GELECEK PARTİSİ GENEL BAŞKANI AHMET DAVUTOĞLU- Çok değerli genel başkanlarımız,

değerli milletvekillerimiz, Anadolu’muzun farklı köşelerinden gazi Meclisimizi teşrif eden değerli misafirlerimiz, bizleri ekranları başında izleyen çok değerli vatandaşlarımız; hepinizi saygıyla, muhabbetle selamlıyorum. Her şeyden önce ben de 2026 yılının ülkemiz için, partilerimiz için, gönül coğrafyamız için ve insanlık için hayırlı olmasını diliyorum.

07 Oca 2026 - 13:13 YAYINLANMA
12 Mar 2026 - 12:44 GÜNCELLEME
GELECEK PARTİSİ GENEL BAŞKANI AHMET DAVUTOĞLU- Çok değerli genel başkanlarımız,

Önce bir kısa muhasebe, sonra 2026 ne ifade ediyor, onun üzerinde durmak istiyorum. 2025 yılı çok zor bir yıl oldu, dünya için zor, bölgemiz için zor ve ülkemiz için zor. Dünya için zordu, çünkü insanlığın ürettiği bütün değerler, bütün ahlaki ilkeler, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’yle uluslararası evrensel hukukun temelini teşkil etmiş olan bütün uluslararası hukuk umdeleri yerle bir edildi. Gazze soykırımı herhangi bir siyasi çatışma alanı değildir, bir savaş dahi değildir, Gazze soykırımı tarihin yazdığı ne büyük insanlık suçlarından biridir. Şimdi bu Gazze soykırımının bittiğini iddia edenler veya durduğunu iddia edenler, ateşkesten bu yana 500’e yakın kardeşimizin şehit edildiğini, çocukların donarak öldüğünü, açlık sıkıntıları yaşandığını unutmamalılar. Sadece Gazze mi? Amerika destekli İsrail saldırganlığı 2025’te İran’da, Yemen’de, Lübnan’da, Suriye’de aldı başını gitti, dur diyen olamadı. 2025 yılında bölgede bir İsrail hegemonyası kurmak için her türlü çaba gösterildi. Kuzeyimizde Rusya-Ukrayna savaşı bitti bitecek denirken her an Karadeniz'i bir gerilim denizi haline dönüştürecek potansiyeli taşımaya devam etti. Açık bir surette artık Venezuela ile birlikte -geleceğim ona- gündeme girmiş olan ve hiç çekinmeden, utanmadan insanlığın yüzüne baka baka Trump'ın ilan ettiği petrol ve mineral savaşları, ticaret savaşları, insanlığın içindeki ekonomik adaletsizliği had noktaya getirdi. Yeni sömürgeci bir dönem başladı ve devam ediyor. Peki, ülkemizde 2025 nasıl geçti? Bakmayın yaldızlı laflara, bakmayın Türkiye yüzyılı iddialarına, halkımız tam bir sefalet yaşıyor. Enflasyon tarihin gördüğü en büyük hırsızlıktır. Enflasyonu yüksek tutan yönetimler halkın cebinden çalıp küçük bir azınlığın cebine aktaran yönetimlerdir. Bakın Maliye Bakanı da, matematik bilen herkes de elini vicdanına, aklını da herhangi bir yere saklamak için beyninde tutarak hesap versinler. Geçen sene Orta Vadeli Program ilan edildi, enflasyon beklentisi yüzde 17,5’tu, yani 2024’ün Eylül ayında Orta Vadeli Program’da 2025 için yüzde 17,5 dendi. Bu sene Eylül ayında, yani bundan sadece üç ay önce enflasyon beklentisi yüzde 28,5’a çıkarıldı, gerçekleşen enflasyon yüzde 30,89. Yani bir yıl içinde, ya nasıl bir matematik bu, yüzde 15'e yakın sapma var bir yılda, bu dünyadaki şu andaki ortalama enflasyonun 3-4 misli, 3 aydaki sapma da yüzde 2 civarında, yüzde 2,5 civarında. Siz ya matematik bilmiyorsunuz, ya ekonomi bilmiyorsunuz ya da bu milletin enflasyondan neler çektiğini anlamayacak kadar vicdansızsınız. 2025 bu, işte Türkiye yüzyılı tablosu bu. Bre vicdansızlar, sizin önünüze hazır geliyor diye gıdalar sanıyor musunuz ki vatandaş da gidip alabiliyor? Bre vicdansızlar, sizler matematik bilmiyorsunuz diye sanır mısınız ki markette artan fiyatlar, pazarda yükseltilen fiyatlar matematik bilmeyen birtakım cahillerin hesabıyla yürüyor? Felaket. Hadi ekonomiyi şey yapabilirsiniz, 2005 yılı tarihe ahlaki çöküş yılı olarak geçecek, ahlaki çöküş yılı. Her gün ayet, hadis okuyanların yönetiminde Türkiye 2025'te ahlaki çöküşün zirvesini yaşadı, ne ararsanız ortaya döküldü. Efendim uyuşturucu mu, kokain mi, cinsel taciz mi? Ya bu mübarek gazi Meclisin çatısı altında genç kızlarımızın pazarlandığı iddiaları ortaya çıktı. Hiç utanma yok mu sizde ya? Ne yapıldı? Cinsel taciz bu gazi Meclisin çatısı altında yapılıyorsa hangi genç kızımız sokakta emniyet içinde yürüyebilir Allah aşkına? Yine 2005 yılında yolsuzluklar semaya çıktı. 19 Mart operasyonuyla belediyelerde bir yolsuzluk operasyonu başladı. Tamam, yapılsın sonuna kadar. Ama ana muhalefet partisi ne kendine neşter attı, ne de gerçek bir muhalefeti ortaya koydu. İktidar ise sadece siyasi operasyon için yolsuzluk operasyonları yaptı. Tencere dibin kara, seninki benden kara hikayesi, alın birini vurun diğerine. Nice belediye başkanları iki taraf da neler yaşattılar. Bunları gören halk bir daha bu yönetime ve o yönetimin alternatifi olduğunu iddia eden ana muhalefete nasıl güvenir Allah aşkına, nasıl güvenir? Çeteleşme aldı başını gitti sokaklarda. Eskiden bekçilerimiz olurdu, şimdi de bekçiler var ama, bekçiden çok çeteler dolaşıyor. Kuyumcular çetelerle pazarlık yapmak zorunda kaldı 2025 yılında, bana dokunmazsan şu kadar öderim diye. Hani eskiden terör örgütü dağlarda haraç topluyordu da hep mücadele ediyorduk ya, şimdi eşkıya şehre indi. Hukuksuzluk aldı başını gitti. Hapishaneler doldur-boşalt sistemiyle çalışıyor. Önce dolduruyorlar, bakıyorlar ki istiap haddini açtı, bir infaz yasası, boşaltıyorlar. Boşalttıkları da çıktığında eski eşini öldürüyor. Ya bu nasıl bir adalet? Ya Allah aşkına devletin dini adalettir diyen Hazreti Ömer'in yolunda mı gidiyorsunuz siz, yoksa hapishaneleri bir istasyon haline getiren bir kriminal yapının yolunda mı gidiyorsunuz? Düşünce suçluları içeride, KHK mağdurları içeride, gazeteciler içeride, siyasiler içeride, infaz yasasıyla 50 bin kişi çıkardık diye övünüyorlar. Saldıkları da gidip kendi eski eşlerini öldüren caniler.

Üretim felaket, tarım üretimi yüzde 12,5 düştü, eksi 12,5 büyüdü diye söyledi bizim Cevdet Yılmaz. Hay Allah, Rabbi… Cevdet Bey, Allah aşkına yapmayın ya. Biz sizi tanırız, matematik bilirsiniz, Devlet Planlama tezgahından yetiştiniz ya, hangi akıl size eksi 12,5 büyüme diye bir söz söyletti? Şimdi tablo bu, belirsizlik, ümitsizlik almış başını gidiyor. Bakın KYK bursundan bahsetti Sayın Genel Başkan, çok güzel bir örnek verdi, ama adını da söyleyelim Sayın Arıkan. Evet, benim Başbakanlığım döneminde 2016'da KYK 400 lira burs, 1300 lira asgari ücretli, yani yaklaşık asgari ücretin üçte biriydi KYK bursu. Adını koyalım o dönemin de, koyalım ki bizimle onların arasındaki fark ortaya çıksın, Yeni Yol’la onların arasındaki fark. Evet, o zaman asgari ücrete de yüzde 30 zam yapmıştık. Şimdi üç binden dört bin liraya çıkardık diye övünüyorlar, asgari ücretin 7’de biri. Nereye gidiyorsunuz, gençlere nasıl ümit vereceksiniz? Bir kahve bile içemezler. Peki, şimdi 2025 böyle geçti dünyada, 2026’da ne bekliyor bizi? Bakın arkadaşlar, ben idare maslahatçılığı hiç sevmedim hayatımda, gerçekle yüzleşmekten de hiç kaçmadım. Gerçekle yüzleşmeyenlerden siyasetçi, devlet adamı olmaz. 2026'nın fragmanını gördük bir hafta içinde. Ne oldu bu fragmanda? Venezuela operasyonu. Bu, herhangi bir operasyon değil. Video yayınladım, açıklamalar yaptım, detayı var, ama birkaç hususu vurgulayacağım. Artık Birleşmiş Milletler dediğimiz düzenin sonu geldi. Evvelsi gün Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'ni baştan sona canlı izledim, hangi ülke ne diyor, bunları takip etmek zorundayız. Bizim kaderimiz oralarda çiziliyorsa takip edeceğiz. Birleşmiş Milletler düzenin öngördüğü bütün ahlaki ilkeler, ulusal egemenlik anlayışı, sınır bütünlüğüne saygı, devlet başkanlarının immunitesi, yani dokunulmazlığı, hangi ilkeyi alırsanız alın, Trump dedi ki, ben bunları aldım şuraya koyuyorum, bundan sonra benim ilkelerim geçerli. Onun ilkesi ne? Bir ülkede eğer petrol varsa benim hakkımdır diyor oraya müdahale etmek. Onun ilkesi ne? Ben kural tanımam diyor, giderim bir başka ülkenin devlet başkanını alır götürürüm diyor. Şimdi bu Trump düzeniyle hesaplaşmadan kimse devlet adamlığı taslayamaz, kimse insanlık iddiasında bulunamaz. Bakın, çok kısa bir şey vereceğim, İkinci Dünya Savaşı öncesinde Hitler'in kullandığı dil neyse Trump aynı dili kullanıyor. Hitler, Avusturya’ya, Çekoslovakya’ya, Polonya'ya, Norveç'e, Fransa'ya, hatta Sovyetler Birliği'ne girerken kullandığı iki kavram vardı. Müsaade ederseniz Almancasını söyleyeceğim, İngilizcesi de bugün Trump tarafından kullanılıyor, … Yani dediği şuydu Hitler'in: Sen kendi ülkeni yönetecek kapasitede değilsin diyordu. … yetkin olmak demek. Çekoslovakya devleti Çekoslovakya’nın kaynaklarını kullanacak yetkinlikte değil, Polonya kendi ülkesini yönetecek yetkinlikte değil diyerek müdahale etti.

İkincisi de … Yani dedi ki, benim sınırım Almanya olabilir, ama benim hayat alanım Almanya'nın ötesidir. Ve Almanya için seçkin bir ırk olarak kendi ötesindeki hayat alanını ele geçirmek durumundadır. Şunu söyledi kitabında Mein Kampf’ta, yani Kavgam’da: Devletler hayat alanı kurmaz, hayat alanları devlet kurar. Şimdi Trump da aynısını söylüyor, bu adam diyor, bu Maduro dönülen eski minibüs şoförü, kendi ülkesindeki şeyi yönetemeyecek, petrolü üretemeyecek kapasitede bir adam, ben gidip ben yapacağım diyor. Bu, beyaz sömürgeciliğinin dilidir. Beyaz adamın sorumluluğu diyen Rudyard Kipling denilen sömürgeci şairin dilidir bu. O siyahlar, o Müslümanlar, o Latinler kendi ülkelerinden yönetemez, bizim yönetmemiz lazım. Ve sonra diyor ki, bütün bu… Hatırlayacaksınız, son grup toplantımızda geçen sefer Amerikan ulusal strateji kağıdından bahsetmiştim, aynen şunu diyordu: Batı … Batı yarı küreyi ben yöneteceğim diyor. Şimdi böyle bir tablo karşısında bir üçüncü dünya savaşı çıkarmaya hazır bir zihniyetle karşı karşıya olduğumuzu bilmek zorundayız. Şimdi Amerika bunu deyince, şöyle dünya haritasını gözünüzün önüne getirin, argüman bu olunca, herkes kendi … yani kendi hayat alanını, yani kendi arka bahçesini, hinterlandını kontrol etme hakkına sahip denirse, Rusya ne diyecek? Balkanlar, Kafkaslar, Orta Asya benim hayat alanım. Çin ne diyecek? Güneydoğu Asya, Çin Denizi, Orta Asya benim hayat alanım. Hindistan ne diyecek? Bangladeş, Nepal, Sri Lanka benim hayat alanım, hatta Afganistan benim hayat alanım. İngiltere ne diyecek? … alanı benim. Onun için Somaliland’i tanıdı, çünkü Somaliland’i tanımaya önünü açan İngiltere'dir. 2013'te biz İngiltere'nin bu oyununu engelledik, değerli Büyükelçimiz Kani Bey'di o zaman, engelledik bu oyunu. Ama şimdi engellenemedi, işbirlikçileri var İngiltere'nin çünkü. Fransa diyor ki, Frankafonlar benim hayat alanım. Onun için hiç fark etmediniz, geçen hafta Burkina Faso'da darbe teşebbüsü oldu, Fransa'nın desteklediği darbe teşebbüsü oldu. Peki, onların bu hayat alanı dediği yer neresi arkadaşlar? Bizim gönül coğrafyamız. Bizim hayat alanımız. Bizim evlat, ecdat yadigarı Evlad-ı Fatihan’ın olduğu yerler bu hayat alanları. Bizim Kudüs’ümüzün, bizim Bağdat’ımızın, bizim Medine’mizin olduğu yerler bizim hayat alanımız. Bizim Kafkasya’mız, Çerkezlerimiz, Gürcülerimiz, Tatarlarımız, Uygurlarımız, Kırgızlarımız, Özbeklerimizin olduğu yer bizim hayat alanımız. Diyebiliyor musunuz bunu? Yok. Biz bunu deyince Enver Paşa hayalcisi veya hayalperest oluyoruz. Ya dünya böyle düşünüyor artık; uyanın uyanın. Türkiye Cumhuriyeti’ni sınırları içine hapsetmeye çalışan o geri zekâlılara söylüyorum, dünya kendi sınırlarına sığmazken, Türkiye Cumhuriyeti’ni bu sınırların içine hapsederek dünyadan koparmaya çalışanlara vatan hainleridir. Biz stratejik derinlik derken tam da bunu kastediyorduk işte. Anlamadınız, anlamayacaksınız. 20 sene önce o kitabı yazarken ben Türkiye’nin doğal alanını söylüyordum stratejik derinlik diye.

Şimdi iktidara sesleniyorum, bütün bunlar karşılığında siz ne yapacaksınız? Bakın ne yapacağınızın reçetesini bir tweet ile verdim, ama bir daha söyleyeyim. Genel Başkanımız da söyledi Mahmut Bey. Bir, iç tahkimat yapacaksınız. Kendi arasında bölünmüş bir toplumun, bir milletin, bir ülkenin böyle bir gerilim alanında 3. Dünya Savaşının sesleri, tamtamları duyulurken içeride bölünme yaşama hakkı yoktur. Kutuplaştırmayacaksınız. Şeytanlaştırmayacaksınız. Düşmanlaştırmayacaksınız. Geçen sene terörsüz Türkiye hedefine onun için arkasına kadar duracağımı söyledim. Çünkü yaklaşan fırtınayı görüyorum. Türk’üyle, Kürt’üyle, Sünni’siyle, Alevi’siyle 85 milyonu bir kılmadan bu şeyin içinden çıkamayız. İttihat Terakki, son dönem Osmanlı'da yaşadıklarımızı unutmayın. Arnavut Arnavutluk’un, Araplar Araplık’ın ve herkes kendi şeyinin peşine düştüğünde bir devleti kaybettik biz. Aklınızı başınıza alın, iç tahkimatı güçlendirin. İki, acil olarak söylüyorum. Ha bu iç tahkimatla ilgili şunu da söyleyeyim: Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı meşru seçimle gelmiştir. Dün bir videoda bir şeyde bunu bir tweet’te söyledim. Michael Rubin diye 28 Şubat'ın Amerika'daki teorisyenlerinden bir alçak. Bakın altını çiziyorum, bir alçak. Maduro'nun geçmişi, Erdoğan'ın geleceği diye bir şey yazdı, bir makale. Okuyunca öfkeye bindim. Bunların kafasında bu var hala. Türkiye'ye bir 28 Şubat gömleği giydirmek var. Biz içeride Sayın Cumhurbaşkanı ihtilaf ederiz. En sert sözleri söyleriz. Yanlışa yanlış deriz. Yolsuzluk yapmayın, yoksulluğa boğmayın milleti deriz, ama birisi Türkiye Cumhuriyeti'nin Cumhurbaşkanına parmak sallarsa o parmağı kırarız, kırarız. Türkiye Venezuela değil, Türkiye'nin Cumhurbaşkanı da Maduro değil, onun muhterem eşi de onun eşi değil. Hiçbir Türk hava sahasına yabancı güç girmesin diye verdiğim mücadeleyi herkes bilir. Türk hava sahasına izinsiz kuş bile girmemeli. Kuş bile girmemeli. Şimdi acil alacağınız tedbiri söylüyorum Ankara'da başta Cumhurbaşkanı olmak üzere. Derhal uyuşturucularla mücadeleyi baronlara kadar gidecek ve irtibatı olan bütün siyasileri kapsayacak şekilde genişletin. Kimin geçmişte Venezuela ile ilişkisi olmuşsa, kimin, hangi siyasilerin bu yönetimlerle ilişkisi olmuşsa hiç gözünün yaşına bakmayın. Hiç kimsenin şahsi ikbali Türkiye Cumhuriyeti'nin onurundan ve ikbalinden daha büyük değildir. Çünkü bunu ben Rıza Zarrab’da Sayın Cumhurbaşkanına söyledim. Ne olur dedim, biz yargılayalım bu alçağı. Yapmayın. Dışarı giderse Türkiye'yi mahkemeye verir bu dedim. Bir hayırsever diye cevap aldım. Ve hala New York mahkemelerinde Rıza Zarrab'ın Cumhuriyetimizi, devletimizi, devletimizi yönetenleri ... altında bırakan açıklamaları var. Şimdi Maduro için de daha onlar harekete geçmeden, Maduro'nun ifadesi alınmadan Türkiye'de köküne kadar gidecek ve herhangi bir uyuşturucuyla zerre miskal ilişkisi olmuş bütün siyasileri kapsayacak bir operasyonu başlatın. Hiçbir kimsenin şahsi ikbali ve itibarı Türkiye Cumhuriyeti'nden daha büyük değildir. Üçüncüsü, ekonomik tahkimat. Sayın Genel Başkan girdiği için ona çok fazla girmeyeceğim. Tarım ve biraz önce söylediğim enflasyon dahil bütün ekonomik dengeleri yeniden kurun. Yoksulluk içindeki bir halkın savaşa girmesi mümkün değildir. Dört, savunma sanayi. Takdir ediyoruz, daha da güçlendirin, tahkim edin. Beş, jeopolitik güvenlik havzalarını yeniden gözden geçirin. Jeopolitik ittifaklar kurun. Ortadoğu, Kafkaslar, Orta Asya'da bu ittifakları artırın. Bakın son dönemde Somaliland üzerinden giderek dedim ki, daha olay olduğu gün, Netanyahu denilen alçak Somaliland’i tanıdığı gün, bakın tweetime, Türkiye-Mısır-Suudi Arabistan üçlü blok oluştursun dedim. Evet, doğru olan budur bugün. Türkiye-Mısır-Suudi Arabistan-Pakistan. Bu kuşağı tutun. Burada Türkiye'nin sakın ola ki efendim sınır ötesi, hiç çekinmeyin. Atacağınız her adımın arkasında duracağım. Dünyanın her yerine gidip Türkiye'yi savunacağım. Ama tereddüt etmeyin, kararlı olun. Somali'deki üssümüzü sonuna kadar koruyun. Bugün o üsle ilgili yapılan açıklamalar var. Evet orada üssü açmamızın temel sebeplerinden biri Somali halkına yardım etmek dışında savunma sanayimiz için bir üs kurmaktı. Şu anda o çalışmayı yürütenlere teşekkür ediyorum. Geçmişte bunun içinde olan Kani Beye hassaten teşekkür ediyorum. İnsanlarımızı değerlendirin. Kani Beyi eski Somali Büyükelçisi olarak özel temsilci yapın, gönderin oraya dedim. Hayır efendim, onlar için insanların değeri kendilerine itaat ettiği ölçüde vardır. Kafkaslar’da, Balkanlar’da, Orta Asya'da her şeyi masaya yatırın. Kim ne yapar, hangi satranç hamlesi yapar, bugünden hazırlanın. Konuşmamın sonunda şunu söylemek istiyorum: Arkadaşlar ekonomi düzelir, düzeltilebilir. Düzelteceğimizden eminim ben. Yolsuzlukları kapatırsınız, bütçe açığını kapatırsınız vesaire vesaire. Siyaset ve hukuk da düzeltilebilir. Düzeltilemeyecek olan şey nedir biliyor musun? İnsanın çözülüşü. İnsan, insan. Dünyada da öyle. Beni derin hüsrana yönelten şey insanın yıkılması. Dünyada bugün insan yıkılışını gösteren iki şey var. Dünyada robotlaşan liderler, Türkiye'de parmaklaşan siyasetçiler, parmaklaşan. Ne kastettiğimi söyleyeceğim. Robotlaşan siyasetçi şudur: Trump oturur, sen gel der, İngiliz Başbakanı gelir, öğrenci gibi verir ifade. Tamam git der. Bilmem kim gelsin der. Şu anda dünyada lider yok. Hiç kimse liderlik taslamasın. Trump'ın bu pozisyonu karşısında net ve gür sesle dünya beşten büyüktür denilmesi kolaydır, çünkü beşin içinde kim olduğunu kimse bilmez. Dünya birden büyüktür demeyen dünya lideri olamaz. Dünya, birden büyüktür. İnsanlık Trump'tan büyüktür demedikçe biz dünya lideri olamayız. Beş deyince tabii içinde hangi ülkeler olduğu kolay, kalabalığa karışıyorlar. Bir diyeceksin bir.

Şimdi böyle bir tabloda bakın Mandela’lar yok dünyada. Gandi’ler yok. Aliya İzzetbegoviç’ler yok. Marcos’lar var artık, Pinoşe’ler var, Şah Pehlevi’ler var. Emir dinleyen, robotlaşan, ama kendilerini lider zanneden lider taslaklarının olduğu bir dünya huzur bulamaz. Türkiye ise açık söyleyeyim daha vahim. Parmaklaşan siyasetçiler dedim. Arkadaşlar bunu bir siyasetçi olarak değil, bir ilim adamı olarak söylüyorum. İnsanı canlı kılan, canlı türü kılan şey bedenidir. Bedenimiz olduğu için biz bir canlı türüyüz. İnsanı diğer canlılardan ayıran Rabbimizin lütfettiği akıldır, beynimiz. İnsanı diğer insanlardan ayıran ise yüreğimizdir, vicdanımızdır, adaletimizdir. Erdemli insan, yürekli insandır. Vicdanının sesini dinleyen insandır. Ama öyle bir döneme geldik ki, istenen şey, diyor ki siyasetçiye, bunu sadece iktidara söylemiyorum, ana muhalefet de aynı durumda. Aynı durumdalar. Çünkü ikisi de her konuda ihtilaf ediyorlar, bir konuda ihtilaf etmiyorlar, anlaşıyorlar. O da şu: Parmaklaşan siyasetçi arıyorlar. Satın alınabilecek siyasetçi arıyorlar. Devşirilecek siyasetçi arıyorlar. Yüreğini, aklını kaybetmiş siyasetçi arıyorlar. Aklını kaybeden beden olarak vardır, ama bir yürüyen robottur. Yüreğini kaybeden ise cesettir arkadaşlar, cesettir. Yüreğimiz ahlaktır, yüreğimiz vicdandır, yüreğimiz bizi erdemli kılan her şeydir. Biz bu partileri kurarken, biz Yeni Yol’u kurarken yüreğimizin sesiyle kurduk, cebimizin sesiyle kurmadık. Makam koltuklarının hevesiyle kurmadık. O koltukların sıcaklığıyla kurmadık. Çileli bir yola çıkmak için kurduk. Varsa yiğit çıksın meydana dedik. Yiğidim diyenler çıktı, ama yiğitlik yiğidim demekle olmuyor. Yüreğini ve aklını satmamakla oluyor. Şimdi tuzak şu: Takdir edilen iyiyi seçmek değil, nefret edilen kötünün daha az kötüsünü seçmek. İktidarın hesabı şu: Karşımda sadece CHP olsun, 40'lı yılları anlatayım, onu anlatayım, bugünkü yolsuzlukları anlatayım ve ne yapalım mahkumuz bize dedirteyim. Ya da ana muhalefetin şeyi şu: Bırakalım dini değerleri, milli değerleri, onu bunu vesaire. Bir Erdoğan nefreti üzerinden biz geri kalanı toplayalım. Ben bunu ahlaksız bir bakış açısı olarak görüyorum her iki taraf açısından, ama siyasette artık ahlak aramıyoruz, ... vari siyaset, tamam. Peki arkadaşlar şimdi neşteri kendimize vuruyorum. Biz ne yapacağız peki? Bu makamlarda olanların şikâyet etmeye, bu makamda olanların sadece başkalarının yaptığı yanlışları söylemeye hakları yoktur. Bu makamda olanlar çözüm üretmekle mesuldür. Hepimiz vebal altındayız. Hepimiz başımızı iki elimizin arasına alıp düşünmek zorundayız. Depremlerle dünya sarsılırken siyasi, jeopolitik, ekonomik depremlerle, ülkemiz bir ateş çemberi içindeyken beni üzen siyasetimizin çölleşmesi, fikir üretilmemesi, yüreğin ortaya konamaması, çile çekilmemesi, sadece bir sonraki seçimde kimin ne olacağı sorusuna takılıp kalıp, dünyamızın, zihnimizin, yüreğimizin çölleşmesi. Ben bundan Allah'a sığınırım. Ben bundan Allah'a sığınırım. Her zaman söyledim, yine söylüyorum. Sadece size değil, milletimizin huzurunda bir söz vererek söylüyorum. Allah şahittir, hiçbir makamın peşinde koşmadım, hiçbir servetin bir kuruş hesabını yapmadım, yapmıyorum, yapmayacağım. Hiçbir yere aday değilim. Hiçbir makamın peşinde değilim. Ne arıyorum biliyor musunuz? Sadece şunu ve hepinize de bunu tavsiye ederim: Gün gelip bu fırtınalar bu dünyayı sarstığında, bu ülkemizi doğudan batıya, kuzeyden güneye bir ateş çemberi sardığında, dönüp Rabbime, Ya Rab şahit ol, Ya Rab şahit ol, Ya Rab şahit ol, ben bunların olmaması için elimden gelen ne varsa yaptım demekten başka hiçbir hesap gütmüyorum. Ve bunun hesabını vereceğiz. Allah bizi hesap verenlerden eylesin. Allah bizi makam ve servet peşinde koşanlardan değil, kendi rızası ve hakkın yolunda koşanlardan eylesin. Allah 2026 yılımızı 2025'ten daha iyi, 2025'ten daha erdemli, 2025'ten daha huzurlu, 2025'ten daha çok kendi rızasına yakın bir yıl eylesin. Allah'a emanet olun.

YORUMLAR

Maksimum karakter sayısına ulaştınız.

Kalan karakter:

ÇOK OKUNANLAR