GELECEK PARTİSİ GENEL BAŞKANI AHMET DAVUTOĞLUSaygıdeğer genel başkanlar, değerli milletvekillerimiz,

salonumuzu teşrif eden, grup toplantımızı teşrif eden değerli misafirler, bizleri ekranları başında izleyen değerli vatandaşlarım; hepinizi saygıyla, muhabbetle selamlıyorum. Her şeyden önce ben de bu gece yarısı kaybettiğimiz, bir kazada kaybettiğimiz şehit pilot Binbaşı İbrahim Bolat'a rahmet diliyorum. Ailesine taziyelerimi iletiyorum. Tabii yine hep beraber zikrettiğimiz gibi 27 Şubat Profesör Doktor Necmettin Erbakan'ın hepimizin ve Türk siyasetinin hocası olarak gördüğü bu son yüzyılın en önemli şahsiyetlerinden birinin vefat yıl dönümü. Rahmet diliyorum. Kendisi hem bir ilim adamı olarak, özgün bir ilim adamı olarak bilimsel buluşlara öncülük etmiş, bir dava adamı olarak herkesin yılgınlık içine düştüğü bir dönemde Türkiye'nin milli ve manevi değerlerinin önünü açacak adımları korkmadançekinmeden atmış, hem de bir devlet adamı olarak kısa süreli gibi görünen Başbakanlığı dönemine birçok büyük hizmeti yerleştirmiş, gerçekleştirmişti. Ben de bir bilim adamı olarak, bir dava adamı ve bir siyaset adamı olarak hocamızı ta 1969'da ilkokul üçüncü sınıftayken tanıdığım hocamızı hep örnek aldım. Onun gibi bilimsel alanda özgün çalışmalara, onun gibi dava ahlakından taviz vermemeye ve onun gibi devlet söz konusu olduğunda herhangi bir başka menfaati gözetmemeye ant içtim.

25 Şub 2026 - 12:36 YAYINLANMA
GELECEK PARTİSİ GENEL BAŞKANI AHMET DAVUTOĞLUSaygıdeğer genel başkanlar, değerli milletvekillerimiz,

Değerli arkadaşlar; Ramazan ayı bu kürsüden ifade ettiğim gibi bizim Gelecek Partisi olarak lüks salonlarda yapmama ilkemiz gereği vatandaşlarımızla birlikte samimi ortamlarda iftarlar ve sahurlarla geçiyor. Geçtiğimiz hafta ilk Ramazan iftarını emeklilerimizle yaptık. Daha sonra çok teşekkür ediyorum Sayın Arıkan'a ve Saadet Partisi teşkilatlarına, çok güzel bir buluşmada İstanbul'da onlarla iftar ettik. Ve biraz önce kendisine de zikrettim, bu tür hayır işlerinde fitne fesat çıkaran, iftira atan çok olur. Hiç onların dediklerine bakmayın. Siz çok güzel bir iş yaptınız. Çok güzel bir resme öncülük ettiniz, tebrik ediyorum. Ve bu sebeple de teşekkür ediyorum. Ama bilirim çoğu zaman böyle iftiralarla karşılaşıldığında Ali İzzetbegoviç'in o hiç unutulmayan sözü aklıma gelir, her şey geçip gittiği zaman bize düşmanlarımızın sözleri değil dostlarımızın sükûtu kalır geriye. Ben bu iftiraları çok yaşadım, dostlarımızın sükûtunu da çok gördüm. Onun için Sayın Genel Başkana ve Saadet Partisi'ne bir teşekkürü, bir borç biliyorum. Onları eleştirenler keşke iktidara dönüp bu resmi siz gerçekleştirseydiniz diye bir samimi eleştiride bulunabilseler. İktidarın asli görevidir farklı kanaatlere sahip liderleri bir araya getirmek, bir birlik sofrasında onlarla iftarı ortak bir şekilde açmak. Emekliler iftarımız çok duygusal bir ortamda geçti. Ben burada o iftara mekân olarak ev sahipliği yapan bir depremzede kardeşimizden bahsetmek istiyorum. Ali Çiftçi, Kahramanmaraşlı. Biz bu sene bu iftarları halkın sofrası ismine sahip olan o lokantada gerçekleştiriyoruz. Ramazandan önce de emeklilere özel indirim yapan Kızılay'da mütevazı, ama gönlü geniş bir insan. Bir depremzedenin emeklilere kucak açmasını Meclis kürsüsünden bir kez daha tebrik ediyorum, teşekkür ediyorum. Tüm Emekliler Derneği Başkanı Salman Beyle, Genel Sekreter Ali Beyle ve orada bulunan emeklilerle sohbet ettik. Murtaza Bey, Celal Bey, Selma Hanım, hele Selma Hanım ve dertlerini dinledik. Dertleri bir değil, iki değil. Hepsi belli ki İrfan Bey bir kamu çalışanı, belli ki hayatları boyu orta sınıf ölçeğinde de yaşamış insanlar. Allah gördüğümüzden ayırmasın derdi babaannem dua ederken. Bugünkü şartlarda emekliler gördükleri o belli bir hayat standardının gerisine düşmenin onur çilesini yaşıyorlar. Ve öyle şeyler anlattılar ki, eskiden geçen sene market kenarlarında artıkları topluyorduk diyen emekli de var. Ben bir kamu çalışanıyım, şube müdürüyüm diyen İrfan Bey yüreğinden o memuriyetin bütün onuruyla haykırışını izledim, dinledim. Murtaza Bey gerçek bir aktivist. O bizi tanıtırken benim başbakanlığım dönemde emeklilere yaptığım hizmetleri tek tek saydı. Ve sizin döneminizde biz gerçek anlamda emeklilere sahip çıkıldığını gördük dedi ve vefa gösterdi. Neyi mi saydı? Seyyanen zammı saydı. Seyyanen zam vermiştik emeklilere. Neden? Ülke ekonomisi büyüyordu ve o ülke ekonomisinden emeklilerimizin pay alması lazımdı. Şimdi ise emeklilerin maaşı eriyor, bayram ikramiyesi eriyor. Niye eriyor, onun üzerinde de duracağız. Yine TOKİ'den aylığı 450 liraya emeklileri ev sahibi yapmak üzere proje başlatmıştık ve başbakanlıktan ayrılana kadar da bu projeyi sürdürmüştük. Aylığı 450 liraya. Yani denebilir ki evet o zaman 450 lira şeydi, tabii bunu enflasyonu bu kadar tırmandırana soracaksınız, ama dolar da o zaman 3 lira diyelim ortalama 150 dolar. Şimdiyle hesap edin bakalım. Kiradan daha düşük bir ücret ödeme ile TOKİ'den emeklileri ev sahibi yapmaya başlamıştık. Ben bu vefaları dolayısıyla teşekkür ediyorum. Ama bir Selma Hanım var, keşke kürsüyü şuraya getirebilsek de uzun uzun konuşsa. Öylesine bam teline basan şeyler söyledi ki bir emekli olarak, bir kadın olarak çektiği çileyi anlatan ve çarpıcı bir hususa dikkat çekti. Benim dedi bu yaşa geldikten sonra en büyük amacım torun sahibi olmak. Ama evlatlarım 30-35 geldi, evlendiremiyorum. Evlenemiyorlar çünkü işleri yok. Evlenemiyorlar çünkü evlenecekleri eşlerine iyi bir hayat kuracaklarına inanmıyorlar. Ben bu dünyadan torun sahibi olmadan gitmekten korkuyorum. Ve bu sene Aile Yılı değil mi? İlan ettiler geçen sene. Geçen sene Aile Yılında evlilikler düştü, 569 binden 552 bine düştü evlenenler. Boşananlarsa 188 binden 193 bine çıktı. Ya Allah aşkına, yani bu işe kim karar veriyorsa şu yıllara ne olur gelecek seneyi de enflasyonu artırma yılı ilan edin de şu enflasyon bitişsin Allah aşkına. Neyi ilan ediyorsanız o tersine işliyor. Şimdi bakınız, evlenme boşanma grafikleri. Bir yere kadar tarih yine 2015’e kadar belli bir şeyde. Boşanmaların evlenmeye oranı. 2016’dan sonraki şu çizgiye bakın. Aldı başını gidiyor. Neden insanlar boşanır? İnsanlar evlenmek istemediği için mi evlenmez? Hayır. Evlenmek isterler, ama oturacağı evin kirasını bile karşılayacak gelirleri yoktur. İnsanlar boşanmak istemezler, ama birçok boşanmanın sebebi onur kırıcı bir hayat standardına mahkum olmuş olmak. Şimdi bir başka konu. Çok doğru söyledi Sayın Arıkan. Bayram ikramiyeleri her geçen yıl eriyor, 5 altından yarım altına kadar düştük. Şimdi bayram ikramiyelerinin bu erimesi karşısında bayram ikramiyesi korumanın, bir şekilde değerini korumanın bir yolu var. Bir ay ek zam versinler. Çok doğru bir teklif, ben de destekliyorum. Evet bayram ikramiyesinde bir maaş ek zam verilmezse adil bir bayram ikramiyesi verilmiş sayılmaz. Buna bayram ikramiyesi de denmez, sadaka denir. Bu millet de sadakayı kabul etmez. Şimdi dün çok ilginç bir gelişme yaşadık. Niye bu maaşlar eriyor? Arkadaşlar bakın dün mazota zam geldi, hepiniz takip ettiniz. Ankara'da yüzde 4.16 zamla 61,39. Bazı illerde 63’e kadar çıkıyor. 30 liraya geldi mazot. Mazot dediğiniz sadece araba için kullanan değil, tarımda, her yerde enflasyonu tırmandıran, gıda enflasyonun en önemli faktörlerinden biri mazot. Şimdi peki bu mazot gerçekten dünyada arttı da onun için mi? Hayır. Şimdi bazı rakamları vereceğim. Bu mal 61 liranın KDV'si 10,23 lira. ÖTV'si 13,90 lira. Toplamı 24,13 TL. Yani 61 lira 39 kuruşun 24 lira 13 kuruşu haraç gibi halktan alınan vergiler. Yüzde 39 vergi payı var. Şimdi Sayın Mehmet Şimşek'e sesleniyorum; Mehmet Bey, aziz kardeşim, birileri hazineyi soyuyor diye sen de milleti soyma Allah aşkına ya. Birileri hazineyi soyuyor diye sen de milleti soyma. KDV oranları Türkiye'de düştü diye yüzde 66'dan yüzde 62'ye düşmüş onu söylüyor dolaylı vergi oranları. Ya Avrupa'da yüzde 33. Dolaylı vergiler kadar adaleti yok eden, gelir adaleti yok eden ikinci bir vergi türü yoktur. Bugünkü vergi düzeni halkın cebine tasallut etmiş bir zulüm düzenidir. Bakın size bir karşılaştırma yapayım. 2016 yılında 1 litre mazot biz bıraktığımızda 3,8 ile 4,6 lira arasındaydı. En yükseğini alalım 4,6. 4,6 liradan şu anda mazot 61 liraya çıkmış. Yani yüzde 1210 oranında artmış Türk lirası bazında. Ama aynı dönemde Brent yani petrol fiyatı uluslararası alanda 41 dolardan 71 dolara çıkmış, yüzde 75. Yani mazot dünyada yüzde 75 artarken Türkiye'de yüzde 1210 oranında artmış arkadaşlar. Bunun adını koyamazsınız. Sonra da enflasyon niye düşmüyor diye merak ediyorlar. Ya Allah aşkına ekonomiyi yönetenlere sesleniyorum. Kardeşlerim, enflasyonu düşürmek için bütçe açığını kapatmanız lazım, doğru, ama bütçe açığını kapatmak için mazota zam yapıp ÖTV'yi KDV'yi katlarsanız gıda enflasyonu katlanarak artar ya. Öğrenemediniz mi daha bunu? Şimdi bakın, Sayın Şimşek Haziran 2023'te göreve başladı değil mi? Bir ümitle göreve başladı. O hiper enflasyona kadar giden enflasyon düşecek diye. Şuraya bakın şu rezalete. Şu yukarıdaki Türkiye'deki fiyat artışı, yüz bazlı şurası. Burası da dünyadaki brent mazot artışı ya. Şu fark hırsızlıktır hırsızlık. Şu fark hırsızlıktır. Milletin sesi çıkmadığı için, bir de muhatabı belli olmadığı için zayıfın üzerine abanacaksınız, gücü yetenler lüks şartlarda yaşamaya devam edecek. Buna adalet falan denmez. Peki, Ramazan etkinliği derken bir hususu daha dile getireceğim. Arkadaşlar okullarda Ramazan dolayısıyla bazı faaliyetler başladı. Bir kıyamet koptu yine. Ya neden bu Ramazan'da hassaten belli çevreler dini konularda bu kadar duyarsız, bu kadar saldırgan, bu kadar milletten kopuk olurlar anlamış değilim. Laiklik bildirisi yayınlıyorlar, birtakım şeylerle niye okullarda Ramazan etkinliği yapılıyormuş? Ya kardeşim, 28 Şubat bitti unutun unutun, o kara günler geri gelmeyecek. Ama bir ders vereyim size şimdi, hiçbir Amerikalı aydının her yıl Kasım’ın 4’üncü Perşembe’si Thanksgiving kutlamalarını eleştirdiğini gördünüz mü siz? Şükran günleri. Herhangi bir Yahudi’nin Mısır'dan çıkışı anlatan Nisan ayındaki Hamursuz Bayramı dolayısıyla okullarda veya sosyal hayatta yapılan etkinlikleri tenkit ettiğini gördünüz mü siz? Hadi söyleyin bakalım, İsrail'de birisi şunu desin, Cumartesi günü okulları açıyoruz, bilime kapı mı kapanır, Cumartesi de öğretmenler gelsinler, bilim yapsınlar, bu laiktir desin de bakalım İsrail'de barınabiliyor mu? Noeller, Paskalyalar her yerde kutlanırken siz ne istiyorsunuz Allah aşkına ya? Niye bu millete düşmanlık yapıp bir taraftan da zaten gerilim arzulayan iktidarın istediği bir ortama sebebiyet veriyorsunuz? Hadi bu Batı’da, gidin bakalım Hindistan'a Hint festivallerine. Deepavali ve Taylasan festivallerinin bırakın Hindistan'da, Malezya'da nasıl kutlandığına ben şahidim. Yapmayın ya, yapmayın Allah aşkına. Çağ dışı bir laikçilik anlayışını bu milletin başına musallat etmeyin. Bu millet bu yüzden sizi hiçbir zaman iktidara getirmedi, getirmeyecek. Değerli arkadaşlar, bugün özellikle vurgulamak istediğim bir konu var. Özellikle diyorum, çünkü yarın akşam da KHK'lı ailelerle iftar edeceğiz yine halkın sofrasında. Ben herhangi bir olaya baktığımda ilkeyi önce koyarım, sonra o ilkeden noktasal soruna giderim. Bugün biraz bu konuyu düşünmenizi, sadece sizin değil, bütün bir milletimizin düşünmesini istirham ediyorum. İlkem nedir? Maide Suresi 8. ayet, “ey iman edenler, Allah için hakkı ayakta tutun, adaletle şahitlik eden kimseler olun.” Buraya dikkat edin, “herhangi bir topluğa duyduğunuz kin sizi adaletsiz davranmaya itmesin. Adaletli olun, bu takvaya daha uygundur. Allah'tan korkun, şüphesiz Allah yaptıklarınızdan haberdardır.” Ve Veda Hutbesinde Hazreti Peygamber, -biri Kur'an'dan, biri hadisten ilkemiz- “ey insanlar, sizi uyarıyorum, herkes yalnızca kendi işlediği suçtan sorumludur. Suçlu evlattan dolayı baba sorumlu tutulamaz, suçlu babadan dolayı da evlat sorumlu tutulamaz.” Niye bunları söyledim? Bakınız bu alçak örgüt benim de odamı dinledi, benim hakkımda uluslararası kampanyalar yaptı. O yıllarda kahhariye listesinde adım vardı Sayın Cumhurbaşkanından sonra, eğer darbe gerçekleşseydi de ilk tutuklanacak, hatta infaz edilecekler listesinde de adım vardı. Eğer bu topluluğa bir kin tutacaksam, bu kine fazlasıyla nefsim buna meyledebilir. Ama ayet diyor ki, bir topluluğa duyduğunuz kin sizi adaletsizliğe yönlendirmesin. Şimdiki tabloya bakın, Sayın Cumhurbaşkanı haklı bir tasnifte bulunmuştu, doğruydu, altı ibadet, ortası ticaret, üstü ihanet. Ama şimdi sormak lazım, 10 yıl geçti, ihanet edenler yurt dışında keyiflerini sürdürmeye devam ediyorlar ve devletimiz maalesef onları geri getiremedi birçoğunu. En meşhurları hala Türkiye aleyhtarı çalışmalarını sürdürüyorlar; devlet onları getirip cezalandırır. Ticaret erbabı mı? Onlarsa FETÖ borsasında paralarını ödediler, açık söylüyorum FETÖ borsası bir yolsuzluk borsasıydı, paralarını ödediler, dosyaları düştü; bu mudur adalet? Ama elinde imkanı olmadığı için o gün bütün siyasilerin açılışına katıldığı okullarda da burs verildiği için çocuğunu oraya götüren bir Anadolu ailesi, sadece o çocuk dolayısıyla değil yedi sülalesi cezalandırılıyor, buna adalet denmez buna adalet denmez. Bakın örnekler vereceğim, onun için okudum bunu. Şu okuduğum ayet ve hadis bize… Yani bugünlerde herkes hatmediyor, ne olur hatimlerinizi yaparken bir mealle de bir çıkarın temel ahlak ilkeleri ne? Bugünkü yönetenlere söylüyorum, “…” ayettir, bana hikmetle davranmayı, hikmetle yönetmeyi ve salihler arasına katılmayı nasip et” diye. Hikmetle yönetim nedir? Suçu doğrudan kimse ona yöneltmek, bu suçta herhangi bir irtibatı olmayan, baba-oğul bile olsa diyor Veda Hutbesinde, onları bu işe karıştırmamak. Suçun şahsiliği ilkesini bundan daha güzel anlatan bir şey olamaz. Benim tavrım net, ülkeye darbe yapan, 251 kardeşimizin şehit olmasına sebep olan fiilen darbeye katılmış kim varsa cezalandırılsın. Ama buradan hareketle, konuyla hiçbir alakası olmayan, hatta bir kısmı beraat etmiş olanlara sivil ölüm cezası vermek doğru değil. Nedir sivil ölüm? Sicillerde yer alıyorlar, çocuklar okula gittiğinde bir vatan hainin oğlu veya kızı muamelesi görüyor. Yüreğimi dağlayan bir olay da, bir şehidimizin evine gittim, bir mahcubiyet hissettim içeri girdiğimde iki-üç sene önce. Şeyini zikretmeyeyim, kimliği ortaya çıkmasın. Baba mahzundu, oturdum, şehidimiz için taziye diledim. Birisi daha oturuyordu orada sivil, o da böyle başı önde dinliyor. Bu da dedi benim diğer oğlum. Bir oğlum şehit oldu eve bayrağımı astım, diğer oğlum vatan haini ilan edildi, onu da bağrıma taş bastım. Peki, nedir babanın suçu? Ha varsa bir irtibatı tabii ki cezalandırın. Ama yukarıdan bir emir almışsa, bir askerse bir bakın gerçekten eli silaha gitmiş mi, gitmemiş mi? Emir aldığı için mi yapmış, yapmamış mı? Şimdi bazı örnekler vereceğim. Bahadır Odabaşı, 13 Ocak 2022'de kendisini apartman boşluğuna bırakarak 16 yaşında intihar etti. İntihar sebebi, babası ve annesi KHK ile işten çıkarılmış, babası 4 yıldır cezaevinde, oğlunun cenazesine babası kelepçeli olarak geliyor. Yapmayın ya, yapmayın, bir evlat acısı bu. İnsan Hakları Gününde bir KHK ailesiyle birlikteydim, tek tek dinledim. Biz sadece savunduğumuz insanların değil, bütün insanların adaletini savunursak gerçekten adaleti yerine getirmiş oluruz. Hepinizin bildiği bir hikaye, Melek Gelir. Anne Melek Gelir Sakarya'da, kızları da Bolu'da. Ve kızı Sümeyra geride kalan kız kardeşlerine bakmak için çalışıyor ve epilepsi hastası, sabahleyin yatağında ölü bulunuyor. Annesi defalarca diyor ki, ya beni aynı şehre gönderin, yine neyse cezam göreyim, ama kızlarımla aynı şehirde olayım. Hayır diyorlar. Şimdi arkadaşlara araştırın dedim, nedir? Öldükten sonra işlerine iade edilenler var. Yani işten alınmışlar, sonra iade kararı çıkmış, ama bu arada kahırdan birçoğu ölmüş. Zeynep Binen, Yurdal Gökçe, Ahmet Çoban, Atilla Yalçıntaş, Mustafa Cemaş, Salman Taş, Yahya Barça, Emine Kürkçü, Mehmet Nasır Sönmez, Ömer Faruk Arsoy, Gökhan Açıkkollu, Mücahit Karataş, Kazım Kurnaz, Bülent Uçar, Necdet Kalkan, yani bunlar suçsuz görüldüğü için görevlerine iade edilmişler, ama bu arada ya hapiste, ya dışarıda kahırdan vefat etmişler. Şimdi arkadaşlar, kim bu adaletin terazisini kuracak? Ne diyor Kur'an-ı Kerim, “bir topluğa duyduğunuz kin sizi adaletsizliğe sevk etmesin.” Öğretmen Kazım Ünlü öldükten sonra işe iade ediliyor, oğlu… Bakın, bu ailelerin bir kısmının çocuklarını gördüm, çocuklar masumdur. Ve hapiste hamile kadınların doğurdukları, dünyaya getirdikleri çocuklar, orada anneleriyle birlikte kalan çocuklar, emziren kadınlar vesaire, ama bu çocukların çoğu bu devlete ve bu vatana küs yetişiyor, kırgın yetişiyor, çünkü damgalılar. İşe iade edilse, beraat etse dahi sicillerinde o kalıyor. Şu sicilleri bir temizleyin Allah aşkına ya. Beraat etmişse niye hala onun sicilinde bu damgayı sürdürürsünüz? Oğlu, babasının vefatından sonra şöyle diyor: Öfkeliyim baba, kızsan da bana öfkeliyim. Yarısı yaşanmamış bir ömür bıraktın geride. Gerçekleşmemiş hayaller de vardı bavulunda. Ve kalbinin artık bu yüke dayanamadığı saatte devlet sana pardon dedi baba. Kusura bakma, hata yapmışız dedi. Şimdi bu çocuğun feryadı. Çarpıcı bir rakam daha vereyim, TÜİK verilene göre Türkiye'de kaba intihar hızı binde 4, OHAL, KHK mağdurlarında bu oran yüzde 1. Bu çocuklar bizim. Hele hele bugünlerde yıllarca askerimizle silahlı mücadeleye girmiş terör örgütünün mensuplarının bir şekilde Türkiye'ye suça karışmamışlarsa hayata dönmeleri temin edilirken adalet uygulamamız lazım. Kim devlete musallat olursa hep beraber mücadele edelim, ama bu mücadeleyi yaparken asla kolektif bir cezalandırmaya gitmeyelim. Levent Mazılıgül, ilginç bir hikayesi var, asker, binbaşı sanıyorum, meslekten ihraç ediliyor, hukukçu. Sebep, kardeşinin iltisaklı olması. Kardeşinde Bylock çıktığı iddia ediliyor, bunlar da hukuki bir mücadele veriyorlar, o sırada o Bylock çıktığı iddia edilen günlerde kardeşinin Diyarbakır'da dağda herhangi bir iletişim imkanının olmadığı yerde olduğunu tespit ediyorlar. Sonra da Levent Mazılıgül, Mor Beyin skandalı denilen, hani bu Bylock’un geçersiz olduğunu gösteren Mor Beyini ortaya çıkaran isimlerden biri. İspat ediyorlar kardeşinin o gün o iletişim yapmış olması mümkün değil, çünkü görevde Diyarbakır'da dağda, ama hala bu konuda sicilinde o duruyor. Şimdi arkadaşlar, adalet mi ya? Burada kardeşi dolayısıyla bir subayı cezalandırıyorsunuz, sonra yanlış olduğu anlaşıldığı halde görevi iade etmiyorsunuz. Öbür tarafta 15 Temmuz darbesinin baş ismi Mehmet Dişli'nin abisi Şaban Dişli'yi Hollanda'ya büyükelçi atıyorsunuz, ya bu adalet mi? Neden? Çünkü Şaban Dişli'nin girdiği ilişkiler ağı herkes cemali. Niye Hollanda? Onu da finansal gerekçeleriyle birileri bir gün tetkik eder. Sayın Cumhurbaşkanımıza sesleniyorum, bakınız çok doğru bir tespitte bulundunuz ve dediniz ki, üstü ihanet, cezalandırın o hainleri. Getirin yurt dışından, milletin önünde hesap versinler. Ortası ticaret, bakın tekrar FETÖ borsası dosyalarına, kim para verip de mahkemeden kurtulmuş? Alan da var, veren de var, borsa bu borsa. O zamanki bu işlere bakan Nurettin Canikli'yi bir çağırın bakalım, kim bu borsaya ne kadar para verdi? Hangi fabrika kimden kime nasıl transfer edildi? Ha ibadet kısmına gelince Sayın Cumhurbaşkanım, ibadet kısmına gelince bu insanlar size baktılar, siz onların bankalarını açtınız, siz onların okullarını açtınız, devlet açtı, devlet garanti verdi. Şu Ramazan günü bir muhasebe yapın ve önce sicilleri temizleyin, sonra bu ailelerde suça bulaşmamış olanları ve hatta suçlu bile olmuş olsa çocuklarını bu devletle, bu milletle tekrar barıştırın, onları dışlamayın. Yeni bir örgütün altyapısı böyle oluşur. Diyarbakır hapishanesinde yapılan yanlışların PKK'ya nasıl adam devşirdiğini biz biliyoruz. Burada da yanlışlar yapmayın. Gelin şimdi bu terörsüz Türkiye sürecini de bir vesile ittihaz ederek bu konuda bütün toplumu birbirine barıştıracak adımlar atın. Kimse kendini mağdur hissetmesin. Kimse kendini dışlanmış hissetmesin. Kimse başkasının suçu yüzünden kendisinin yargılandığını, hükmedildiğini, dışlandığını hissetmesin Allah aşkına. Bunu söyleme hakkını ben kendimde buluyorum. Ben her zaman söylerim, Bir Türk'üm, milletimle, geçmişimle gurur duyarım. Onun için Kürtlerin sorunlarını ben savunmalıyım. Sünni’yim elhamdülillah, bunun ilmine de sahibim, ama Alevilerin sorunlarını ben savunmalıyım ki çözülsün. Şimdi de söylüyorum, FETÖ ile en derin mücadeleyi yapmış, bu konuda Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne o dönemin başbakanı, devlet yetkilileri hiçbir rapor sunmadığı halde Selçuk Bey'in de komisyon başkan yardımcısı olduğu darbe komisyonuna 70 küsur sayfalık rapor sunmuş bir devlet adamı olarak söylüyorum. Adaletsizlik gördüm mü sessiz kalmam. Hukuksuzluk gördüm mü sessiz kalmam. Suçluyla suçsuzu ayırt edeceksiniz ve Maide Suresini uygulayacaksınız. Bir topluluğuna duyduğunuz kin sizi adaletsizliğe sevk etmesin. Devlet hayatında hep özellikle sert kararlar alma gerektiğinde hep kenar çekilmiştim acaba nefsim mi karışıyor buna diye, acaba egom mu karışıyor diye? Allah'a sığınırdım. Çünkü devlet öfkeyle yönetilmez. Devlet güçle yönetilir doğru, ama gücü de destekleyen şey, muhteva kazandıran şey adalettir. Ümit ederiz Ramazan'ın bereketiyle bu haksızlıkları giderecek daha kapsamlı bir yeni milli birlik ve dayanışma ve kardeşlik iklimini hep beraber oluşturmak imkânı hasıl olur. Yarın KHK'lı ailelerle iftihar edip onların dertlerini, sıkıntılarını dinleyeceğim. Numan Beye de bir mesajım değerli Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanımıza. Ramazan sonrasında bu yasal düzenlemeler komisyonla ilgili söylüyor, gündeme gelmesi şart diyor. Ama bu arada da bir söz ekliyor, yine bir hadis. Hayır işlerinizde acele edin diyor. Ya Numan Bey niye o zaman üç hafta bekliyorsun ya? Ramazan hayır işlemek için uygun bir ay değil mi? Niye erteliyorsunuz bunu sürekli? Erteledikçe fitne karışıyor. Erteledikçe birileri provokasyon yapıyor. Ne yapacaksanız yapın. İşte değerli arkadaşlarımız komisyonda gereken katkıyı verdiler. Ha bana sorarsanız komisyon raporu muhtevası yeterli mi? Değil arkadaşlar. Ben bir rapora yüz sene sonra okunduğunda nasıl bakılır buna diye bakarım, değil. Demokratikleşme babı eksik, diğer mağduriyetler bölümü eksik. Eksik, eksik, eksik. Ama iyi niyet olarak değerli genel başkanlarla oturduk, bu raporu engelleyen biz olmayalım dedik. Yeterli mi? Değil. Bu kadar çok insan dinleyeceksiniz, ortaya çıkan rapor bir uzlaşı metninin kıvrak kelimeleri arasına sıkışıp kalacak. Olmaz, cesur olun. Sorunları arkada bırakmayın, çözün, bir sonraki soruna geçin. Bu milletin artık beklemeye, sorunlarla boğuşmaya takati kalmadı. Şimdi gelelim son ve önemli bir konu olduğu için buna hassaten zikredeceğim, değerli genel başkanlar da zikretti. İsrail, Amerika'nın İsrail Büyükelçisi Mike Huckabee’nin açıklamaları. Şöyle denilebilir: Ya bu başka bir ülkedeki bir başka ülkenin büyükelçisi bizi niye ilgilendirsin? Hayır arkadaş ilgilendirir. Ve hala Türkiye'den gür bir ses çıkmadı. Ey Trump diye bir ses duymak istiyorum ben, ey Trump. Sözde Barış Kurulunu kuran Trump. Senin Büyükelçin Tel Aviv'de benim topraklarıma göz dikti. Ya ona haddini bildir ya da biz bildiririz diyecek bir ses duymak istiyorum. Var mı böyle bir ses? Yok. Utangaç ifadelerle Trump'ı öven bir kısım İslam ülkeleri arasına Türkiye de sıkıştı. Yapılan açıklama ne? Trump'ın da kabul etmediği gibi... Ya Trump sizin deliliniz mi ya, Trump sizin deliliniz mi? Trump sizin referans göstereceğiniz kişi mi? Eğer soykırımın birinci suçlusu Netanyahu ise ikinci suçlusu Trump değil mi? Dünya bunu bilmiyor mu? Netanyahu'ya dur dese durmaz mıydı? Hayır, hala dur demiyor. Gazze'de Barış Kurulu kurup işi Batı Şeria’ya taşıdılar. Şimdi de Batı Şeria’nın ötesine taşıdılar. Peki, ne yapmak lazım? Bakın söyleyeyim bunu tweet açıklamamda da söyledim. Bir, Sayın Selçuk Özdağ'ın biraz önce zikrettiği gibi şeyin bereketi oldu, iftarda Saadet Partisi'nin iftarında Sayın Özgür Özel yanımdaydı. Bir tarafımda da Bülent Bey vardı ve Mahmut Bey. Sonra da konuşmamda da zikrettim. Özgür Beye bu bir açık bir Türkiye'yi tehdittir, Meclis’te bir genel görüşme veya soru araştırma önergesi verilsin sonra da bir açıklama yapılsın ortak olarak. AK Parti Genel Başkan Vekili Sayın Mustafa Elitaş da oradaydı. Şimdi herkese bir görev düşüyor ve bugün test, sınav günü. Bugün o genel görüşme talebi iletilecek inşallah. Ümit ederiz iktidar partisi buna hayır demez. Hayır derse bu küstah İsrail Büyükelçisi karşısında sessiz olmanın zilletini yaşarlar. Ve bu görüşmenin ümit ederim bütün partilerin onayıyla olması, birinci bu. İkincisi, büyükelçiler sıradan insanlar değildir. Ben büyükelçi unvanı baş danışma olarak verildikten sonra başbakanlığı bırakana kadar kitap yazmayı bıraktım. Yazmadım. Ondan sonra beş Türkçe, üç İngilizce kitap yazdım. Beklettim kitaplarımı. Çünkü söylediğim söz artık beni değil, devleti ve Cumhurbaşkanı ve Başbakanı bağlıyordu. Hiçbir yerde demeç vermedim Sayın Başbakanın haberi olmadan. Herkes bilir bunu. Şimdi bu büyükelçi de, bu küstah büyükelçi de, geçmişte valiliği de yapmış ama esas olarak papaz ve bir Siyonist, Hristiyan Siyonistlerden doğrudan Trump'ı temsil eder. Doğrudan Trump söylemiş gibi görülür bu söz. Peki, Trump'tan bir açıklama var mı? Trump'tan hani bunu tevil edecek bile bir açıklama var mı? Yok. Amerikan Dışişleri Bakanı'ndan var mı? Yok. O zaman ne yapmak gerek? Eskiden olsa böyle yapardık, Amerikan Büyükelçisini Ankara'da Dışişleri Bakanlığı’na çağırmak gerek. Bize bir açıklama yapın, bu nedir bu rezalet demek gerek. Ve gerekli açıklama yapılana kadar da belli müeyyidelerin uygulanacağını kendisine söylemek. Aynı şekilde Washington'daki Türk Büyükelçiliği de Amerikan Dışişleri Bakanlığına gidip nedir bu açıklama demesi lazım. Demiyorsa ihmal suçu işliyordur. Demiyorsa Türkiye'nin toprak bütünlüğüne saldırı karşısında sessiz kalıyor demektir. Kabul edilemez. Üç, Sayın Erdoğan'ın dostum Trump olarak söylediği... Tabii Amerikan Başkanıyla bizim Cumhurbaşkanının ilişkilerinin iyi olmasına benim diyeceğim bir şey yok. İyi olsun, ona bir söz söylemem. Ama nasıl o Trump geçmişte Sayın Erdoğan'a bir mektup yazmıştı tasvip etmediği bir şey yaptığı için, şimdi de Sayın Erdoğan Trump'a bir mektup yazmalı ve şunu demeli: Amerika Birleşik Devletleri'ne saygımız var bir dost ve müttefik olarak. Ama bilinsin ki bizim devletimiz 250 yıllık Amerikan devletinden çok daha eski, çok daha güçlü ve çok daha devlet ahlakına, onuruna sahip bir devlettir. Bu devletin onurunu çiğnetmeyiz. Bu adamınıza söyleyin ve gereğini yapın, müeyyide uygulayın demesi lazım. Yetmez. Dört, burada kimlerin toprak bütünlüğü tehdit ediliyor? Bakın. Sadece Türkiye değil. Önce Ürdün tümüyle gidiyor Ürdün. Filistin tümüyle gidiyor. Lübnan tümüyle gidiyor. Mısır'ın Nil’den doğusu tümüyle gidiyor. Irak'ın Fırat'ın batısı tümüyle gidiyor. Suriye tamamıyla gidiyor. Bir de Kuveyt gidiyor. Bu ülkelerin Amerika'daki büyükelçileri ortak bir girişimle Amerikan Dışişleri Bakanlığı'na gitmesi lazım ve demesi lazım ki sizin büyükelçiniz bizim toprak bütünlüğümüzü tehdit etti. Bu büyükelçi orada durdukça sizinle ilişkilerimizi gözden geçireceğiz. Ve nihayet o sözde Barış Kurulunda maalesef o resme keşke Türkiye girmeseydi, keşke girmeseydi. Zaten görüyorsunuz bir soykırımcıyla aynı masaya oturulmaz. Bosna Katliamından sonra biz Milosevic ile aynı masaya oturur muyduk arkadaşlar? Oturmazdık ve haklıydık. O zaman da bu kadar yani eleştirdiğimiz hükümet vardı, ama kimse Milosevic ile masaya oturmayı düşünmedi. Radovan Karadzic ile konuşmayı düşünmedi. Bugün Gazze’de işlenen bunun misliyle fazla soykırımdır. Ne yapmak lazım? Sayın Erdoğan, Gazze Barış Kurulu'nda bulunan liderlerle temasa geçerek ortak bir mektup ya da bir mesajla Sayın Trump'a şunu iletmesi lazım: Biz iyi niyetle sizin Gazze Barış Kurulu'na İsrail'i bile çağırmanıza karşı sessiz kaldık, ama sizin büyükelçinizin bu tutumu karşısında artık toplumlarımızın baskısı altındayız. İsrail Büyükelçiniz İsrail'de kaldığı sürece biz Gazze Barış Kurulu denilen sözde kurulun toplantılarına katılmayacağız demeleri lazım katılmayacağız. Katılmayın canım. Resimde eksik olsanız bir şey mi olur? Gereğini yapmadık, yapılamadı. Şimdi bu bir de Gazze Barış Kurulu'na katılmıyor. Bu arada Sumud Özgürlük Filosu tekrar yola çıkıyormuş Mustafa. Allah yollarını açık etsin. Onlara da buradan selam ediyorum. Dün uluslararası öğrencilerle iftar ettim. İslam dünyasının değişik ülkelerine 30’a yakın ülke Gençlik Politikaları Başkanımızın davetiyle, 150 kadar öğrenciyle tek tek sohbet ettim. Allah İslam dünyasının bu çileli dönemini tamamlamayı bize nasip eylesin. Son bir çağrı yine Sayın Cumhurbaşkanına ve yetkililere, dün o toplantıdan ayrılırken hukukçu bir arkadaş geldi bu meseleleri takip eden ve elinde resimlerle soykırıma katılan çifte vatandaşların listesini bana verdi. Elinde resimler ve bugün gizli-saklı raporlar değil, açık istihbarat. Yani girmiş Google'a Türk vatandaşı olan ve İsrail'de bu sırada askerlik yapanların isimleri çıkarılmış. Yapacağınız bir başka şey şudur: Bu kişiler hakkında soykırıma destek olmak suçuyla dava açılmalı. Ayrıca İsrail'deki Amerikan Büyükelçisi hakkında da Türkiye'nin toprak bütünlüğüne yönelik saldırıları dolayısıyla Türkiye'de dava açılmalı ve eğer Amerika tedbir almazsa o adamın Türkiye'ye girişi yasaklanmalı. Allah bize Ramazanı hakkıyla idrak ettiğimiz, toplumun her kesiminin kendisini bu toplumun ayrılmaz parçası olarak gördüğü, yoksulluğun, yasakların, yolsuzlukların bittiği, İslam dünyasının derdine çare olmak gücüne sahip bir ülkede yaşamanın onurunu nasip eylesin. Allah başta rahmetli Erbakan hocamız olmak üzere bütün dava arkadaşlarıma rahmet eylesin. Allah'a emanet olunuz.

YORUMLAR

Maksimum karakter sayısına ulaştınız.

Kalan karakter: