KEÇİÖREN ÖRNEĞİNDEN HAREKETLE CHP’DE YEREL YÖNETİM, KADRO POLİTİKASI VE PARTİ KİMLİĞİNE DAİR BİR TARTIŞMA METNİ

Bu yazının amacı suçlu aramak değil, ortak sorumluluğu görünür kılmak ve örgütlü bir tartışmanın önünü açmaktır. CHP, yerel yönetimlerde kendi siyasal çizgisini, kadro anlayışını ve parti kimliğini netleştirmediği sürece; Keçiören benzeri süreçler kaçınılmaz olarak tekrar edecektir.

10 Şub 2026 - 13:43 YAYINLANMA
KEÇİÖREN ÖRNEĞİNDEN HAREKETLE CHP’DE YEREL YÖNETİM, KADRO POLİTİKASI VE PARTİ KİMLİĞİNE DAİR BİR TARTIŞMA METNİ

Tartışmayı kişiler üzerinden değil, ilkeler, kurumlar ve parti kimliği üzerinden yürütmek, bugün her zamankinden daha yakıcı bir ihtiyaçtır. Keçiören’de yaşananlar, dar bir yerel kriz ya da tek bir belediye başkanının şahsi tutumları olarak ele alınamaz. Bu süreç, Cumhuriyet Halk Partisi’nin yerel yönetim anlayışı, kadro politikası ve parti kimliği konusunda uzun süredir biriken yapısal sorunların görünür hâle gelmiş bir örneğidir. Bu nedenle yapılması gereken, kişilere odaklanan savunmalar ya da kolaycı suçlamalar değil; örgütlü, ilkeli ve cesur bir tartışmadır. Öncelikle açıkça ifade edilmelidir ki; yaşananlar karşısında istifa çözüm değildir. İstifa, seçilmiş iradenin yok sayılması anlamı taşır. Halkın oyuyla seçilmiş bir belediye başkanının istifası, sorunları ortadan kaldırmaz; aksine, bu sorunları üreten siyasal ve örgütsel mekanizmaların üzerini örter. Tartışılması gereken, istifa edip etmemek değil; neden bu noktaya gelindiği ve bu sürecin hangi ortak hatalarla mümkün hâle geldiğidir. Keçiören örneğinde, belediye başkanının seçildiği günden itibaren sergilediği siyasal duruş, aslında gizli ya da muğlak değildir. Keçiören’in girişine Atatürk heykeliyle birlikte Bozkurt heykelinin yerleştirilmesi, yalnızca estetik ya da yerel bir tercih değil; açık bir siyasal mesajdır. Türkiye’de bugüne kadar hiçbir CHP’li belediyede görülmemiş bu uygulama karşısında, parti örgütlerinin önemli bir bölümünün sessiz kalması, hatta bu tercihi alkışlaması, sorunun merkezinde durmaktadır. Bu noktada altı özellikle çizilmelidir: Sorun, belediye başkanının kendi siyasal tercihleri değildir. Sorun, bu tercihlerin normalleştirilmesi, meşrulaştırılması ve CHP’li yerel yönetim anlayışıyla çeliştiği hâlde tartışma konusu yapılmamasıdır. CHP açısından esas sorgulanması gereken, “belediye başkanı ne yaptı?” sorusundan çok, “biz buna neden ses çıkarmadık?” sorusudur. Yerel yönetimlerde CHP’lilik, yalnızca seçim kazanmakla sınırlı bir kimlik değildir. Belediye meclislerinin belirlenmesinden, belediye yönetim kadrolarının oluşturulmasına kadar uzanan bütünlüklü bir siyasal sorumluluk alanıdır. Belediye meclisleri, belediye başkanını kayıtsız şartsız destekleyen yapılar değil; partinin programını, ilkelerini ve siyasal yönelimini yerelde temsil eden organlardır. Bu işlev yerine getirilmediğinde, belediye başkanının attığı her adım “kişisel tercih” gibi sunulmakta, parti kimliği ise giderek silikleşmektedir. Bu başlıkla doğrudan bağlantılı bir başka yapısal sorun ise parti değiştirme meselesidir. Mevcut siyasal partiler mevzuatı, seçilmişlerin parti değiştirerek görevlerine devam etmelerine imkân tanımaktadır. Oysa bu durum, seçmenin iradesini zedeleyen temel bir demokrasi sorunudur. Milletvekilleri, belediye başkanları, belediye meclis üyeleri ve il genel meclisi üyeleri, hangi partiden seçilmişlerse, o partiden istifa ettiklerinde başka bir partiye geçmeden; SEÇMENLERİN GERİ ÇAĞIRMA haklarını kullanmaları sağlanarak, görev sürelerini bağımsız olarak tamamlamalıdır. Bu yönde açık ve bağlayıcı bir yasal düzenleme yapılmadığı sürece, bugün Keçiören’de ve başka yerlerde yaşanan benzer sorunların tekrar etmesi kaçınılmazdır. Belediye yönetim kadroları meselesi ise tartışmanın en kritik başlıklarından biridir. Hiç kimsenin ekmeğiyle oynamak, insanları keyfî biçimde işinden etmek savunulamaz. Ancak CHP programı çerçevesinde seçilmiş bir belediyenin, önceki dönemin siyasal kadrolarıyla ve CHP’li olmayan üst düzey yöneticilerle yoluna devam etmesi de “tarafsızlık” kavramıyla açıklanamaz. Bu durum, zamanla belediyeyi yöneten iradenin siyasal yönünü bulanıklaştırmakta ve partiyi savunmasız bırakmaktadır. Bu tablo yalnızca Keçiören’e özgü değildir. Benzer uygulamalar, başka CHP’li belediyelerde de görülmektedir. Özellikle İstanbul Büyükşehir Belediyesi deneyimi, bu konunun ne kadar hayati olduğunu acı biçimde göstermiştir. CHP’li olmayan, partiyle ideolojik ve siyasal bağı bulunmayan; ancak geçmişte üst kademelerde görev almış bazı isimlerin, bugün ortaya çıkan itirafçı ve iftiracı profilleriyle kamuoyunun karşısına çıkması tesadüf değildir. Bu tablo, kadro politikalarının yalnızca “liyakat” ya da “teknik yeterlilik” gerekçesiyle ele alınamayacağını açıkça ortaya koymaktadır. CHP’li belediyelerde görev alan üst düzey yöneticilerin, yalnızca mesleki geçmişleriyle değil; partiyle kurdukları siyasal bağ, programla uyumları ve demokratik değerlere bağlılıklarıyla da değerlendirilmesi zorunludur. Aksi hâlde, bugün sessiz kalınan tercihler, yarın partinin bütününü hedef alan krizlere dönüşmektedir. Bu nedenle Keçiören örneği, bir istifa tartışmasının ötesinde ele alınmalıdır. Bu örnek, CHP’nin yerel yönetimlerde kendi kimliğini ne ölçüde koruyabildiğini, nerelerde ödün verdiğini ve bu ödünlerin nelere mal olduğunu gösteren somut bir uyarıdır.

YORUMLAR

Maksimum karakter sayısına ulaştınız.

Kalan karakter: