SAADET PARTİSİ GENEL BAŞKANI MAHMUT ARIKAN:

“DÜNYA KUPASI ABD EMPERYALİZMİNİN UYGULAMALI GÖSTERİMİYLE BAŞLADI” “AMERİKAN RÜYASI KANLI BİR KABUSTUR” “TFF AK PARTİNİN DEĞİL TÜRKİYE’NİNDİR” “ÖĞRETMENLERİMİZE YAPILAN SERT MÜDAHALEYİ ŞİDDETLE KINIYORUM!” “HER ALACAK İÇİN YÜRÜYÜŞ MÜ YAPILACAK?” “MİLLETİ BIÇAK GİBİ KESEN VERGİ DÜZENİ, İŞ YABANCIYA GELİNCE ESNEDİKÇE ESNİYOR” “KAMU MALI EMANETTİR” “BİR ANLAŞMANIN İMZALANMASI, ABD VE İSRAİL SÖZ KONUSU OLDUĞUNDA ASLA BİR GÜVENCE DEĞİLDİR” “SİYONİZM ‘BEN SİYONİZM’E HİZMET EDER MİYİM TÜRKÜSÜ SÖYLETE SÖYLETE KENDİNE HİZMET ETTİRİR.’” “İHTİYACIMIZ: BEYAZ KUŞAK”

18 Haz 2026 - 12:23 YAYINLANMA
SAADET PARTİSİ GENEL BAŞKANI MAHMUT ARIKAN:

Saadet Partisi Genel Başkanı Mahmut Arıkan TBMM’de gerçekleştirilen grup toplantısında konuştu. Dünya Kupası'nı “ABD emperyalizminin uygulamalı gösterimi” olarak nitelendiren Arıkan; “Amerikan Rüyasının kanlı bir kâbus” olduğunu, FIFA'nın ve Batı'nın çifte standartlı adaletinin Gazze'deki zulme göz yumduğunu vurguladı. TFF'yi “Milli takım milletindir” diyerek partizanlıkla eleştiren ve öğretmenlere yönelik sert müdahaleyi kınadı. Ekonomik adaletsizliğe dikkat çeken Arıkan, “Milleti bıçak gibi kesen vergi düzeninin yabancıya gelince esnediğini” belirtti. “Kamu malı emanettir” diyerek iktidarı rant politikaları üzerinden sorgulayan Saadet Partisi Genel Başkanı, İsrail ve ABD'ye verilen hiçbir sözün güvence olmadığını ifade ederek Siyonizm'in kendine hizmet ettiren yapısına dikkat çekti. İktidara “İhtiyacımız Beyaz Kuşak” çağrısında bulunan Mahmut Arıkan, D-8 vizyonuyla bölgesel barışı ve kalkınmayı inşa etmeye kararlı olduklarını ilan etti. Mahmut Arıkan’ın konuşmasında öne çıkan başlıklar şöyle; “DÜNYA KUPASI ABD EMPERYALİZMİNİN UYGULAMALI GÖSTERİMİYLE BAŞLADI” “Hepimizin malumu Dünya'da ve Türkiye'mizde ‘Dünya Kupası’ heyecanı yaşanıyor. Her şeyden önce; bu turnuvada ülkemizi temsil eden, A Milli Futbol Takımımıza yürekten başarılar diliyorum. Bizim çocukların, kalan mücadelelerini en güzel şekilde vereceklerine ve gruptan çıkacaklarına yürekten inanıyoruz. Futbola ufakta olsa merakı olanlar bilir, futbol sadece futbol değildir... Dünya; daha ilk düdük çalmadan, Amerika'nın nobran ve çirkin yüzüyle bir kez daha karşılaşmıştır... Her takımın alnının teriyle, hak ederek geldiği Dünya'nın en büyük futbol organizasyonunda; takımları, K9 köpekleriyle, -hem de canlı yayında- aradılar; dünyaca tanınan futbolcuları, saatlerce sorguladılar, Afrika'da yılın hakemi seçilmiş bir hakemi, sırf Somalili diye, ülkeye almadılar; İran Milli Takımının, ancak Meksika'ya girmesine izin verdiler, futbolcusuna 1 günlük Amerika vizesi verdiler... Ve yine; turnuvaya katılan ülkelerin dörtte birinin taraftarını ülkeye almadılar... Değerli arkadaşlar, bütün bunların tek bir açıklaması var: “Ben güçlüyüm, ben üstünüm; istediğime istediğim gibi davranırım” anlayışıdır. Bu uygulama; Amerikan emperyalizminin uygulamalı gösterimidir. “AMERİKAN RÜYASI KANLI BİR KABUSTUR” “FİFA yani Uluslararası futbol federasyonu... 28 Şubat 2022'de, Rusya'nın Ukrayna'ya müdahalesinin hemen ardından FİFA ve UEFA jet hızıyla ortak bir karar aldı. Rusya Milli Takımları ve tüm Rus futbol kulüpleri ikinci bir duyuruya kadar, bütün uluslararası müsabakalardan men edildi! Peki, aynı, FİFA bebek katilleri, sapıklar, caniler tarafından Gazze'de 100.000 insan katledilirken neden yaptırım kararı almadı? Rusya'yı anında turnuvalardan meneden o kirli vicdan, neden sıra İsrail'e gelince kör-sağır oldu, dilsiz kesildi? Batı'nın adaleti budur! Ucu kendilerine dokunmadığı sürece, ölen çocuklar Müslüman olduğu sürece, onların her türlü işleri şenlik içinde devam eder. Amerika'ya dostum diyenler için bu turnuva bir ibret vesikasıdır... Dünya'nın her yerinde; insan hakları ve adalet cümleleriyle pazarlanan bu "Amerikan Rüyası" dünyanın mazlum coğrafyaları için "kanlı bir kabus"tur. Züccaciye dükkanına giren bu filleri dize getirmek, onlara hak ettikleri muameleyi göstermek, elbette bizim boynumuzun borcudur. İşte bunun için bu grup toplantımızı yapıyoruz bunun için vatandaşlarımıza beraber yürüyeceğimiz ilke odaklı yeni bir hat teklif ediyoruz.” “TFF AK PARTİNİN DEĞİL TÜRKİYE’NİNDİR” “Tabii Dünya Kupası yansımalarını ülkemizde de hissediyor. Kupa heyecanına, gölge düşüren gelişmelere de şahit oluyoruz. AK Parti Tanıtım ve Medya Başkanlığı milli takımımız için bir marş ve video hazırlamış. Hazırlayabilir, emeklerine sağlık. Ancak! Türkiye Futbol Federasyonu bunu alıyor, Milli Takım'ın resmi hesaplarında paylaşıyorsa ona dur bakalım demek zorundayız. Çünkü; AK Parti de tıpkı Saadet Partisi gibi, tıpkı diğer partiler gibi, 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanunu'na tabi bir siyasi partidir. 86 milyonu temsil etmesi gereken bir hesabın, herhangi bir siyasi partinin hazırladığı içeriği "öve öve" paylaşması "devlet" ile "parti" arasındaki sınırın ne kadar aşındığını gösterir, devlet ciddiyetinin nasıl ayaklar altına alındığını gösterir! Türkiye Futbol Federasyonu'na sesleniyorum: Yapmayın! Milli Takım formasında parti rozeti yok! Ay yıldızlı bayrak var! TFF, Türkiye'nindir. Milli Takım, milletindir. Ay-yıldızlı forma, 86 milyonundur. Türkiye Futbol Federasyonu'nun görevi; iktidara şirin görünmek, ondan aferin almak değildir. Milleti ayrıştıran bir federasyon başkanı olamaz. Bu kadar partizanlaşmış, futbolu bu kadar siyasallaştırmış bir başkanın sadece milli takıma değil, futbola katabileceği hiçbir değer yoktur.” “ÖĞRETMENLERİMİZE YAPILAN SERT MÜDAHALEYİ ŞİDDETLE KINIYORUM!” “Bir ülkede yaşayan insanları birbirine bağlayan, o insanlarla yönetim arasında güven kuran şey, hiç şüphesiz, emeğin itibarıdır, devletin ciddiyetidir... Ancak bugün, Türkiye'de her ikisinin de ciddi derece zedelendiğini görüyoruz. İki örnek vermek istiyorum. Özel sektör öğretmenlerimiz Meclis'imizin önüne geldiler, seslerini duyurmaya çalıştılar. Öncelikle öğretmenlerimize yapılan sert müdahaleyi şiddetle kınıyorum! O müdahaleyi yapmadan önce, o öğretmenlerimizi mutlaka dinlemeniz gerekirdi. Değerli öğretmenlerim, her ne kadar, iktidar sesinizi bastırmaya çalışsa da biz sizi duyuyoruz. Bakınız, geçen sene, “Büyük Öğretmen” yürüyüşü yapıldı. Bu yürüyüşten sonra Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı; “Tamam! İlgili bakanlıklar, dernekler, sendikalar olarak bir araya gelip konuşalım.” dedi. İşte bu da belgesi! 14 Temmuz 2025 günü, 11 gün sonrası için 25 Temmuz’da toplantı kararı alınıyor. Ancak, ne hikmetse 22 Temmuz günü başka bir karar ile bu toplantı iptal ediliyor. İşte o karar da burada. İşte bugün, öğretmenlerimiz; devletin garantör olduğu ancak 1 yıldır gerçekleşmeyen bu görüşmenin yapılmasını talep etmek için Ankara’dalar. Sınıflarında “çalışırsanız başarırsınız” diyen öğretmenlerimiz, bugün; çalışıyorlar ancak emeklerinin karşılıklarını alamıyor. Bunun için Güven Park'talar. Şunun çok iyi bilinmesini isterim; özel okul öğretmeni, özel sektör işçisi gibi görülüyor; ancak yaptığı iş kamusal bir iştir. Öğretmenin emeği piyasaya terk edilirse, eğitimin niteliği de piyasaya terk edilmiş olur. Bunu aklı başında hiçbir yönetici kabul etmez!” “HER ALACAK İÇİN YÜRÜYÜŞ MÜ YAPILACAK?” İkinci örneğimiz Özşen Madencilik işçilerinin grevi... Orada da vahim bir tablo, çirkin detaylar var. Bir kez daha ifade ediyoruz: İşçinin, emekçinin hakkı; konkordato dosyalarının arasına sıkıştırılamaz. Burada artık şirket isimlerini aşan bir mesele vardır. Dün Doruk Madencilik. Bugün Özşen Madencilik. Yarın başka bir maden, başka bir fabrika, başka bir işletme... Sormak zorundayız: Bu ülkede işçinin hakkı, ancak bakanlar devreye girince mi ödenecek? Her alacak için yürüyüş mü yapılacak? Her maaş için açlık grevi mi başlayacak? 24 yılda kurmuş olduğunuz, bu düzen adil değildir. Biz; “Çalışana ücretini, alınteri kurumadan verin.” diyen bir Peygamberin ümmetiyiz. Bugün ne çiftçimiz ne öğretmenimiz ne de emeklimiz hakkını alamıyor. Bizler; haklı mücadelelerinde, maden işçilerimizin yanındayız; haklı mücadelelerinde, özel sektör öğretmenlerimizin yanındayız, hakkettikleri halde öğrencileriyle buluşamayan mülakat mağduru öğretmenlerimizin yanındayız. Hakkını alamayan emeklilerimizin yanındayız, emekli olmak için hak mücadelesi veren EMADDER’in yanındayız. Emeğin itibarını korumak için, devletin ciddiyetini de yeniden tesis etmek için, kamu malını korumak için buradayız. Bunun için çalışıyoruz. Ve inşallah muvaffak olacağız! “MİLLETİ BIÇAK GİBİ KESEN VERGİ DÜZENİ, İŞ YABANCIYA GELİNCE ESNEDİKÇE ESNİYOR” “Bugün verdiğimiz en önemli mücadelelerden biri de kamu malının korunması ve gözetilmesi mücadelesidir. Sayın Cumhurbaşkanı geçtiğimiz hafta, Sayıştay'ın kuruluş yıldönümünde bir cümle kurdu. “Kamu kaynakları halkın yararına olmalı. Kamu malının israf edilmesine, yasa dışı ve usulsüz yollarla istismar edilmesine göz yummayız.” dedi. Altına hepimizin imza atacağı çok kıymetli bir cümle. Ama bugün ülkemizin ihtiyacı; güzel cümle kurmak değildir, o cümlenin gereğini yapmaktır. Gelin birkaç rakama birlikte bakalım. Kütahya Zafer Havalimanı... Aylık yolcu taahhüdü 110 bin yolcu! Mayıs ayında havalimanını kullanan yolcu sayısı 5 bin civarı! 2025 yılında taahhüt gerçekleşme oranı yüzde 5,8'de kalmış. Şimdi soruyorum: Aradaki bu farkı kim ödeyecek? Tabi ki. Kamunun kaynaklarından ödenecek, yani milletimiz ödeyecek. Bütçeye bakıyoruz... Beş aylık bütçe açığı ne kadar? Yaklaşık 1 trilyon lira! Peki bu açık neden oluşuyor? Bu kadar para nereye gidiyor? İşte bu çürümüş düzene gidiyor. Garanti ödemelerine gidiyor. Yanlış tercihlere gidiyor. Trump için yapılan havalimanına gidiyor. Halkın yararına kullanılması gereken kaynaklar, bir avuç imtiyazlı çevrenin kasasına gidiyor. Sonra iktidar dönüp millete ne diyor? “Sabredin.” “Kemer sıkın.” “Fedakârlık yapın.” İyi de nereye kadar bu fedakârlık yapılacak? 24 yılın sonunda insanlar pazarda tane hesabı yapıyorlar, kirasını ödeyemiyorlar, adliyelerde icra dosyası 30 milyona yaklaşmış! Vergi düzenine bakıyoruz milleti bıçak gibi kesen vergi düzeni, iş yabancıya gelince esnedikçe esniyor. Yabancı yatırımcı gelsin, fabrika kursun, üretim yapsın, istihdam oluştursun diye bir dünya imkân sağlanıyor. Biz buna prensip olarak karşı değiliz. Ama ortada bir taahhüt varsa, o taahhüdün de bir karşılığı olmak zorundadır. BYD'ye Manisa'da, fabrika kurma ve yatırım yapma taahhüdü karşılığında %40 vergi muafiyeti sağlandı. Ama ortada ne fabrika var ne yatırım var... Sonra bir anda öğreniyoruz ki; yatırım başka yerlere kaydırılmış...Muafiyetler ne olacak? Millete gelince tahsilatta şahin kesilenler, yabancı şirketlere gelince neden bu kadar sessizsiniz? Küçük esnaf bir gün gecikse kapısına dayanan sistem, milyarlarca liralık muafiyetlerde neden bu kadar rahat? “KAMU MALI EMANETTİR” “Cenab-ı Allah’ın şu öğüdünü burada özellikle hatırlatmak isterim; “Allah size emanetleri ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz vakit adaletle hükmetmenizi emrediyor.” İşte kamu malı da bir emanettir. Biz iktidarı, muhalefetin keskin dili ile değil, kardeşâne uyarma vazifemizi yapıyoruz... Bir insan bir kişiye haksızlık yaptığında, gider o kişiden helallik isteyebilir. Ancak kamu malında bir kişinin değil, herkesin hakkı vardır. Beş ayda bütçede verdiğiniz 1 trilyon bütçe açığından dolayı, Kütahya Zafer Havalimanı'nda yüzde 5,8 yolcu garantisinden dolayı, kimden helallik isteyeceksiniz? Asgari ücretliden mi? Emekliden mi? Vergisini ödeyen milyonlarca vatandaştan mı? Milletin hakkı; zengin müteahhitlere, imtiyazlı şirketlere, siyasi bağlantılı çevrelere teslim edilemez. Bu çok büyük bir kul hakkıdır.” “BİR ANLAŞMANIN İMZALANMASI, ABD VE İSRAİL SÖZ KONUSU OLDUĞUNDA ASLA BİR GÜVENCE DEĞİLDİR” “Bölgemizde yaşanan son gelişmeler, hepimize çok önemli bir gerçeği bir kez daha göstermiştir: Bu coğrafyada; emperyalist dayatmalarla, Siyonist saldırganlıkla ve dış müdahalelerle kalıcı bir düzen kurulamaz. Trump -her ne kadar- bu süreci kendi adına bir başarı hikâyesi gibi sunmaya çalışsa da sahadaki tablo bunun böyle olmadığını açıkça ortaya koyuyor. Elbette biz, bölgemizde savaşın değil barışın; gerilimin değil diplomasinin, hâkim olmasını isteriz. Bu nedenle çatışmaların durmasını, diplomasi kanallarının açılmasını ve tarafların masada konuşmasını olumlu karşılıyoruz. Ancak barışı selamlarken hakikati de teslim etmek zorundayız! Amerika, İsrail ve İran'ı "savaşan iki cephe" olarak tanımlamayı doğru bulmuyoruz. Saldıranlar ile ülkesini savunanları ayırmak mecburiyetindeyiz. Okullarda çocukları, evlerinde aileleri, şehirlerde mahalleleri bombalayanlarla, o masumları savunanları ayırmak mecburiyetindeyiz. Emperyalizmin ve Siyonizm’in baskılarına karşı vatanını savunan, İran'ın ortaya koyduğu direnci önemsiyoruz. Bu asla bir savaş çağrısı değildir! Bu, bölgenin; kendi onuruna, kendi iradesine ve kendi geleceğine yine kendisinin sahip çıkması gerektiğinin altını çizmektir. Şunu da açıkça ifade etmek zorundayız: Bir anlaşmanın imzalanması, kayıt altına alınması, Amerika ve İsrail söz konusu olduğunda asla bir güvence değildir. Çünkü biz biliyoruz ki; canları istediğinde Gazze'yi vuranlar, Tahran'ı hedef alanlar, Beyrut'u bombalayanlar için "anlaşma" çoğu zaman sadece taktik bir moladan ibarettir.” “NATO BARIŞA DAİR HANGİ ADIMLARI ATTI?” “Hepinizin malumu temmuzun ilk haftası başkent Ankara'da ülkemizi ve bölgemizi yakından ilgilendiren bir toplantı, NATO Zirvesi yapılacak. Zirve için güvenlik önlemleri alınıyor, muhtemel protesto gösterilerinin önüne geçilmeye çalışılıyor. Geçtiğimiz yıl Lahey'de yapılan NATO Zirvesi'nde, “NATO için savunma harcamalarını artırma” ödevi verilmişti... Silahlanmaya daha fazla kaynak ayrılması ve güvenliğin daha çok askeri kapasite üzerinden tanımlanması konusunda yeni hedefler ortaya konulmuştu... İşte tüm bu hedefler karşısında şu basit soruyu sormak zorundayız: Dünyanın ihtiyacı, NATO'nun askeri kapasitesini artırması mıdır, yoksa daha fazla adalet, daha fazla diyalog, daha fazla barış mıdır? Dün Bosna'da, bugün Gazze'de katliam yapılırken, NATO barışa dair hangi adımları attı? NATO Türkiye'nin tarihsel ve kültürel olarak taraf olduğu hiçbir meselede ülkemizin yanında durmazken Türkiye'nin önceliği NATO için daha çok harcama yapmak mı olmalıdır? Yoksa Türkiye ikiyüzlülüğüne ve çifte standardına defalarca tanık olduğu NATO'ya rağmen savaşları önleyecek yeni diplomatik mekanizmalar mı geliştirmelidir? Şunu defalarca tecrübe ettik, NATO toplantılarında, barıştan söz edenler, savaşları asla durdurmuyor... Demokrasiden söz edenler, hükümetlere, devletlere müdahalede hep sessiz kalıyor... İnsan haklarından söz edenler, Gazze'de akan kana hep gözlerini kapatıyor... Şimdi önümüzde iki seçenek var: Bir tarafta, güvenliği daha fazla silahlanmada arayan anlayış, diğer tarafta güvenliği adalette, uluslararası hukukta arayan anlayış. Biz Ankara'daki NATO zirvesinde bütün dünyaya ikinci yolun sesinin yükselmesini istiyoruz. Biz Ankara'da savaşların nasıl büyütüleceğinin değil, barışın nasıl inşa edileceğinin konuşulmasını istiyoruz.” “SİYONİZM ‘BEN SİYONİZM’E HİZMET EDER MİYİM TÜRKÜSÜ SÖYLETE SÖYLETE KENDİNE HİZMET ETTİRİR.’” “Burada en büyük rol Türkiye'ye düşüyor. Haftalardır bu kürsüden çağrıda bulunduk. Bu zirvede; Amerika ve İsrail'in yaptıklarının hesabını soracak hamleler yapın dedik... Sanki bunlar hiç denmemiş, sanki Amerika'nın suç dosyası hiç bilinmiyormuş gibi; sırf Trump gelecek diye, milyarlar harcayıp yeni havalimanı yaptılar... Yetmedi, bu havalimanını; dualarla açtılar... İşte Siyonizm böyledir! “Ben Siyonizm’e hizmet eder miyim türküsü söylete söylete kendine hizmet ettirir.” Çünkü Netanyahu; “İsrail NATO'dur, NATO, İsrail'dir” diyor... Bizde; “NATO Siyonizm’in küresel silahlı gücüdür.” diyoruz. “İHTİYACIMIZ: BEYAZ KUŞAK” “Yaşanan olayların ışığında bölgemiz yeni gelişmelere gebedir. Aylar önce teklif etmiştim, buradan bir kez daha üstüne basa basa söylüyorum. İhtiyacımız olan, NATO'nun zulüm getiren anlayışı değil medeniyetimizin adalet getiren anlayışıdır. Şimdi biz de diyoruz ki; "Gelin yeni bir kuşak inşa edelim." Bu Amerika'nın planlarına hizmet eden bir yeşil kuşak değil, Türkiye'nin öncülüğünde ve bölgeye hizmet eden bir "Beyaz Kuşak" olsun. Bu kuşağın 3 temel umdesi olsun: 1. Güvenlik, 2. İstikrar, 3. Kalkınma! Sadece kendi sınırlarını koruyan değil, bölgesel güvenlik havzası oluşturan bir irade; kaostan beslenenlerin oyunlarını bozan, iç işlerine müdahaleyi reddeden bir kararlılık; kaynaklarımızı Batı'nın başkentlerine değil, halkımızın refahına akıtan bir ekonomik iş birliği olsun. Bu "Beyaz Kuşağın" ilk adımı olarak, Türkiye- İran- Mısır- Pakistan ve Suudi Arabistan arasında saldırmazlık ve kolektif güvenlik anlaşması imzalayalım. Bu pakt; mezhepçilik fitnesine de etnik kışkırtmalara da, sahte düşmanlıklara da vurulacak en büyük darbe olacaktır. Eğer biz başlangıç olarak Ankara, Tahran, Kahire, İslamabad ve Riyad hattını bir barış ve güven köprüsüyle birleştirebilirsek; sadece kendi sınırlarımızı değil, tüm mazlum coğrafyalar için adım atmış oluruz. Şu iyi bilinsin! Bizim kimsenin toprağında gözümüz yok! Ancak, kimsenin de bu coğrafyada operasyon yapmasına göz yumma lüksümüz yok.” D-8’İN KURULUŞ YILDÖNÜMÜ “D-8; merhum liderimiz, Prof. Dr. Necmettin Erbakan Hocamızın bütün baskılara, bütün engellemelere rağmen ortaya koyduğu büyük vizyonun adıdır. Müslüman ülkelerin, gelişmekte olan ülkelerin, başkalarının sofrasında kırıntı beklemeden kendi sofrasını kurma iradesidir. O gün; bazıları bunu anlamadı. Bazıları küçümsedi. Bazıları alay etti. Bazıları da bu fikri, daha doğmadan boğmak istedi. Ama bugün bölgemizde yaşananlara bakınca, Gazze'ye bakınca, İran'a bakınca, Suriye'ye, Lübnan'a, Yemen'e, Afrika'ya bakınca bir kez daha görüyoruz ki: Erbakan Hoca haklıydı! Bu coğrafyanın kurtuluşu, NATO kapılarında merhamet aramakta değildir. Bu coğrafyanın kurtuluşu, emperyalist başkentlerden gelecek talimatlarda değildir. Bu coğrafyanın kurtuluşu; kendi imkânlarımızı birleştirmekte, kendi kalkınma modelimizi birlikte inşa etmektedir. Biz bugün "Beyaz Kuşak" derken, aslında Erbakan Hocamızın D-8'le açtığı yolu bugünün şartlarında büyütmekten, güçlendirmekten, yeniden ayağa kaldırmaktan söz ediyoruz. Mazlumların başını kaldıracağı, zalimlerin hesap vereceği yeni bir dünya için çalışıyoruz. Bu vesileyle, D-8'in kuruluş yıldönümünün ülkemiz ve bölgemiz başta olmak üzere bütün insanlık için hayırlara vesile olmasını diliyorum. Yarın gerçekleştireceğimiz; D-8 sempozyumunda, değerli genel başkanlarımızla, büyükelçilerimizle, yurt dışından gelecek önemli misafirlerimizle bir araya geleceğiz. Bu birlikteliğin, somut adımlara, kalıcı iş birliklerine, bölgesel barış ve kalkınma hamlelerine vesile olacağını ümit ediyor.”

YORUMLAR

Maksimum karakter sayısına ulaştınız.

Kalan karakter: