GELECEK PARTİSİ GENEL BAŞKANI AHMET DAVUTOĞLU’NUN GELECEK PARTİSİ GRUP TOPLANTISINDA YAPTIĞI KONUŞMA

GELECEK PARTİSİ GENEL BAŞKANI AHMET DAVUTOĞLUSayın genel başkanlarımız, grubumuzun değerli milletvekilleri, grubumuzu teşrif eden çok değerli misafirler, bizleri ekranları başında izleyen değerli vatandaşlarımız; hepinizi saygıyla, muhabbetle selamlıyorum.

11 Şub 2026 - 15:08 YAYINLANMA
23 Mar 2026 - 14:24 GÜNCELLEME
GELECEK PARTİSİ GENEL BAŞKANI AHMET DAVUTOĞLU’NUN GELECEK PARTİSİ GRUP TOPLANTISINDA YAPTIĞI KONUŞMA

Mübarek günlerin içindeyiz. Önümüzdeki hafta bugün sahura kalkacağız, ertesi gün de Ramazan başlayacak. Ramazan, çocukluğundan biri her birimizin dini bilincimizi kazandığı ve dini ahlakımızın temel umdelerini şahsiyetimize kazıdığı bir aydır. Nedir bu umdeler? Bu umdeler, bu ilkeler adalettir, merhamettir, vicdandır, yardımlaşmadır, diğerkâmlıktır, empatidir modern deyişiyle. Resûlullah Aleyhissalâtü Vesselâm bunları öğrenmemiz için bize bir sünnetle bir Ramazan orucunun adabını gösterdi. Zengin olan vermeyi, fakir olan onuru kırılmadan güzel bir Ramazan geçirmeyi bu ayla asırlardır yaşıyor. Peki, şimdi önümüzdeki hafta iktidardakiler de, toplumun genel ahvali dışında çok rahat ve lüks hayat sürenler de birbirlerinin Ramazanlarını tebrik edecekler. Peki, Ramazan bilinci nerede? Ramazan şuuru nerede? Ramazanın vicdanı, merhameti, adaleti nerede? Şimdi gelin birlikte bir Ramazan sofrası kuralım. Halil İbrahim sofrası gibi bir Ramazan sofrası. Diyanet İşleri Başkanlığımız fitre açıkladı, 240 Türk Lirası. Fitre eskiden vermek istediğimizde mahallede aradığımız, acaba kimin buna ihtiyacı vardır diye, kimseye de çaktırmadan yeni ifadesiyle iletmeye çalıştığımız bir ibadetti. Şimdi fitrenin bugünkü karşılığına bakalım. Fitre 240 lira. Aylık fitre ne yapıyor? 30’la çarpın, 7 bin 200 lira değil mi Peki, 4 kişilik bir aile ise ne yapıyor? 28 bin 600 lira. Asgari ücret ne kadar? 28 bin 75 lira. Yani fitreye muhtaç bir aile asgari ücretten daha fazla aslında fitreye ihtiyaç hissediyor. Bu ne demek biliyor musunuz? Asgari ücrete artık Türkiye'de hiç kimse asgari ücret demesin. Asgari ücret ortalama ücret haline geldi. Toplumun yarısı böyle yaşıyorsa bu toplumun yarısını fitreye muhtaç edenler Ramazan bilincini yaşamayanlardır. Ramazan lafla olmaz, lüks sofralarda da olmaz. Bakın 2024’te Sağlık Bakanlığı'nın bir açıklaması var. Dört kişilik bir ailenin sağlıklı şekilde iftar ve sahur yapması 1.031 liraydı. Yani kişi başı 257 liraydı. Sağlıklı gayet, dört başı mamur bile olmasa sağlıklı. Şimdi ise fitre 240 lira. İki yıl sonra o düzeyde fitreye muhtaç hale gelmişiz. Sayın Cumhurbaşkanının sevdiği hesaplara geleceğim. Burada bir sahanda yumurta yapacağız beraber, bakalım neye mal oluyor. Ama onları bir de bir başka grupla karşılaştıralım. Bu ifadeler benden değil, muhalif bir medyadan da değil. Hani adını söyleyeyim, söylersem reklam olur, ama iktidar medyasından birinden, Yeni Şafak'tan. Diyor ki, mahalle lokantasında 500 liradan başlayan kişi başına iftar menüleri büyük restoran ve 5 yıldızlı otellerde 7 bin liraya kadar çıkıyor. Şimdi gelin bir hesap yapalım. 7 bin liraya oturdu bir kişi iftar etti. Bu seçkinler, bu doymaz bilmezler ve onlara bu kaynakları aktaranlar. Dört kişi iftar etse 28 bin lira. Yani bir sofraya 4 kişi oturduğunda bir aile, bir lüks lokantada 28 bin lira veriyor çıkıyor. Bu 28 bin lira ne? Fitreyle bir ayda 4 kişilik ailenin ihtiyaç hissettiği para arkadaşlar ya. Bu nasıl bir adaletsizlik? Bu nasıl bir vicdansızlık? Hani bir kişiye 9 pul, 9 kişiye bir pul. Nerede bu? Şimdi bu Türkiye fotoğrafı. Bu fotoğraf işin acısı Ramazan bilincini çocuklukta almış ve bütün gençlik yıllarını bir gün biz iktidara geleceğiz ve herkes eşitliğin, adaletin hazzını, izzetini yaşayacak diyenler tarafından yaşanıyor bu dönem. Ve kimse bu soruya kendisini muhatap hissetmiyor. Biz soruyoruz, onlar sanki uzaydan birileri geldi ve Türkiye'yi bu hale sokmuşlar gibi köşelerinde rahat uyuyabiliyorlar. Bakın şimdi birkaç toplum tabakasına bakalım. Öğrenci, bir öğrenci düşünün mütedeyyin oruç tutuyor tek başına. 4 bin lira KYK bursu var. Günde 133 lira, 133 lira, sadece 133 lira, yani fitrenin yarısı kadar. Genç bir öğrenci besin alacak ki sınava çalışabilsin, beyni çalışsın. İhtiyacı çok, çünkü kasları güçlü, yaşlı değil. Peki, 133 kirayla ne yapabilir bir öğrenci? Bir dürüm tavuk o en düşük kalitesinden bir dürüm tavuk yiyebilir bir sefer. Bir simit, iki simit, bir ayran içebilir. Ya Allah aşkına, Türkiye yüzyılı dediğiniz yüzyılı gerçekleştirecek olan gençlere gördüğünüz, gösterdiğiniz bu muamele reva mı Allah aşkına ya, reva mı? Gençler böyle. Peki, onuruyla kimseye boyun eğmeden hayat boyu çalışmış ve emekli olmuşların durumu ne? Emekli maaşı en düşük 20 bin lira öyle mi? Yani 20 bin lirayla biraz önce verdiğimiz şeye baktığınızda hesaba fitrenin 3’te 2’si kadar bir para. Hadi diyelim ki bir ailede 20 bin lira var, ama bir de başkası da çalışmış bir asgari ücret olmuş olsun, 48 bin lira öyle mi? 48 bin liranın 20 bin lirasını eve versinler, geri kalan 28 bin lirayla ne yapacaklar? Şimdi gelin bunun bir hesabını yapalım. Oruç açacaklar oruç. Yani o güzelim iftar sofrasında oruç açacaklar. Hurma artık lüks, ama onu da söyleyeyim ki hani bir karşılaştırma olsun. Hurmanın bir kilosu 800 lira. İftarda sahurda 150-200 gram hurma alsa Ramazan boyu ettiği 6 bin lira sadece hurma. Hadi hurmadan vazgeçtik, zeytinle açalım. O da ... ayetlerinde geçtiği için mübarektir diyelim, zeytinle açalım. En ucuz zeytin 300-450 lira. Ramazan boyu hani ikişer üçer alsa her biri de bir kilo zeytin yeseler 400 lira. 2-2.5 kilo yeseler 1.000 lira. Koyun bir kenara. Pide lazım Ramazan pidesi. 250 gramlık pide büyükşehirlerde 25 lira olacakmış. Dört kişilik bir aile 2 pide yese, 2 de sahurda yese 100 lira. 30 günde 3 bin lira. Oruç açmak için bir de su, susuz oruç olur mu? 30 gün boyunca 3 damacana su alsa, 150 liradan ortalama 500 lira. Şimdi yaptı mı 10 bin lira hurmayla, hurmasız ama bu Medine hurması değil ha, bu bulabileceğiniz bir basit hurma. Eğer zeytinle yapayım açayım derseniz en az 5 bin lira, zeytin, pide, su, aylık 5 bin lira. Hadi bir de çorba yapayım desen, kırmızı mercimek yüzde 87 artmış geçen seneden. Hani enflasyon yüzde 30 ya, bu yüzde 87, geçen yıl 49 liraymış bu sene 87 lira. Bezelye yüzde 44 artmış, pirinç artmış, hepsi artmış. Salça yüzde 86 artmış. Şimdi iftarda bu mübarek Ramazan'da bazı aileler pide, su ve zeytin ile 10 bin lira civarında parayla hadi iftarı bununla yaptılar. Hani birileri diyor üçte biri midenin dolması lazım. Resûlullah’ın başka hadislerini bilmeyenler Resûlullah midesinin üçte biriyle uyuyordu deyip bize nasihat ediyor, ama aynı Resûlullah diyor ki komşusu açken tok yatan bizden değildir. Komşusu iftar sofrası kuramazken lüks salonlarda iftar edenler bizden değildir. Biz dün parti başkanlık kurulumuzda karar aldık bu sene ben ve arkadaşlarım hiçbir salon iftarı yapmayacağız. Belki bir Ankara'da sadece emeklilerin katılacağı yani bir arkadaşımızın şahsi bir iftarı olacak. Olmaz, yapmayacağız. Biz halk gibi yaşamazsak halk bizden kopar, biz de halkın vicdanından koparız. Şimdi sahura geldik, sadece yumurta kıracağız bu sefer sahurda. Yumurtayla pide. Dört kişi için pideyle birlikte en az 100 lira. Yumurta aldınız, pide 100 lira. Yanına zeytin vesaire yok, 100 lira 30 günde ne yapıyor 3 bin lira, yanına bir şeyler daha koydunuz 4 bin lira. Yahu nereye gitti bu para? 4 bin o, 10 bin de o, 14 bin mi yaptı? Bakın daha içinde kira yok, hiçbir şey yok, elektrik yok, fatura yok. Yok yok yok. Emeklinin maaşı da 20 bin lira. Geri kanan 6 bin lira gani yeter diye millete düşünüyorlar. Bir de sonra utanmadan dönüp ne diyorlar? Biz garibanı kimseye muhtaç etmedik. Emekliye gariban diyenler bunlar. Emekli gariban değil, siz merdi namerde muhtaç eden zavallılarsınız. Merdi namerde muhtaç eden zavallılarsınız. Benim dedemden her sabah ettiğim aldığım bir dua vardır. Ya Rab, bana öyle bir feyzi kanaat ver ki değil namerde, merde dahi eyleme muhtaç. Bu millet onurlu bir millettir. Bu milleti namerde muhtaç edenler, kendileri gün yüzü görmesinler. Çocuklar bakın bu ailede çocuk tatlı falan görmedi. Hadi bir de tatlı çocuklara arada alalım ya da bir misafir geldi ikram edelim. Güllaç falan değil tulumba tatlısı en ucuzu, 250 lira, 300 lira. Üç günde bir alsanız ayda yapar 3 bin lira. Ya reva mı bu ya? Yani isyan etmemek elde değil. Bu millet bu Ramazan şartlarında ayağa kalkıp sokakları doldurmuyorsa sadece iktidardakilere değil, devlete duyduğu saygıdan, aman devletim zeval görmesin demesindendir. Şimdi diyebilirler ki biz de Ramazan kolisi dağıtıyoruz, onu alsınlar. O gelecek. Bakın 2016 bizim Başbakanlık dönemimiz. Ramazan kolisi 26 lira ila 29 lira arası. Ve asgari ücret 1.300 lira. 52 koli 25 üründen ve her biri yüksek gramajda 52 koli alınabiliyordu Ramazan kolisi. 2025'te 370 lirayla 150 lira arasında oldu. 12 ürüne indi ve 40 koli çıkabiliyor sadece asgari ücretle. Bu sene ise 500 ila 1.500 bandı arasında olacakmış, 21 ürün olacakmış en çoğunda. Azı 12, en çoğunda 21 ürün. O da ne biliyor musunuz? Gramajları düşürülerek. Bir de şunu söyleyeyim: Dün bir arkadaşım hatırlattı, gerçekten benim de dikkatimi çekti. Son zamanlarda iftar çadırları görüyor musunuz? Pek görmüyorum ben. Çünkü iftar çadırı açması beklenen belediyeler yolsuzluklarla meşgul arkadaşlar yolsuzluklarla. Onlar halkı unuttular, halk da onları unutacak, vakti yakındır. Şimdi derler ki dünyada enflasyon var, ne yapalım, bizde de enflasyon var. Ben böyle çok tabela göstermiyorum ama şunu görmeniz lazım. Bakın şimdi şu dünya enflasyonu, OECD'de dünya ortalaması. Şuradaki kesik var ya, Türkiye'yi buraya sığdıramadıkları için bu böyle gidiyor. Nereye kadar gider bilmiyorum. Emin Beyin önünden böyle uzar gider. Bakın şimdi, yüzde 30.9, bizden sonraki ikinci ülke Kolombiya yüzde 5.1, altı misli. Ortalaması yüzde 3.7, 10 misli neredeyse. Ya arkadaşlar dünyada enflasyon falan yok ha aldanmayın. Yalan söylemesinler millete, dünyada enflasyon yok, Türkiye bu konuda da dünyadan ayrışıyor, son derece kötü ve zelil durumda ayrışıyor. Peki, daha vahimini söyleyeyim mi? Gıda enflasyonu. Deminden beri saydım, mercimek, bezelye, yumurta, pide falan falan, bir gıda. Birleşmiş Milletler Gıda Örgütü FAO'ya göre, Eylül 2021'den bu yana son 4,5 yıl içinde Türkiye'de gıda ne kadar artmış bir tahmin edin bakalım, ya bir tahmin alayım. Mustafa Bey. MUSTAFA …- … GELECEK PARTİSİ GENEL BAŞKANI AHMET DAVUTOĞLUYüzde 80 mi? Ya çok insaflısın, iktidar senden memnun olurdu valla. Yüzde 583 yüzde 583. Peki, dünyada ne kadar artmış? Şimdi Cevdet Yılmaz'ın rakamıyla söyleyeceğim, eksi 22,1 artmış, yani dünyada gıda enflasyonu yüzde 2,1 düşmüş gıda fiyatları ya. Bizde yüzde 583 artmış dünyada 2,1 düşmüş. Ya siz ne yapıyorsunuz ya, hangi dünyada yaşıyorsunuz ey iktidar sahipleri? Ey iktidar sahipleri, siz uzayda mı yaşıyorsunuz? Hani o vatan, millet, ezan, ki hepsi başımızın tacıdır edebiyatıyla bu rakamları unutturduğunuz, halkı aldattığınız yeter, ama bizi aldatamazsınız, biz dünyayı takip ediyoruz. Yalan söylüyorsunuz, gıda enflasyonu dünyada şu anda son 5 yıl içinde 2,1 oranında düştü. Peki, İslam dünyasında nasıl? Biz bir milletiz ki, bakın 10 sene önce, 100 sene önce, bin sene önce Osmanlı dönemi demiyorum, Türkiye, İslam ülkelerine ve mazlumlara en çok gıda yardımı yapan ülkeydi, her yere yetişiyorduk. Bosna'da Srebrenitsa’dan ve Doğu Bosna'dan zorla gönderilen mültecilerin geri dönmesi için arazilere yüz milyon euro sadece onlara yardım ettik geri dönsün diye. Peki, şu anda durum nasıl? İslam ülkelerinde en yüksek gıda enflasyonu Türkiye'de, yüzde 41,76 bu sene için söylüyorum, yüzde 583. Hoca şaşırdı rakamları demesin kimse ha, o beş yılda, bu sadece bu sene. Filistin'de kaç, savaş içindeki Filistin'de? Bizde yüzde 41.76, savaş içindeki Filistin'de kaç, Gazze'de kaç? Doğru dürüst gıdanın girmediği bir yerde kaç biliyor musunuz? Yüzde 21,86. 2024’te yüzde 121’e çıktı, ama sonra tekrar düştü. Peki, İran'da kaç, krizler içindeki İran'da? Yüzde 27.1, Mısır’da yüzde 20.8, Suudi Arabistan'da yüzde 0.8, hadi onu anladık. Rusya'da kaç? Yüzde 9.2,. Ukrayna'da yüzde 12. Ya savaşan ülkelerde gıda enflasyonu bizden düşükse, yarısı, üçte biri, beşte biriyse bunun tek izahı vardır arkadaşlar, bu ülkeyi yönetenler matematik de bilmiyorlar, ekonomi de bilmiyorlar. Ama en önemlisi vicdanlarını kaybetmişler, vicdanlarını. Onu da şimdi söyleyeceğim niye vicdanlarını kaybetmişler? Bu ülke fakir bir ülke mi? Genel başkanlar söyledi, zengin bir ülkeyiz. Allah dört mevsimin en güzelini bize vermiş. Niye bunu yaşıyoruz? Çünkü açık var açık. Bakın millet açığı nasıl kapatıyor onu söyleyeceğim. Bir de devlet açığı nereden yapıyor? Devlet demeyeyim, devleti tenzih ederim, bu iktidar iktidar, devlete musallat olmuş bu iktidar açığı nereden buluyor bir de onu söyleyeyim. Şimdi millet nasıl kapatıyor bunu biliyor musun? Ya komşusundan borç alıyor. Şimdilerde alamıyor, çünkü komşu diyor ki, altın fiyatı çok artıyor, altına bağlayalım. Ne yapıyor? Kredi kartı. Ocak-Şubat verilerine göre 2025'te bir önceki 2024'e göre kredi kartını ödeyemeyenler 380 binden 645 bine çıkmış, yüzde 250 artmış, geçen yıldan bu yana yüzde 55 artmış. Ve şimdi şu anda Türkiye'de 40.7 milyon kişi aktif kredi kartı kullanıyor, yani iki kişiden bir kişi kredi kartı kullanıyor. O kart varsa cebinde, gidiyor hadi alayım diyor, ileride Allah kerim. Ne kadar borcu var kredi kartına milletinin biliyor musunuz? 2.8 trilyon kredi kartı borcu var. Bu devasa büyüme… Bir başka grup toplantısında söylemiştim, buna bir çare bulun, bu kredi borçlarını erteleyin, tasfiye edin, bir şey yapın, yoksa birikecek birikecek bir gün buzdağının bütünü göründüğünde toplum toptan çökecek. Ödenemeyen krediler geçen sene 227 milyar liraya ulaştı. Toplam kredi ve bireysel krediyle kredi kartları ise 6,1 trilyon. Biraz önce Sayın Genel Başkan bütçe açıklarından da bahsetti, şimdi alın bunları, milletin de bütçesi açık, iktidarın da bütçesi açık. Bütçesi dolu olanlara gelelim şimdi bakalım. Bütçesi dolu olanlar kimler? Vergi muafiyeti alanlar. Bütçesi dolu olanlar kimler? Köy ile hiç kullanılmayan yerlerden hazine garantili para alanlar. Bütçesi açık olmayanlar kimler? Yolsuzlukla ihaleleri kapanlar. Bir arsayı kapatıp imar yasası olmadığı için imarı artırıp bu yolsuzlukla gelenler. Biraz sonra o yolsuzluk düzeni şeyini bahsedeceğim, Sayın Babacan çok güzel söyledi, vurgulayacaktım ona gerek kalmadı, o yolsuzluk meselesine geleceğim. Şimdi peki devlet bütçeyi nasıl kapatacak? Bakın şimdi geliyoruz satılacak köprü, yollar. Ta Özal zamanında, hani Özal'la … satarım-sattırmam dedi ya, bunlar da şimdi o dönem varmış gibi, dönem o dönemin Türkiye'siymiş gibi satarız da satarız diyor Özal taklidiyle. O dönem geçti o dönem geçti, sizler satacak her şeyi sattınız. Ama en önemlisi siyasetçilerin vicdanlarını sattınız, satın aldınız. Şimdi Fatih Sultan Mehmet Köprüsü ile 15 Temmuz Şehitleri Köprüsü ve kara yolları. Şimdi Sayın Babacan hatırlayacak, ben Kabinedeydim, Sayın Babacan da Kabinedeydi, Aralık 2012'de bir özelleştirme yapıldı, ihalede 5 milyar 720 milyon para verildi bu köprülere, özelleştirme düşünüldü. O zaman Sayın Erdoğan Başbakanımız, 7 milyar doların altında satılırsa vatana ihanettir dedi. Ve onu ben de bulundum Bakanlar Kurulu toplantısında o ihaleyi -değil mi Sayın Babacan- iptal ettiler. Niyet başkaymış, sonra anladık. Bu bedel bugün takriben 8 milyar 73 milyon. Orta Vadeli Programda bu yıl için özelleştirmeden almayı düşündükleri destek, açığı kapatacaklarla yama 3 milyar 970 milyon dolar. Bu durumda gelir kaybı tam hepsi buradan alınsa 4.1 milyar dolar. Peki, bu köprüler ne kadar getiriyor bize, neden vazgeçiyor? 2024 yılında 2 köprüden 111 milyon kazanılmış, 2025'te 112 milyon dolar, otoyollarla birlikte bu 500-600 milyon dolar. Şimdi 25 yıllık özelleştirme yapıldığı için köprünün toplam geliri bu 25 yıl içinde 5 milyar 597 milyon dolar, otoyollar 17 milyar 663 milyon dolar, toplam 23 milyar 260 milyon dolar gelirden vazgeçiyor hükümet 25 yıl içinde. Neden? Çünkü şimdi bütçeyi kapatacak, ileride gelenler ne düşünürlerse düşünsün, onlar baksınlar çarelerine. Devlet o devlettir ki, devlet adamı o devlet adamıdır ki, bugünün borcunu gelecek nesle aktarmaz aktarmaz. Cumhuriyetimiz Osmanlı borçlarını, Düyunu Umumiye borçlarını ödedi, yeni nesle borç aktarmamak bizde bir devlet ahlakı olması lazım. Birileri ceplerini doldururken devletin borcu artıyor ve sen bunun için köprüleri, otoyolları satıyorsan, sen aciz tacir durumuna düşmüşsün demektir, hesabını bilmeyen tacir durumuna düşmüşsün demektir en kötü şey. Ve dükkanı kapatacaksın. Dükkan da ne? Dükkan iktidar, o dükkan kapanacak, iflas ediyorsunuz iflas ediyorsunuz. Bakın vatandaşın sonra ümüğüne basmak başka bir yol. Şimdi trafik kanunu geldi, dün Selçuk Bey'den bu kanunun dedim şeylerini gönderin, hani bu kadar trafik şeyi var, yani tehlikesi, riski, kanun gerekli. Ama kanun geldi, maddedeki en önemli unsurlardan birisi sene içinde artırdıklarını yüzde 200 değil mi Selçuk Bey? Artırdılar. Yahu siz trafikteki kazaları önleyin. Birkaç yüz metreye radar koyarak millete tuzak kurmayın, tuzak kurmayın millete. Millete tuzak kuran o tuzağın altında kalır. Şimdi bir başka şey söyleyeyim. Ramazan oldu ya, Mısır Çarşısı esnafı dün beni aradım. İstanbul Mısır Çarşısı, onlara selam ediyorum, çocukluğum oralarda geçti. Diyor ki esnaf, bu sene kira 253 bin liradan 450 bin liraya çıkarıldı, yüzde 80 kira artışı en azı, 28 metrekare dükkanlara en azı. Ve feryat ediyorlar, biz ne yapacağız? Neden bu? Çünkü vakıf şeydir Mısır Çarşısı, devlet alır kirayı. İşte böyle böyle milletten, şoförden alacak, esnaftan alacak, köylüden alacak, alacak da alacak, emekliye de vermeyecek, toplayacak toplayacak, heybeyle birlikte gidip üç-beş haramzadenin önüne ihale yolsuzluğu, imar yolsuzluğu olarak koyacaklar. Biz buna evet diyebilir miyiz arkadaşlar? Şimdi vaktimiz dar, iki konuya daha değineceğim. Birisi bu transferler, biraz önce değinildi. İkincisi de Epstein dosyası, Sayın Arıkan son derece yerinde değindi. Şimdi transfer; arkadaşlar, her şeyin itibar kaybı olur, telafi edilir. Üç şey bir ülkede itibar kaybetmemeli, siyaset, diyanet, adalet. Bunu aklınıza yazın, siyaset, diyanet, adalet. Şimdi siyasetten başlayalım hani şu günlerin konusu olduğu için. Arkadaşlar ya, siyasetin itibarı kaldı mı? Yani ben açık söyleyeyim, şahsi itibarımız her birimizin değerlidir, ama siyasetçiyim derken üç kere, beş kere düşünüyorum. Neden? Çünkü biraz önce Sayın Babacan da güzel tablolarla verdi. İktidar bizim 2016'da getirmeye çalıştığımız ve bu yüzden bana karşı komplo yaptıkları siyasi ahlak yasası, imar yasası, ihale yasası, şeffaflık yasası, siyasetin finansmanı yasası, artık bunların hepsini ezberledik, bunlar için bizi devirdiler. Geldikleri yer neresi? Yolsuzlukların her türünün her yerde yaygın şekilde yaşandığı bir yer. Peki, ana muhalefet bunun karşısında yerel yönetimlerde yolsuzlukla mücadele etti mi? Hayır. Açık ifade edeyim, yolsuzluk bir ayağı siyasetçi olmadan olmaz arkadaşlar. Yolsuzluğun bir ayağı mutlaka siyasetçidir, bir ayağı müteahhittir, bir ayağı bilmem şudur, ama bir ayağı mutlaka siyasetçidir. Allah şahit olsun, hani Cumhurbaşkanı o tabiri çok kullandı, hakkını da vermedi fazla, ama bu can bu tendeyken neye mal olursa olsun bu ülkeye siyasi ahlakı egemen kılacağız Allah'ın izniyle. Makamları bunun için terk ettik, canı da bunun için veririz. Neden? En büyük yolsuzluk nedir bilir misiniz? Siyasetçinin alınıp satılan bir meta gibi görünmesidir ve bugün böyle maalesef. İktidar daha önce milletvekili yapmayı düşünmediklerini, daha önce kendi partilerinde herhangi bir görev vermediklerini yanlarına çekip… Sayıları bir artı, onun için burada dediğim gibi parmak siyasetçisi, bunların hepsi parmak siyasetçisi. Aldınız da ne oldu Allah aşkına ya, başınız göğe mi erdi, aldığınızda ne oldu? Gidenlere soruyorum, gittiniz de ne oldu? Ha şimdi adil olmak zorundayız. Buradan ana muhalefet partisine de Sayın Babacan'ı destekleyerek söylüyorum, biz sizinle bir yol yürüdük, ama bu yol yürümemiz büyük fedakarlıklar yaptığımız ve şahsiyetimizi ortaya koyduğumuz, Temel Karamollaoğlu abimizle birlikte şahsiyetimizi ortaya koyduğumuz bir yol yürümeydi. Siz ise bütün bu şahsiyetimizi, hayat boyu koruduğumuz değerleri hiçe sayarak hem bize hakaret etme yoluna gittiniz, hem de partilerimizin içine el attınız. Ne farkınız var sizin iktidardan, ne farkınız var sizin iktidardan? Kapalı kapılar ardında neler konuşulduğunu, kimlerin kimlerle konuşulduğunu bilirim ben. Şimdi söylüyorum iktidara da, muhalefete de, Yeni Yol Grubunu dağıtmak üzere yapacağınız her hamleyi başınızda kırar koparırız Allah'ın izniyle. Rahatsızlar bizim Yeni Yol Grubumuzdan. İktidar istiyor ki bir taraf muhafazakar milliyetçi kanat orada birleşsin, öbürküsü de, tabiri Cumhurbaşkanı için kullandıkları için söylüyorum, Tayyip karşıtları bir tarafta şey yapsın, onlar da öyle birleşsin. İkisi de bizden rahatsız. Arkadaşlar, iki taraf da bizden rahatsızsa, gün sözde birlik günü değil, eylemde birlik günüdür, eylemde birlik günü. Gün birlik günüdür, benlik günü değil. Bir aydır bu konuda bütün siyasi partilerle görüşüyorum. Tekrar tekrar görüşeceğim, bıkmayacağım, yılmayacağım, durmayacağım ta ki üçüncü bir yolu inşa edene kadar. Ama herkes görevini yapacak. Herkes görevini yapacak. Arkadaşlar; bugünlerde kimle karşılaşsam şöyle diyorlar: Özellikle de benim eskiden öğrencim olmuş. Hocam sizi çok seviyoruz, ama siyasetin doğası böyle. Hatta biraz daha bana güya iltifat etmek için bu siyaset için siz on gömlek fazlasınız diye diyenler. Arkadaşlar, siyasetin doğası dediğiniz şey yolsuzluksa, makam sevdasıysa, maaş merakıysa, 4-5 yerden maaş almaksa, yalan söylemekse batsın bu doğa batsın. Yıllarca bu arkadaşların çoğu şu anda devlet görevinde olanlara ben Machiavelli Kınalızade’yi karşılaştırırdım İslam siyaset felsefesiyle Batı siyaset felsefesinin farkını anlatmak için. Machiavelli, amaç için her şey meşrudur diyen birisi, Kınalızade aynı dönemde Osmanlı sadrazamına ve sultanına yazdığı Ahlak-ı Alai’de siyasetin esası sevgidir diyor. Şimdi gele gele Makyavelist bir siyasete geldik. Soruyoruz, bunu niye yapıyorsunuz? Yanlış, bak görmüyor musunuz? İslam'a aykırı, ahlaki ilkelere aykırı. Ne yapalım, siyasetin gereği bu diyorlar. Ya Machiavelli ne diyordu zaten, o da onu diyordu. Ne farkınız kaldı sizin Machiavelli’den? Arkadaşlar, amaç için her yol mubah değildir. Biz bunu hem iktidardakilere, hem muhalefettekilere göstereceğiz. İnsanlığa bir sözümüz olacak. Şu şeyi ben müsaadenizle hep üniversitelerde örnek verirdim: Bir Osmanlı akıncısıyla bir Batı şövalyesinin ortaçağlarda arasındaki fark nedir? Kıyafetlerini bir gözünüzün önüne getirin. Şövalye bütün bedenini zırhla kaplar. Sadece gözü onu da bazen indirir. Bizim akıncılarsa bir cepken, bir at ve en hızlı gidebilecek şey, çünkü birisi hedefe odaklı, canına değil, nefsini korumaya değil. Birisi kendini korumaya ayarlı bir hayat felsefesi, birisi benim canım feda olsun da bu at bu menzile ulaşsın diye koşturan birisi. Şimdi siyasetçiler var ya, bu itibar kaybettiren siyasetçilerin çoğu kendilerini siyaseti bıraktıktan sonra zırha büründürmek için siyaset yapıyorlar. Hani birisi öyle demişti evlad-ü ıyal var evde diye. Yani istiyor ki siyaset ona öyle zırhlar versin ki ondan sonra rahat etsin kimse dokunmasın. Arkadaşlar, biz şövalye ruhuyla değil, akıncı ruhuyla siyaset yapacağız. Giydiğimiz, kendi nefsimizi korumayacağız, ulaşacağımız menzile varacağız. O menzil, ulaşacağımız hedef de gerçek anlamda büyük Türkiye, adil Türkiye, güçlü Türkiye, merhametli Türkiye, herkesin saygı duyduğu itibarlı Türkiye hedefidir. Şimdi böyle deyince, adaletle ilgili de bir şey söyleyeyim. Hani dedim ya ya siyaset, diyanet, adalet. Diyanetle ilgili tek bir şey, yüreğimde yaratır. Çok severim kendisini Sayın Mehmet Görmez, benim dönemimde de Diyanet İşleri Başkanımızdı. Cumhuriyet tarihinde ilk kez bir Diyanet İşleri Başkanı ki Mehmet Görmez gibi herkesin saygı duyduğu bir Diyanet İşleri Başkanı görevden alındı süresi dolmadan. Biraz önce Emin Bey çok doğru söyledi. Çünkü affı kabul edildiği anlayışı olmayacak bir şey. Biliyorum ben o şartları istifa etmedi Mehmet Görmez. Şimdi Diyanet Başkanını gereksiz yere ve herkesin saygı duyduğu bir Diyanet İşleri Başkanını gereksiz yere dönemi bitmeden görevden alırsan, Diyanet'e saygı kalmaz. Osmanlı Kadıları, Osmanlı Osmanlı diyorsunuz, bak size Osmanlı'dan örnek vereyim Kadıları bila kaydü şart atardı ki kimse kadıya baskı yapamasın diye. Yani hayat süre boyunca atardı kadıyı. Neredesiniz siz? Yeni Diyanet İşleri Başkanımıza başarılar diliyorum, uçakta gördüm, eskiden de tanırdım. İlk yapacağınız şey, Diyanet'in itibarını kazandırın hocam dedim. Ve tasavvuf hocasıdır, tasavvufun mahviyet bilincini Diyanet'e giydirin dedim. Dün genel başkanlarımızla Terörsüz Türkiye Komisyonu'nun raporuna baktık. Arkadaşlar tamam bu çözüm süreci olsun, buna hepimiz zaten taraf olduk, destekledik. Ama devlet adaletle kaimdir. Silahı bırakmış terör örgütü ifadesiyle daha önce terör yapmış olanlara belli hukuki haklar tanırken, beraat etmiş KHK'lılar, hala içeride tutulan gazetecilere, düşünce suçu işlemiş, hiç eline silah almamış insanlara aynı adaleti uygulamazsanız, siz gerçekten adaleti itibar kazandırmış olmazsınız. Son olarak şu Epstein dosyası, meşhur Epstein dosyası. Her şeyden önce şunu söyleyeyim: Galiba Mesut Beydi değil mi Epstein'la ilgili bir soru önergesi vermişti? Selçuk Bey, Mehmet Emin Bey, Bülent Bey hangi arkadaş sorumluysa. Arkadaşlar, Epstein'la ilgili soru önergesi vermeyin, araştırma önergesi verin. Sizden ricam Epstein'la ilgili araştırma önergesi verin. Şimdi neden? Bu ahlaksız tayfa ben onları bilirim, ağababalarını da bilirim. Hepsini de bilirim. Hepsiyle mücadele ettim. Bundan sonra da mücadele edeceğim. Bu ahlaksız çetenin dosyaları ilk çıktı, yahu orada Sayın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan 119 kez adı geçiyor. Abdullah Beyin eski Cumhurbaşkanımızın adı geçiyor 15 kez. Ecevit'in adı geçiyor, Demirel'in adı geçiyor, geçiyor. Atatürk'ün adı geçiyor, Sayın Babacan'ın birkaç kez geçiyor. Benim de 39 kez geçiyor. Verdikleri haber şu: Epstein dosyasından Davutoğlu çıktı. Epstein dosyasından ben çıkmışım Yarabbi. Yahu neden? Şimdi o sitelerin hepsinin sahiplerine söylüyorum. Ben sizi tanıyorum. Sizin arkanızdaki ağababalarınızı da bilirim. Benim hakkımda ne zaman ne kampanya yaptığınızı da bilirim. 1 Mart tezkeresi reddedildiğinde bütün Yahudi lobilerinin saldırılarını da bilirim. Halid Meşal’i Hamas liderini Türkiye'de ağırladığımızda yaptığınız saldırıları da bilirim. Lübnan Savaşında İsrail'e karşı mücadele ettiğimizde yaptığınız saldırıları da biliyorum. İran nükleer anlaşmasını yaptığınızda yaptığınız saldırıları da biliyorum. Irak'ta Sünnileri Şiilerle buluşturup barış yaptığımızda yaptığınız saldırıları da biliyorum. Biliyorum da biliyorum. Mavi Marmara'da verdiğim mücadele için yaptığınız saldırıları da biliyorum. Hiç ümitlenmeyin, beni yıldıramadınız, yıldıramazsınız, yıldıramayacaksınız, bu kadar. Peki, nasıl geçiyor bu fakirin adı, bir size paylaşayım da benim için Rabbimin huzuruna götüreceğim bir belgedir bu. Şimdi bir yerde diyor ki Davutoğlu büyük bir düşünürdür ... gibi, iyi satranç oyuncusudur. Neden biliyor musunuz? Bunu gönderen kim biliyor musunuz? Bunu gönderen Thomas Pritzker diye bir adam. Bilyoner, Amerikan bilyoneri, en zenginlerden biri. Peki ben bununla görüştüm mü? Epstein değil ha, yanlış anlamayın. Orada bir sürü makale var, bir sürü belge var, bir sürü şey var milyonlarca sayfalık. Evet, niçin görüştüm? Çünkü Büyükelçiliğimizin ve Dışişleri Bakanı'ydım. NATO Zirvesinde bu kişinin Ermeni lobisi üzerinde etkili olduğu ve 2015'teki 100. yılda da ilgili girişimleri engelleyebileceğini düşündüğü için bana getirdiler. O zaman bütün oradaki CEO'larla görüştüğümüz gibi görüştük ve tek talebimiz oldu, Ermeni lobisine karşı destek. Ve Türkiye'deki Hyatt Regency otelleri var ya onun da bütün sahipleri bunlar. Bu adam birine şey çekiyor benimle ilgili ve böyle diyor. Ya Allah aşkına birisi birine benim gıyabımda bir şey çekmiş, ben nasıl çıkıyorum bu dosyadan? Hani Selçuk Bey haberi olmadan hadi en yakın arkadaşları diyeyim Emin Beyle Bülent Bey birbirlerine bir mesaj atıyorlar. İyi insandır diye veya kötü de birisi olsa. Bu değil, ama esas neden karşılıklarını söyleyeyim. Şimdi size bir metin okuyacağım. Şu Epstein dosyasının benimle ilgili esas metni bu. Ne diyor burada biliyor musunuz? Son derece gizli kalması gereken benim Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Ban Ki-mun’la 16 Ağustos 2011'de yaptığım konuşmanın tutanağı. Birleşmiş Milletler’den bunu ele geçiriyorlar ve birbirlerine beni ihbar etmek için kullanıyorlar. Ne diyorum ben peki burada? Şimdi bana son 10 yıldır Suriye konusunda her türlü hakareti iftiraya atanlara sesleniyorum, okuyun bu metni. Beşer Esad'la yaptığım konuşmadan beş gün sonra bütün dünya dışişleri bakanlarını ve Birleşmiş Milletler Genel Sekreterini arayarak Suriye'ye biraz daha süre tanıyalım, Birleşmiş Milletler’de Suriye'ye siz de çaba sarf edin, Suriye'yi iç savaştan konuşalım diyorum. Metin öyle, çıkıyor. Bizim Dışişleri kayıtlarında zaten var. Bir gün bile komşu ülkelerde herhangi bir kaosu kışkırtmadık biz. Ama daha önemlisi ne biliyor musunuz? Esas bu metne girmesi gereken, bakın hemen okuyayım şurada. O soruyor, diyor ki, peki Sayın Davutoğlu diyor, Türkçe'ye çevirerek şey yapacağım. Sayın Davutoğlu diyor, bir de Palmer raporu oldu Mavi Marmara ile ilgili diyor. Palmer raporu bitmek üzere ne diyorsunuz? Palmer raporu Mavi Marmara olayı ile ilgili Birleşmiş Milletler'de kurulan komisyonu ve başında Palmer diye bir şahıs var. Biz buna şiddetli baskı uyguluyorduk, o da rica ediyor. Palmer raporunu hani biraz olumlu yaklaşsanız. Benim verdiğim cevap şu ve bu cevabı Allah'ın huzuruna, Rabbimin huzuruna götüreceğim. Bu cevabı Mavi Marmara şehitlerinin huzuruna götüreceğim. Bu cevabı İsmail Haniye’nin ve Gazze şehitlerin huzuruna da götüreceğim. Bakın ne diyorum, Sayın Genel Sekreter diyorum. Rapor ne derse desin, İsrail bizim, 10 canımızı aldı. Eğer İsrail özür dilemezse, boykotu kaldırmazsa ve tazminat ödemezse yapacaklarımızı size söylüyorum diyorum. Bir, İsrail’i Uluslararası Adalet Divanı'na götüreceğiz. İki, Tel Aviv'deki büyükelçiliğimizi kapatacağız ama üç, dikkat edin kardeşlerim ve şahit olun, ben söylesem belki bunlar tartışılırdı. Birleşmiş Milletler Genel Sekreterinin notları bunlar. Üç, Doğu Akdeniz'in İsrail'e ait olmadığını göstermek üzere Türk donanmasını Gazze açıklara göndereceğim diyorum. Evet, aynen ifade bu. O da diyor ki, aman biraz yavaş davranın ne olur yapmayın diyor. Okuyun, bu ifadeyi ben Türkçeleştirerek söylüyorum. Ben de cevap veriyorum, siz çekinebilirsiniz İsrail'den. Başka devletler de çekinebilirsiniz. Ama biz İsrail'den çekinmiyoruz ve kimseden çekinmediğimizi göstermek üzere donanmamızı Gazze açıklarına göndereceğiz diyorum. Hadi şimdi de desinler bunu. Şimdi o Epstein dosyası diye beni karalamak isteyen o şeytani mihraklara sesleniyorum. Bunun için yaptığınızı biliyorum ve Allah şahit sizden korkmuyorum. İsrail'den korkmadığımız gibi sizden de korkmuyorum. Ey iktidar sahipleri; bu mücadeleyi beraber vermedik mi sizinle? Neden çıkıp o bizim Dışişleri Bakanımızdı, neden ona saldırıyorsunuz deme ahlakını göstermiyorsunuz? Neden, ben sizin Dışişleri Bakanınız değil miydim AK Parti milletvekilleri? Bu Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulu'nda dakikalarca ayakta alkışlamıyor muydunuz beni? Neredesiniz, hangi köşeye sindiniz? Neden hakkı konuşmaz, hakka şahitlik etmezsiniz? Cümle alem küffar üzerimize saldırmışken, o ahlaksız dosyayla benim adımı anmak için her türlü iftiralar atarken siz neredesiniz? Kapalı kapılar ardında hocam işler iyi gitmiyor, siz bıraktığınızda böyle değildi demeyi biliyorsunuz. Çıkın ve konuşun. Müslüman’sanız konuşun, Türk’seniz konuşun, Kürt’seniz konuşun. Ama insansanız konuşun. Bu Dışişleri Bakanı bizim Dışişleri Bakanlığımızdı. Ahlakıyla, imanıyla, inancıyla Epstein dosyasında yer almadı, almayacak diye konuşun. Allah'tan korkmazlar. Yalan ve iftira üzerine kurdukları dünyayı yıkacağız. Yalan ve iftira üzerine kurdukları dünyayı yıkacağız. Bu FETÖ olayı olduğunda bir gün yine bunlardan biri, adını vereceğim şimdi sitelerin de... Yani hala basına saygı duyduğum için bazılarına duruyorum. O benim resmimi Epstein dosyasındaki başka birtakım kirli adamlarla yan yana koyanlar, hiç unutmayacağım o resmi ve hesabını soracağım. Hesabını öyle bir soracağım ki. Her gün daha bir inançla kalkıyorum. Bakın bu FETÖ meselesi çıktı, bir gün bir haber. Ben o zaman daha AK Parti içindeyim. Davutoğlu'nun kardeşi, erkek kardeşi FETÖ'den tutuklandı. Zavallı ablamın Konya'daki evinin kapısına basın dayanmış kim tutuklandı diye. Ablam şimdi Epstein için de ağladı. Aradı, ya Ahmet’im nedir bu, neden hep sana saldırıyorlar? Ya abla dedim bırak saldırsınlar, şeytanın defterinde adı olmayanın Rahman'ın defterinde olmaz. Savaşacaksın savaşacak, mücadele edeceksin ki Rahman'ın defterine giresin. Köşesinde rahat uyuyanlardan değiliz biz. O zaman böyle dediler ya, ben de bir açıklama gönderdim gazeteye. Ha söyleyeyim, Aydınlık Gazetesi. Diğeri, Oda TV’si falanı filanı hepsi verdi bu Epstein meselesini. Dedim ki ya benim bu erkek kardeşim yok ki. Hani tutuklansın, ama keşke bir erkek kardeşim olsaydı ama yok. Ne yazdı biliyor musun manşette ertesi gün, “Davutoğlu, erkek kardeşini reddetti.” Yahu Allah aşkına ya, yalanla iftirayla mücadele edersiniz de ya bunlar başka bir şey. Ha bu zihniyetle mücadele edeceğiz. Mihalgazi’deki Belediye Başkanı, Başbakanlığım dönemimde tebrik ettiğim kardeşimdi Zeynep Hanım. Ona saygısızlık yapanlarla da mücadele edeceğiz. Yılmayacağız arkadaşlar. Yılgınlık günü değil, mücadele günü. Bu zevata, beni bu Epstein dosyası ve diğer şeyleri niye bağladıktan anladınız. Donanmayı göndeririz dediğim için birbirlerine şikâyet ediyorlar bu adam böyledir diye. Türkiye'deki onların uşakları da bana saldırıyor. Ya siz bırakın ağababalarınız gelsin. Bizim onlara cevabımız açıktır. Namık Kemal ile cevap vereyim de, bir şiirle bitirelim. Biraz uzattım kusura bakmayın, ama eminim önemini hepimiz müdrikizdir. “Usanmaz kendini insan bilenler halka hizmetten Mürüvvet-mend olan mazluma el çekmez ihanetten Felek her türlü esbâb-ı cefasın toplasın gelsin Dönersem kahbeyim millet yolunda bir azimetten Anılsın mesleğimde çektiğim cevr ü meşakkatler Ki ednâ zevki aladır vezâretten sadaretten” Allah vatan şairimiz Namık Kemal’e de, İstiklal şairimiz, her ikisi de onur abidesidir, Mehmet Akif’e de rahmet eylesin. Biz onların yolundayız. Başkaları nereye, hangi yola olursa olsun biz yeni bir yolda ve bu vatan, istiklal, ezan, vatan, bağımsızlık mücadelesi verenlerin yolunda devam edeceğiz arkadaşlar. Allah’a emanet olun.

YORUMLAR

Maksimum karakter sayısına ulaştınız.

Kalan karakter: