GELECEK PARTİSİ GENEL BAŞKANI AHMET DAVUTOĞLU’NUN GELECEK PARTİSİ GRUP TOPLANTISINDA YAPTIĞI KONUŞMA

GELECEK PARTİSİ GENEL BAŞKANI AHMET DAVUTOĞLUDeğerli genel başkanlarımız, değerli milletvekillerimiz ve grup toplantımızı teşrif eden çok değerli misafirlerimiz, bizleri ekranları başında izleyen değerli vatandaşlarım; hepinizi saygıyla, muhabbetle selamlıyorum. Devir teslimi gelecek hafta yapacağız, ama ben de son 1 yıl içindeki fedakâr, mütevazı, ama her zaman ciddi ve vakur tavrıyla yaptığı katkılar dolayısıyla Yeni Yol Genel Başkanımız Sayın Mümtaz Akıncı Beye teşekkürlerimi ifade etmek isterim.

14 Oca 2026 - 14:37 YAYINLANMA
13 Mar 2026 - 23:14 GÜNCELLEME
GELECEK PARTİSİ GENEL BAŞKANI AHMET DAVUTOĞLU’NUN GELECEK PARTİSİ GRUP TOPLANTISINDA YAPTIĞI KONUŞMA

Değerli arkadaşlar; zor dönemlerden geçiyoruz, her hafta bir zorluk ilanıyla huzurunuza gelmekten ben de sıkıldım. Ama gerçekten iktidarın da, ülkemizde yaşanan her düşünen vatandaşımızın da her an göz önünde bulundurması gereken tehlikelerle karşı karşıyayız. Önce tabii yine Trump, dünyadaki tehlike. Tek başına bütün bir dünyada sanki bu dünyanın malikiymişçesine gibi davranan, hiçbir kural, hiçbir ilke tanımayan bir diktatör. Diktatörler ülkelerine hükmederler, zarar verirler, ama Trump bütün dünyanın diktatörüymüş gibi davranıyor. Gazze’den sonra ve Gazze’deki kıyıyı tatil sitesi yapma düşüncesinden sonra Venezuela’nın petrolleri, şimdi Grönland’ın o stratejik alanı ve kaynakları ve İran. Yarın kimde sıra? Hep beraber bakacağız. Her şeyden önce şunu ifade etmek isterim: Kim ki komşu ülkelerimizden birine yabancı bir müdahale yapmak isterse, aynen 2003 Irak Savaşında şahsen de açık ve net bir şekilde karşı çıktığım gibi, komşu ülkelere yapılacak askeri müdahalelerin, fiili müdahalelerin hepsinin karşısında dimdik ayakta dururuz. Kime yapılırsa yapılsın. Bölgemiz ancak bölge halklarının iradeleriyle şekillenebilir. Trump gibi bir gayrimenkul, bir petrol rantiyecisinin maceralarıyla şekillenmesine asla izin vermeyiz, bunu böyle bilmeleri lazım. Bu belirsizlikler döneminde de şunu fark ediyoruz: Nerede birinin yumuşak karnı varsa oraya oynuyorlar. Ekonomik kriz mi var, sebebi dış ambargolar bile olsa, İran'daki o tepkiler ortaya çıkmışsa kaşımaya başlıyorlar. Bir etnik çatışma mı var, onu oynuyorlar Kürtlerle Türkleri, Arapları karşı karşıya getirmek için. Bir insan hakları ihlali mi var, onu oynuyorlar. Peki, bize düşen ne arkadaşlar? Biz niye varız? Neden siyasetçiyiz? Neden devlet adamıyız? Neden aydınız? Bizim meselemiz yabancı güçlerin, düşmanların bizim vücudumuz üzerinde ameliyat yapmalarına izin vermeyecek şekilde vücudumuzu tahkim etmek, güçlendirmek. Şikâyet etmekle yetinemeyiz. Hepimiz biliyoruz İran'daki sorunları ve İran halkının yanındayız. Ama bir taraftan da bilmemiz gereken şu ki, her Müslüman ülke kendi direncini yüksek tutmalı. Kendi halkıyla barışık olmalı. Kendi ekonomisini tahkim etmeli. Üretimini güçlendirmeli ve dayanışmasını artırmalı. Ne yapmalı bir ülke? Hep vurguluyorum üç şey. İç bünyenizi tahkim edeceksiniz.

Ekonominizi tahkim edeceksiniz. Bunun içinde savunma sanayi vardır, tarımı vardır, hepsi. Üç, etrafınızda jeopolitik bir güvenlik havzası oluşturacaksınız. Buradan ben hem Türkiye'nin ekonomik sorunlarına, hem de çevremizdeki sorunlara bir bağlantı kurmak istiyorum müsaadenizle. Önce, bir süreç vardı hepimizde heyecan uyandıran ve Türkiye'de yabancı güçlerin her an kurcalamak istediği bir yarayı, yani Kürt sorununu hep beraber çözeceğiz diye ümitlendiğimiz bir süreç vardı. Şimdi 1 yıl 3 ay geçti ve hepimizin düşünme vakti. Nereye geldik? Bu kürsüden bu süreç başladığında Sayın Bahçeli'yi takdir etmiş, destek vermiştim, ama uyarılar da yapmıştım. Ve demiştim ki bu süreci uzatmayın. Ben bilirim, bölgede uzayan her sürecin içine ecinliler karışır, bir an önce bitirin. Zamanı oynamayın. Toplumun sinir uçlarıyla oynamayın. Ne yaptılar? Sürekli vakti oynadılar. Yine ne demiştik? Geçmiş tecrübelerden ders alın. Benim de içinde olduğum geçmiş birçok tecrübeden ders almadan bugün yönetemeyiz demiştik. Ve şunu söylemiştik, üçayaklı bir koordinasyon yürütün. Türkiye'de hukuki ve demokratik atılımlar, Irak'ta örgütün tümüyle tasfiyesi ve Suriye'de yeni bir yönetimin inşasında Arapların, Kürtlerin, Türkmenlerin, bütün Alevilerin, Sünnilerin birlikte olması. Ne oldu peki, neredeyiz şimdi? Bir, gördüğüm tablo şu: Komisyon raporu gecikerek, sanki doktora tezi yazıyorsunuz ya... Mustafa Bey sizin suçunuz yok, ama veya Mehmet Emin Bey, Bülent Beyi unutmayalım. Ya doktora tezi mi yazıyorsunuz mübarek, nedir bu ya? Vallahi benim önümde öğrenci olsalar hepsini sınıfta bırakırım ya, bu kadar süre tanınmaz ya. Dedim ki komisyon kurulduğunda bu işi iki ayda bitirin, 1 Ekim'de sunun, bütçenin o çatışmacı günlerine bırakmayın. Ne oldu? Bütçede herkes birbirine karşı karşıya geldi. Tam bütçenin sıkışık ortamında bir de İmralı ziyareti oldu. Partiler birbirine girdi. E nereye geldik? Dün grup toplantılarında görülen sertleşen dillere geldik. Hepsini açık ve net ifade edeceğim. Hiç kimseden çekinmedim, doğru bildiğimi söylerim. Kimse Türkiye'yi uyaramaz. Hangi vasıf ve kimlikte olursa olsun kimse Türkiye'yi uyaramaz. Ama kimse de Suriye'deki Kürt kardeşlerimizi düşman gibi göremez. Ne yapacağız, dengeyi nasıl sağlayacağız? Sertleşen bir dil var ortada. Sayın Bahçeli'nin dilinin bile sertleşmekte olduğunu görüyorum. Sükûnet, sükûnet, sükûnet. Devlet adamlığı çok hisle değil, çok düşünceyle yapılan bir sanattır. Ne oldu? Suriye'deki gelişmelerle birden tansiyon yükseldi. Suriye'deki gelişmelere geleceğim, onun etkilerine de geleceğim. Ama beni korkutan nedir biliyor musunuz? Şimdi buradan çıksak bir Mustafa Bey İzmir'deydi, o aktardı oradaki Şanlıurfa derneklerinin hislerini. Herhangi bir Güneydoğulu derneğe gitsek soracakları şu: Sayın Başbakanım, ya bu Suriye'deki Kürtler bizim akrabamız. Neden Türkiye onları tehdit gibi görüyor diyecek? Ha Konya'ya memleketime gitsem, yolda, Kulu’da, Cihanbeyli’de diyecekler ki niye Kürtleri tehlike görüyor hala Türkiye? Ama oradan aşağı insem, Sarayönü’ne, Konya'nın merkezine gelsem dönecekler, hocam ya Suriye'nin kuzeydoğusunda İsrail bir devlet mi kurmak istiyor? Neden bu Kürtler bunlara alet oluyor diyecekler. Bakın, toplumsal destek artıyordu bu sürece, şimdi toplumsal bölünmeyi tahrik ediyor.

Ben net tavrımı söyleyeyim, tavrımızı söyleyeyim Gelecek Partisi olarak. Eminim, bugün konuşmalarında değinmediler, ama Deva ve Saadetin de tavrı aynıdır. Türkiye'deki Kürt vatandaşlarımız hiçbir tereddüde kapılmasın. Suriye'deki Kürt kardeşlerimiz bizim akrabalarımızdır, soydaşlarımızdır. Onların hukukuna halel gelmesine asla izin vermeyiz. Ve Türkiye'deki geniş toplum kesimleri, İsrail bize sınır mı olacak diye kaygı duyanlar, İsrail'i değil Türkiye sınırına, Türkiye'nin havasının estiği hiçbir yere yaklaştırmayız, izin vermeyiz. Buna alet olan kim olursa onlarla da savaşırız. Kim alet olursa, ister YPG, ister başka bir güç... Ama bir taraftan da herkesle bir yeni süreç başlayacağız. Ne yapmamız lazım? Madde madde söyleyeceğim. Bir, 2013 yılında o zaman kamuya da açıkladığım, Milli Güvenlik Kurulu'nda yaptığım bir sunum vardı. Ve bu önümüzdeki 20 yıl, 30 yıl böyle olacak demiştim. İşte aynı şeyi söylüyorum. Bölge haritasını gözünüzün önüne getirin. Süleymaniye, İran sınırı, Irak, Kürdistan bölgesinin en güneyi. Süleymaniye'nin güneyinden, Kerkük'ün güneyinden, Musul'un güneyinden, Haseki’nin güneyinden, Rakka'nın güneyinden, Halep'in güneyinden, BayırBucak ve Lazkiye’nin güneyine Doğu Akdeniz'e kadar uzanan bir çizgi çekin. Arkadaşlar, burası Türkiye'nin doğal jeopolitik güvenlik hattıdır. Irak'ın toprak bütünlüğüne saygı duyarız. Suriye'nin toprak bütünlüğüne saygı duyarız, ama bu hat içinde herhangi bir yabancı gücün Türkiye'nin ve Türkiye'nin akrabası olan Türkmenlerin, Kürtlerin, Arapların geleceğiyle oynamasına asla izin vermememiz lazım, asla izin vermememiz lazım. Bu hattı zihnimizde yerleştireceğiz. Biz Başbakanlığım döneminde niye kurmuştuk Musul'la Erbil arasında? Tam da stratejik yer. Niye bu kadar çaba sarf ettik özgür Suriye ordusu için? Şimdi iktidar o dönemlerin emeğini, bütün saldırılara beni açık bıraktılar, ama şimdi onun emeğini kendileri yağını yemeye çalışıyorlar. Niye yaptık bunları? İşte bu gerekçeyle. Bu hat içinde yabancı hiçbir unsurun olmaması, iki. Bu konuda Amerika Birleşik Devletleri’ne net tavır sergilenmesi lazım. Burada şu anda IŞİD tehlikesi yok, pılınızı pırtınızı toplayın Suriye'den çekin gidin, çekin gidin demeniz lazım. Ne işiniz var kardeşim? Ne işiniz var benim burnumun ucunda? Yine Amerika üzerinden İsrail'e net bir uyarıda bulunmak lazım. Benim bu hat içinde tek bir İsrailli doğrudan-dolaylı istihbarat ve güvenlik unsuru görmek istemem, görürsem düşman olarak görürüm ve gereğini yaparım demek lazım. Sonra bu hat içindeki bütün kesimlerin, Kürtlerin de en başta olmak üzere çünkü şu anda meselemiz o, haklarının ve güvenliğinin Türkiye'nin teminatı altında olduğunun ilan edilmesi. Benim onuruma dokunur, gururuma dokunur. Hasekeli bir Kürt’ün, Kobanili bir Kürt’ün yolunu, derdinin, devasını, dermanını, geleceğini, saadetini Paris'te bulmasından, Washington'da bulmasından ben zül addederim. Onlar bizimle Yemen'de beraber savaştılar. Yemen şehitlerinin çoğu Suriye'nin, bugünkü Suriye topraklarından giden Osmanlı askerleridir.

Dördüncüsü, Kürtlerin bir tehdit unsuru olarak değil, doğal bir müttefik olarak görülmesi lazım. Beşincisi, 10 Mart Mutabakatının uygulanmasında yapıcı arabulucu rol almak lazım. 10 Mart Mutabakatı yeterli bir şey değil, biliyorum mutabakatı. Ama bunun uygulanmasında Türkiye bir taraf gibi değil, yardımcı, destekleyici bir unsur olarak rol alması lazım. Büyüklük yapması lazım, yön göstermesi lazım. Altı, Türkiye ile olan sınır kapılarının tümü merkeze otoriteye devredilmesi lazım. Ve bu kapıların hepsinin açılması lazım. Hepsinin açılması lazım. Nusaybin’de, Kamışlı'da... Nedir bu kapılar ya? Onlar bizim kardeşlerimiz, amca çocuklarımız, akrabalarımız. Ha nasıl olacak ama, YPG'nin PYD'nin elinde olarak olmaz. Merkezi yönetime bu kapıların devredilmesi ve kapıların gümrük ve sınır güvenliğinin merkezi yönetime derhal devredilmesi lazım ve Türkiye'nin de kapıları açması lazım. Yedi, Suriyeli olmayan silahlı unsurların tümünün Suriye'den çıkarılması lazım. Yani YPG'nin içinde bilmem Irak'tan, Türkiye'den, İran'dan falan kimse olmaz. Suriyeli ise Suriyeli arkadaş. Hepsi çıkacak. Bunların da SDG'nin de bunu yapması şart. Sekiz, Kürtlerin eşit vatandaşlık haklarının anayasal ve yasal teminat altına alınması Suriye'de Türkiye'nin öncelikli bir politikası olması lazım. Eğer sen burada ayrı bir şey kurmayacağım diyorsan, kurmayacaksın diyorsak, aynı zamanda da Şam yönetimine de şunu dememiz lazım: Onlar da bu devletin parçası, hak ettikleri rolü, hak ettikleri yeri vereceksin. Dokuz, Kürtlerin askeri ve sivil bürokrasiye tam anlamıyla entegrasyonu lazım. Ne kastediyorum? Şöyle bir entegrasyon, entegrasyon falan değildir. Benim orada ayrı ordum olsun, senin de ordun olsun, ikisi yan yana dursun. Yan yana duran iki ordudan daha tehlikeli bir şey olmaz. Mademki entegre edeceğiz, ama şu da değil: Kürtler genelkurmay başkanı olamaz. Kürtler efendim istihbaratta yer alamaz. Kürtler merkezi yönetimde kontrol... Hayır. Şimdi bizim İstihbarat Başkanımızın, Genelkurmay Başkanımızın şeyini soruyor muyuz, nereli olduğunu sormuyoruz. Suriye'de de hangi kesimden olursa olsun herkes merkezi yönetimde yer alabilmeli. On, ama tek ordu, tek komuta, tek hiyerarşi içinde davranması lazım. Ve nihayet enerji kaynaklarının ve refahın paylaşılması lazım. Bunlar yapılırsa ve Türkiye burada yapıcı rol oynarsa Suriye bizim en önemli güç kaynağımız olur. Ama bunları yapmaz da makul bir yolu göstermezsek, Suriye bizim yumuşak karnımız olur. Ha buradan çıkıp yine bana saldıracak olan o sözde Atatürkçü Kemalist geçinenlere de sesleniyorum, siz tarih falan bilmiyorsunuz. Siz Mustafa Kemal'i de tanımıyorsunuz. Açın, buradan okumayacağım, vaktim yok, celseyi söylüyorum. 24 Nisan 1920, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin gizli celsesi, artık yayınlandı. Açın okuyun, ne diyor Mustafa Kemal. Daha istiklal savaşını yapmamış bir ülkenin meclis başkanı olarak diyor ki, Suriyeli kardeşlerimiz Fransızlara karşı bizden destek istiyor. Hatalarını fark ettiklerini anlıyoruz, Arap isyanı dolayısıyla, biz de onlara başarı için dua ediyoruz. Biz burada kendi vatanımızda istiklal savaşımızı vereceğiz, onlar da kendi savaşlarını başarıyla versinler, desteğimiz onlarladır. Sonra Türkiye ve Suriye bir konfederasyonda bir devlet haline dönüşmelidir diyor ya bu Mustafa Kemal. Ya federasyon, ya konfederasyonda bir araya gelmeliyiz diyor. Birinci Dünya Savaşı şartlarında terk ettik diye o topraklar düşman toprağı mı, o insanlar düşman mı? Yeni bir paradigmaya ihtiyacımız var. Amerikan Başkanı Venezuela'yı, Grönland’ı kendi toprağı gibi görürken, ben daha dün Maraş'ın, Gaziantep'in parçası olduğu Halep vilayetimizi yabancı bir ülke gibi görmem, göstermem. Ha komşu bir ülke, sınırlarına saygı gösterirsin, ama orada senin tarihi görevlerin var, ihmal edemezsin.

Peki, bu şartlarda bir ülkenin yumuşak karınlı olmaması için ne yapacaksınız? Arkadaşlar silahınız olabilir, amenna. Savma sanayiniz olabilir, amenna. Hatta petrol kaynaklarınız olabilir, amenna. Ama bir ülkenin en büyük gücü ve tek gücü insan, insan, insandır. Bakın Sovyetler Birliği 1941’de Hitler'in orduları Moskova'da Stalingrad'daydı, 2 yıl sonra Berlin'e kadar sürdüler onları, Berlin'in kapısına dayandı. Ama üç yıldır Putin, Kiev'in kapısına dayanamadı. Sovyetler Birliği en güçlü vaktindeyken Afganistan'da o yiğit mücahitlerin karşısında direnemedi. İnsandır insan, beni ilgilendiren bu. Peki, insan durumumuz ne? Beni kaygılandıran da bu, fırtına yaklaşıyor, geminin kaptanı olmak düşüncesindeyiz, oluruz. Bugünkü kaptanları tayfa yapar yine kaptan oluruz, onu bilin ha. Bizim olduğumuz yerde bugün bu devleti yönettiğini iddia edenler ancak tayfa olurlar. Böyle yönetilmez bir ülke. Bakın söyleyeyim size, ürpertici veriler, TÜİK’in rakamları. Doğurganlık oranı 1960'ta 6.4'tü. İnsan diyorum ya. 2023'te 1.51, 2024'te 1.48. Evlenme yaşı her geçen gün yükseliyor, şu anda 31, evlenme yaşı 31. Vatandaşların yüzde 54’ü kendini yalnız hissediyor. Ve daha çarpıcı bir şey söyleyeyim 26 milyon 599 bin hanemiz var, size bir soru, ben şey yaptığımda hayretler içinde kaldım. Bunlardan kaç tanesi tek kişiden oluşuyor biliyor musunuz? Kaç tanesi? Tahmininiz nedir? 5 milyon 322 bin hane bir tek kişiden oluşuyor, yani eşi yok, çocuğu yok, belki tek başına bir evi ancak geçindirebiliyor. Bu ne demek ya? Ailenin bitmesi demek. Nerde aile yılınız sizin? Büyük ailenin bitmesi demek, küçük çekirdek ailenin de bitmesi demek. 5 milyon 322 bin tek kişilik hane. Tek başına yaşayanlar yüzde 77 artmış son 10 yılda. Yani biz ülkeyi bırakalı Başbakan olarak 10 yıl oldu. Tek başına yaşayanlar yüzde 77 artmış ve şu tabloya bakın. Nasıl peki bu gençler savaşacaklar? Allah muhafaza savaş olmasın da, çalışacaklar, üretecekler, savaşmak gerekirse savaşacaklar. Bu ülkede çocuk yetiştirilir mi diye sormuşlar. Bu ülkede çocuk yetiştirilmez diyen 18-24 yaş arası gençlerin oranı yüzde 47. Yüzde 47 diyor ki ben bu ülkede çocuk falan yetiştiremem. 25-29 yaş grubu arası yüzde 39. Ya diyor ki bu ülkeye çocuk yetiştirilmez, ümidim yok ya da yetiştirecek gücüm yok. Şimdi şey demek kolay, evlen. Artık rutine döndüğü için herkes biliyor, şahitlik çocuklara 3 çocuk yapın diye kampanya, 3 çocuk, 4 çocuk, 5 çocuk. Ya evlen demek kolay da evlenmek zor Sayın Cumhurbaşkanım. Şeye benziyor Maria Antonietta’a Fransız Devrimi esnasında hani meşhur sözdür “ekmek bulamıyorsa pasta yesinler.” Geçinemiyorsa evlensinler, bir de 3 çocuk yapsınlar demek aynı şey. Adam tek başına geçinemiyor, diyorsun ki evlen. Evlenmek de yetmiyor, 3 tane çocuğun olsun. Hani ben o tabiri, bekara hanım boşamak kolay derler ya, parası olanı da evlen demek kolay. Ya olmayan ne yapsın?

28 bin lira asgari ücret. Biraz önce üzerine durulduğu için çok şey yapmayacağım. Açlık sınırının altında artık. Açlık sınırı 30 bin, 29 bin 828 lira. Ve Türkiye’de asgari ücret 28 bin lira açıklandı. Çarpıcı bir şey söyleyeceğim. Tabii Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti de bizim vatanımızdır, onlar istedikleri kadar alsınlar. Gerektiğinde orayı savunmak için kendi ekmeğimizi keseriz ama Kıbrıs’taki asgari ücret arkadaşlar 52 bin 738 lira, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti. Yani ne diyorsunuz 83 milyon oraya mı gitsin? Nereye sığacak yahu? Sonra ne zaman asgari ücret açlık sınırının altında kalmış biliyor musunuz? 80 darbesinde, 1994’te 5 Nisan kararları, 2001’de borsa düşüp faizler yüzde 766’ya çıktığı zaman. Peki şimdi niye kalıyor? Hani Türkiye yüzyılındaydık? Bir çarpıcı rakam daha vereyim. Başbakanlık dönemimde 1 Ocak 2016. Asgari ücret zam yaptık 1200 liraya çıkardık. 1 gram altın 97 lira ve 13 gram, hatta biraz daha fazla altın alınabiliyor bir asgari ücretle. Şimdi 13 gram altın ne yapıyor biliyor musunuz? 79573 lira. İşte bizimle onlar arasında en temel fark bu arkadaşlar, en temel fark bu. Onların 28 bin lira verdiğine biz bugün yönetimde olsaydık asgari ücretlilere söylüyorum biz 79573 lirayı size verebilecek bir ekonomiyi sağlardık. Peki ne oldu? Şimdi evlen dediniz. Ben emekliliğe geleceğim ama hayatın şöyle bir geçelim üzerinden. Evlen dediniz. Önce genç diyecek ki, ben bir ev bulayım. Biraz önce sayın genel başkanlar şeyi verdi, ben bir başka endeksten söyleyeyim, kira artış endeksi 2025’te Japonya’da 100, Almanya’da 117, diğerleri 100-130 bandında hepsi, Türkiye’de 1558. Türkiye konut fiyatları diğerlerinden 7 kat, 10 kat artmış ve en basit 1 artı 1 ev tutsa 20 bin lira. Sonra hadi bir ev buldu, babası dedi ki hadi ben sana bir ev aldım, iş doğuma geldi. Doğumu iyi bilirim, epey de şeyini çektiğim için, ceremesini. Mübarek yeni gece yarıları doğum kapılarında sadece kendi çocuklarımı değil, Sahra Hanımı da çok beklediğim için bilirim doğumun nasıl ailelere yük olduğunu. Her gün de soruyorum nedir doğumda. Birçok aile doğum masrafını karşılayacak durumda değil. Hadi çocuk doğdu, maması, bezi aylık 2503 bin lira. Ama daha şeyini söyleyeyim, peki çocuk doğdu, lohusa annesi süt verebilmesi için iyi beslenmesi lazım değil mi? Eğer haftada 1 kilo kıyma yiyebilirse protein 750-900 lira 1 kilo kıyma, onu da sadece annesine verirsek, babası bir şey yemeyecek. Haftada bir tavuk yerse, balık da yiyim derse, yanına da bir şey koyarsa 1000 lira. Etti mi size bir aylık 5-6 bin lira.

BİR MİLETVEKİLİ- Bir de pişirmesi var Başkanım. GELECEK PARTİSİ GENEL BAŞKANI AHMET DAVUTOĞLU- Sen pişireceksin, hanıma bırakmayacaksın. BİR MİLLETVEKİLİ- Maliyeti var Başkanım. GELECEK PARTİSİ GENEL BAŞKANI AHMET DAVUTUOĞLUMaliyeti ayrı, o enerji maliyeti de. Hanım doğum yapmışsa erkeklerin görevidir yemek pişirmek değil mi arkadaşlar? Hanımlardan destek bekliyorum. Ha sen yapabiliyor musun diye sorarsanız, elimden yumurtalı peynirden başka bir şey gelmez ama hizmet ederim. Şimdi hadi bu proteini almak için biraz önce Değerli Genel Başkanımız … tavsiye edilen tüketim tarihi, öyle marketler açıldı, tüketim tarihi geçen şeyler. Dile getirildiği için bunların rakamlarını vermeyeceğim. Elektrik, su, hani yemek pişirmek için doğal gaz, cep telefonu, bir 3-4 bin lira da o. Dışarı çıkmayacaksın, arabaya binmeyeceksin. Sinema, tiyatro, unut bunları. Kitap almayacaksın. Bütün bu hayatta nasıl kuracaklar bir ev? Hadi sonra okul başladı, çocuk okula gidiyor büyüdü, 7-8 bin lira sadece ilk başlangıç masrafı kağıt, çanta, kitap vesaire. Sonra bir harçlık koymak gerekirse çocuğa hani 100 lira koysanız en basitinden bir şeyle alacak diye 3 bin lira yapar haftada. Bakın bu rakam beni çarptı, ekmek arası … desen ki çocuk başka bir şey yemeyecek bir poğaça 20 lira. 2 poğaça yese günde öğlen arasında 40 lira. 40 lira 30 günde, hadi, 20 gün diyelim 1000 lira poğaçaya gidecek çocuğun. Peki biz bunlara her toplantıda bütün genel başkanlar demiyor muyuz, bir öğün bedava yemek verin şu çocuklara ki insan unsuru güçlü yetişsin, protein alsın, zekası gelişsin, bedeni gelişsin. Ve bunlar bu fırtınalı dönemde savaş olsa Allah muhafaza bu gençler mi savaşacaklar? Protein almamış, kası gelişmemiş. Akşam sabah makarna yemek zorunda kaldığı için obezleşmiş ama hareket kabiliyetini yitirmiş bir gençlik mi ayağa kalkacak? Peki nerden bulacağız bu parayı? Bulacaksınız. Bu köylere ödediğiniz paralar, birilerinden verdiğiniz vergi muafiyetleri, bunların hepsini tasarruf edeceksiniz bu çocukları besleyeceksiniz. Devletin birinci ve asli görevi çocukları beslemek, emeklileri onurlu bir şekilde yaşatmaktır. Çocuk sonra büyüdü. Hadi bu arada dediniz ki, ya bizim çocuk staja üniversiteye gidecek. Yahu Allah aşkına soruyorum tekrar Numan Kurtulmuş’a, buraya gelen şu kapı, meclisin kapısından giren her genç kızın, her kadının namusu Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı’na emanettir. Neredesiniz? Ne oldu bu gencecik kızlarımız, stajyer kızlarımızın yapılan tacizler konusu? Ne yaptınız? Münferit bir olay gibi işte şu kadar bin kişi çalışıyor, 5 kişi. Hayır arkadaşlar şeyle söylüyorum, Kuran’ı Kerim’in hükmünce söylüyorum, bir insanı öldüren insanlığı öldürmüş gibidir. Bir kızımızın namusuna tasallut eden bütün kadınların namusuna tasallut etmiş demektir diyeceksiniz ve izin vermeyeceksiniz, hesap soracaksınız. Diplomasını aldı liseden, üniversiteye gitti. Barınacak, para vesaire. Sonra oradan diploma aldı KPSS’ye girdi kazandı ama mülakatta geçemedi. Bu arada bekleyecek ve ev genci oldu, şu anda 5 milyon ev genci var 5 milyon. Hadi bu arada dediniz ki bu gitsin bir yerde esnaflık bari yapsın. Geçen 10 ay içinde kapanan esnaf sayısı ne kadar biliyor musunuz? 83 bin esnaf dükkan kapattı. Çiftçiyi zaten unuttuk, çiftçi yaşı 60’ı buldu. Ama çiftçilerin kredi borçları 1 Trilyon 185 milyar kredi borcu var çiftçilerin. Siliversinler. Ya bu şey mi, ya bu rantiye mi? Bunlar…

BİR MİLLETVİKİLİ- … GELECEK PARTİSİ GENEL BAŞKANI AHMET DAVUTOĞLUTabii, işte 5’li çete mi bunlar? Değil. Onların borçları silinir çünkü onlar paylaşılıyor, oradan birilerine pay düşüyor. Ne yapsın çiftçi? Emeklilere geliyorum konuşmamın sonunda. Şimdi emekliler, yine bir geçmişten örnek vereceğim, 2026’da yani görevimin son aylarında net asgari ücret 1300 liraydı. En düşük emekli maaşı 1265 liraydı. Yani hemen hemen asgari ücret, emekli maaşına denkti, yüzde 97’si falandı. Şimdi Selçuk Bey dün bir önerge verdi emekli maaşı asgari ücrete endekslen diye, ret ettiler ya. Şimdiki oran ne? Şimdiki oran 28 bin lira asgari ücret, en düşük emekli maaşı 18 bin 938, karşılama oranı yüzde 67, 2 bin de koysa yüzde 70-72 falan olacak. Peki, bir emekliye verilen bu para, el insaf… Sayın Cumhurbaşkanı bizim de kendisini çok alkışladığımız, taktir ettiğimiz ve başarılı olması için her türlü çabayı gösterdiğimiz yıllarda çay-simit hesabı yapardı. Şimdi çay-simit hesabı söyleyelim. Bir simit 20 lira, bir çay 30 lira, yapıyor mu 50 lira. 4 kişi, emekli ya, 4 kişi bu 200 lira yapar bir öğünde. Can Beyin hesabı bu, yanlış çıkarsa senden hesap sorarım. 200 lira, 3 öğün yedi 600 lira, 30 gün 18 bin lira. Yani bir çay, bir simitle 4 kişilik aile sadece birer öğün bunu yese 18 bin lira, el insaf ya. Siz de şimdi diyorsunuz ki, 20 bin lira verdik, bayram etsinler. Şimdi en düşük emekli aylığı alanların sayıları, 2019’da 1 milyon kişiymiş, 2016’yı söylemiyorum, 300-400 bindir belki, 2022’de 1.2 milyon, 2023’te 2 milyon, 2024 Temmuz’unda 3,7 milyon, 2025 Temmuz’unda 4 milyon, 2026 Ocak’ında 4,9 milyon, 5 milyon kişi en düşük emekli maaşı alıyor. Bu 2019’da 1 milyon kişiydi, yani 7 senede 5 misli artmış. Şimdi emeklilerimize de bir şey söyleyeceğim, ya Allah aşkına, bakın kendileri ifade ediyorlar, çok güzel söyledi Sayın Genel Başkan, dindar nesil, her gelen ayet okudu, hadis okudu diye sizi bu duruma getirenlere oy vermeyecektiniz, vermeyeceksiniz vermeyeceksiniz. Ha kimlere vereceksiniz? Yine Kur’an hükmünce söyleyeyim, Müminun Suresi ayeti açıktır, “…” yani ahdine ve emanetine sadık olanlara oy verirseniz inşallah bu tabloyu onlar düzeltecekler. Konuşmamın sonunda şunu tekrar vurgulamak istiyorum, yalnız bir kesim daha burada hiç zikredilmiyor genelde, dul ve yetimler, dul ve yetimler emeklilerden daha vahim tablo içindeler, ki bizim mübarek kitabımız ve inancımız yetimlere sahip çıkın diyor. Yetimlerin aylığı ne? Tam rakamı vereyim, ortalama dul aylığı 15 bin, yetim aylığı sadece 8 bin lira, çaysız simit yiyebilirler ya da simitsiz çay içebilirler, o kadar. Yetimlere sahip çıkmayacaksınız, emekliye sahip çıkmayacaksınız, gençlere sahip çıkmayacaksınız, gençlere sahip çıkmayacaksınız, genç kızların namusuna sahip çıkmayacaksınız, kadınları şiddete karşı korumayacaksınız, siz Allah aşkına niçin bu koltuklarda oturuyorsunuz?

BİR MİLLETVEKİLİ- Hayvanları da korumuyorlar. GELECEK PARTİSİ GENEL BAŞKANI AHMET DAVUTOĞLUOnları da korumuyorlar, canlıya şefkati yok. Şimdi bizim sözümüz ne? Bizim sözümüz şudur: Öyle bir yönetim kuracağız ki, hem emanete, hem ahdine sadık olacak. Öyle bir yönetim kuracağız ki, olduğu gibi görünecek, göründüğü gibi olacak. Öyle bir yönetim kadrosu çıkaracağız ki, bunlar idam sehpasına giderken dahi sadece hakkı söylerler, başka da hiçbir şey söylemezler dedirteceğiz. Öyle bir yönetim kuracağız ki, yolsuzların canına ot tıkayacağız, yoksulları baş tacı edeceğiz. Öyle bir yönetim kuracağız ki, bir tek uyuşturucu, kumar, bahis baronu bırakın nefes almayı, bu vatan toprakları üzerinde adım bile atamayacak. Barona, uyuşturucu, kumar, bahis odaklarına karşı olabildiğince sert, emeklimize, dulumuza, yetimimize karşı olabildiğince merhametli olacağız. Ve inşallah böyle bir ülke inşa ettiğimizde değil Trump, değil yedi düvel, bütün bir şer odakları üzerimize gelse kimse bizi yıkamaz. Ama bunu yapamaz da kendi halkımızı besleyemez duruma düşürürsek, herkes bizimle oynamaya kalkar. Çözüm basit, insanı yaşat ki devlet yaşasın, biz insanı yaşatmaya geliyoruz. Allah’a emanet olun.

YORUMLAR

Maksimum karakter sayısına ulaştınız.

Kalan karakter:

ÇOK OKUNANLAR