MEDENİ KANUNUN KABULÜNÜN 100. YILINDA CHP DENİZLİ MİLLETVEKİLİ GÜLİZAR BİÇER KARACA’DAN AÇIKLAMA KADINLAR HİMAYE NESNESİ DEĞİL HAK ÖZNESİ

17 Şubat, biz kadınlar başta olmak üzere Cumhuriyetin eşit yurttaşlık şiarının temsilidir. 17 Şubat; biz kadınların Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin eşit yurttaşları olarak tanınmasının dönüm noktasıdır.

17 Şub 2026 - 11:17 YAYINLANMA
MEDENİ KANUNUN KABULÜNÜN 100. YILINDA  CHP DENİZLİ MİLLETVEKİLİ GÜLİZAR BİÇER KARACA’DAN AÇIKLAMA  KADINLAR HİMAYE NESNESİ DEĞİL HAK ÖZNESİ

Medeni Kanun; birlikte evlilikten mirasa, mülkiyetten boşanma hakkına kadar yaşamın temel alanlarında eşitlik iddiasının kadınlar için hukuki güvenceye kavuşması gerçekliğidir. Medeni Kanun; özel hayatın dinsel otoriteden arındırılması, kadın için şiddete, terke, mülksüzleştirmeye karşı somut bir güvenlik hattıdır. Cumhuriyet’in hukuk devrimi, kaba bir “kopyalama”dan çok yeni bir yurttaşlık grameri kurma hamlesidir. Medeni kanun; kadını korunacak varlık ya da ailenin eklentisi olmaktan çıkarıp hukukun muhatabı yapma iddiasını taşır. Tek eşlilik, resmi nikah, boşanmada ve mirasta eşitlik iddiası gibi başlıklarda, medeni kanun “ev içi” denilen alanı bir hak alanı olarak tarif eder. Kadını himaye nesnesi olmaktan çıkarıp, hak öznesi olarak kurar. Bu, terk edilişin, yoksun bırakılışın, mirastan silinmenin kader diye paketlenip kadının önüne konulmasına karşı, kamu gücü burada bir hukuk kapısı aralamak demektir. Medeni Kanun; yalnızca aile hukukunu düzenleyen teknik bir metin değildir; kadınların yurttaşlık statüsünü güvence altına alan temel eşitlik sözleşmesidir. Bu nedenle Medeni Kanun’a yönelik her tartışma, kadınları hapsetmeye varacak her politika doğrudan biz kadınların yaşam hakkını, ekonomik güvencesini, eşit temsiliyetini ve toplumsal konumunu doğrudan ilgilendiriyor. Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün 5 Aralık 1934’te söylediği şu sözler hepimize mirastır: “…Tarih, Türk inkılâbını anlatırken, bunun bir kurtuluş olduğunu en başta söyleyecektir. Bu kurtuluşun çeşitli aşamaları içinde de, özellikle kadınların kurtulmasını anacaktır…” Bu cümleler, bir sonuç kadar bir yol da tarif ediyor. Kadınların yurttaşlığa çıkışı, hukukun en gündelik dilinde gerçekleşiyor. İşte tam bu yüzden, o kurtuluşun en kalıcı basamaklarından biri 17 Şubat 1926’dır. Bizler; her türlü hak ihlallerine, ayrımcılığa, şiddete, eşitsizliğe karşı mücadele edenleriz. Bizler; hukuk devletinin yerini üstünlerin hukukunun almasına direnen, laiklikten ödün vermeden ilerleyen kadınlarız. Bizler; Türkiye Cumhuriyeti’nin yapısını zayıflatmaya yönelik sistematik saldırıların, antidemokratik uygulamaların, tarihsel geriye gidişlerin karşısında Cumhuriyet kadınları olarak yürüyenleriz. Türkiye’nin 100 yıl önce medeni kanuna kavuşturulması, öncül bir beyandır. “Kadın-erkek eşitliği, aile içinde başlayacak, devlet buna seyirci kalmayacak” deme girişimidir. Bugün gelinen noktada 100. yıldönümünde, normların kırılganlığını hatırlıyor ve hatırlatıyoruz. Çünkü bugün iktidar dili ve pratikleri, medeni kanunun, bir kere yazılıp sonsuza dek güvenceye alınan bir metin olmadığını gösteren örneklerle dolu… Bu yüzdendir ki Medeni Kanun her kuşakta yeniden savunulan bir eşitlik eşiği olmak zorunda… TBMM’nin 1926’daki hamlesini modernleşmenin yanına kadın açısından adıyla, soyuyla, malıyla, boşanma hakkıyla, miras payıyla kamusallığa kabulü olarak yazmak gerekir. Eşitlik, ancak laiklik zemini sağlam kaldığında bize hayat olur. 17 Şubat’ın yıldönümünde hatırlatıyoruz: Kazanılmış haklarımızı tartışmaya açtırmayacağız. Eşit yurttaşlık, demokratik laik hukuk düzeni ve kadınların kamusal hayattaki varlığının vazgeçilmezliğini her platformda dile getireceğiz. Kadınların karar mekanizmalarında eşit biçimde temsil edildiği, haklarının eksiksiz yaşama geçtiği bir ülke için mücadelemizi kararlılıkla sürdüreceğiz.

YORUMLAR

Maksimum karakter sayısına ulaştınız.

Kalan karakter: