademeli olarak değil doğrudan Siyasetin 5G’sini getireceğiz… Nedir bunlar? Bir: GÜLER YÜZ İnsanları dinleyen, anlayan bir siyaset. İki: GÜVEN Sözüne sadık, halkın yanında duran bir siyaset. Üç: GAYRET Laf değil, iş üreten bir siyaset. Dört: GELİŞİM Geleceği planlayan, ülkeyi ileriye taşıyan bir siyaset. Beş: GERÇEKLİK Sorunları saklamayan, çözüm üreten bir siyaset. İşte bunlar da bizim 5G’miz. Ak Parti’li idarecilere sesleniyorum! Çürümüş bir yapı ile sağlam sonuç üretemezsiniz. Ülkemizin hiçbir sorununu vitrin yenilemekle çözemezsiniz. Beyni değiştirmeden, yüzü değiştirmenin kimseye faydası olmaz. Aynı reflekslerle, aynı kapalı devre karar mekanizmalarıyla yönetilen bir sistemde, kim göreve gelirse gelsin en fazla dekor olur, aksesuar olur. Siz en iyi yöneticiyi bile iş başına getirseniz, onu bu çarkın içine attığınız anda ya etkisizleşir ya da sistemin parçası haline gelir. Kurmuş olduğunuz bu çürümüş sistem ülkemizi artık taşımıyor Siz bu yapı ile adalet sarayları inşa edersiniz; ama adalet sorununu çözemezsiniz, Siz bu yapı ile şu kadar derslik yaptık diye övünürsünüz; ama eğitim sorununu çözemezsiniz, Siz bu yapı ile hastane sayısını arttırırsınız; ama sağlık sorununu çözemezsiniz, Siz bu yapı ile yollar, köprüler yapabilirsiniz; ama yolsuzluk problemini çözemezsiniz, Siz bu çürümüş yapı ile emekliye torun sevdiremezsiniz; Siz bu sistem ile refah üretemezsiniz… Siz bu sistem ile umut üretemezsiniz… Çünkü siz bu sistemi üretmek için değil tüketmek için kurdunuz! Siz bu sistemle aileyi tükettiniz, bu sistemle gençliğin umudunu tükettiniz, bu sistemle emeğin değerini tükettiniz, bu sistemle adalete olan inancı tükettiniz, bu sistemle eğitimin ruhunu tükettiniz, bu sistemle liyakati tükettiniz, bu sistemle ahlakı tükettiniz, bu sistemle güveni tükettiniz. Önce ahlak ve maneviyat demeyen tüm sistemler çürümeye mahkumdur!”

YORUMLAR

Maksimum karakter sayısına ulaştınız.

Kalan karakter: