DİYARBAKIR’DAN TÜRKİYE’YE BARIŞ, DEMOKRASİ VE KARDEŞLİK KAPISINI AÇACAĞIZ

Değerli basın emekçileri, Değerli yol arkadaşlarım, Değerli Diyarbakırlılar, Cumhuriyet Halk Partisi Parti Okulu olarak sürdürdüğümüz yönetici eğitimlerimizin yeni durağı, kadim medeniyetler şehri Diyarbakır. Bugün burada gerçekleştireceğimiz Diyarbakır İl Yönetici Eğitimimizi; bu topraklarda demokrasi, hukuk, barış ve birlikte yaşam uğruna bedel ödeyen Vedat Aydın, Ali Gaffar Okkan ve Tahir Elçi’nin anısına armağan ediyoruz.

16 Ağu 2026 - 17:06 YAYINLANMA
DİYARBAKIR’DAN TÜRKİYE’YE BARIŞ, DEMOKRASİ VE KARDEŞLİK KAPISINI AÇACAĞIZ

Üçü farklı düşüncelere, farklı sorumluluklara ve farklı yaşam öykülerine sahipti. Ancak onları ortaklaştıran çok önemli bir değer vardı: Onların hikâyelerinden bugün bize kalan ortak ders; insanların barış, hukuk ve adalet içinde, eşit yurttaşlar olarak yaşayabileceği bir Türkiye’yi kurma sorumluluğudur. Vedat Aydın faili meçhul bir cinayetle yaşamdan koparıldı. Diyarbakır Emniyet Müdürü Ali Gaffar Okkan silahlı saldırıda katledildi. Diyarbakır Barosu Başkanı Tahir Elçi, Dört Ayaklı Minare’nin önünde çatışmasızlık ve barış çağrısı yaptığı yerde yaşamını yitirdi. Bugün bize düşen, onların ölümlerinden yeni düşmanlıklar değil; barış, demokrasi, hukuk, adalet ve kardeşlik için ortak bir gelecek çıkarabilmektir. DİYARBAKIR BARIŞIN KAPISI OLMALIDIR Türkiye uzun yıllar terörün, çatışmanın ve şiddetin ağır bedelini ödedi. Anneler evlatlarını yitirdi. Köyler boşaldı. İnsanlar doğdukları topraklardan ayrılmak zorunda kaldı. Üretim geriledi, işsizlik ve yoksulluk büyüdü. Şimdi Türkiye’nin önünde tarihi bir fırsat vardır. Silahların sustuğu, terörün sona erdiği, siyasetin ve demokratik mücadelenin konuştuğu bir Türkiye hepimizin ortak hedefi olmalıdır. Ancak barış yalnızca silahların susması değildir. Kalıcı barış için demokrasi, hukuk, adalet, eşit yurttaşlık ve ekonomik kalkınma gerekir. Biz bu sözleri bugün ilk kez söylemiyoruz. Cumhuriyet Halk Partisi’nin ve sosyal demokrat geleneğin bu konudaki tutumu yeni değildir. 1989’da hazırlanan Doğu ve Güneydoğu raporundan başlayarak sorunun demokrasi, eşit yurttaşlık ve özgürlükler temelinde çözülmesi gerektiğini söyledik. Genel Başkanımız Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nun öncülüğünde yürütülen çalışmalarda da çözümün adresinin siyaset, demokrasi ve Türkiye Büyük Millet Meclisi olduğu ısrarla ifade edildi. Ben de 24 Şubat 2018’de, yine Diyarbakır’da, başkanlığımda gerçekleştirdiğimiz “Eşit Koşullarda Bir Arada Yaşam” panelinde açık bir çağrı yaptım: Silahlar gömülsün. Terör son bulsun. Koruculuk sistemi sona erdirilsin. Bölgenin kalkınmasının önü açılsın. Demokratikleşme adımları atılsın. Aradan sekiz yılı aşkın zaman geçti. Bugün “Terörsüz Türkiye” sürecinde bir çerçeve yasanın Meclis’ten geçmiş olması, terörün sona erdirilmesi ve kalıcı barışın sağlanması açısından atılan bu adımı önemli buluyoruz. Bu nedenle önümüze gelen yasaya “evet” dedik. Bizim “evet”imiz bir kişiye, bir partiye ya da bir iktidar anlayışına verilmiş bir destek değildir. Bizim “evet”imiz; Türkiye’nin evlatlarının ölmediği, silahların tamamen devre dışı kaldığı ve Türkiye’nin birlik ve bütünlüğünün güçlendiği bir geleceğe verilmiş bir “evet”tir. Sorunların adresinin ise Meclis, siyaset ve demokrasi olduğuna inanıyoruz. Biz millete sırtımızı dönmüyoruz. Biz milletimize yüreğimizle, gönlümüzle dönüyoruz. Biz illerimizi bölmüyoruz, ayrıştırmıyoruz. Çünkü siyaset, korkuların arkasına saklanmak değil; milletin önüne cesaretle çıkıp çözüm üretmektir. Biz tarihin doğru tarafındayız. Biz barışın yanındayız. Çünkü barış yalnızca silahların susması değildir; çocuklarımızın geleceğe güvenle bakması, anaların yüreğine ateş düşmemesi ve Türkiye’nin enerjisini çatışmaya değil kalkınmaya harcamasıdır. Barış zayıflık değil, devlet aklıdır. Barış medeniyettir. Bu adımların daha önce atılmamış olması Türkiye’ye ağır bir bedel ödetti. Daha fazla insanımızı kaybetmeden, daha fazla annenin gözyaşı dökmesine izin vermeden bu süreci başarıya ulaştırmak zorundayız. Geç kalınmıştır; ama geç kalınmış olması, barış yolundan vazgeçmenin gerekçesi olamaz. Tam tersine, şimdi bu süreci demokrasiyle, hukukla ve toplumsal uzlaşmayla güçlendirme zamanıdır. Diyarbakır bu yeni dönemin en güçlü umut kapılarından biri olabilir. Bu kapıdan kin ve öfke değil; barış, demokrasi, dostluk, dayanışma ve kardeşlik geçmelidir. Çünkü barış, birbirimize benzemek değil; farklılıklarımızla eşit ve özgür yaşayabilmektir. TÜRKİYE’DE BARIŞ, BÖLGEDE BARIŞ, DÜNYADA BARIŞ Mustafa Kemal Atatürk’ün “Yurtta sulh, cihanda sulh” anlayışı, Cumhuriyet Halk Partisi’nin kuruluşundan bugüne taşıdığı temel ilkelerden biridir. Biz yalnızca Türkiye’de silahların susmasını istemiyoruz. Türkiye’de barışı kurarken bölgemizde de barışın güçlenmesini istiyoruz. Türkiye’de barış, bölgede barış, dünyada barış. Bizim hedefimiz budur. ANLAYIŞ, ADALET, AŞ Cumhuriyet Halk Partisi olarak siyasetimizin merkezine üç temel kavramı koyuyoruz: Anlayış…
Adalet…
Aş… Çünkü birbirini anlamayan toplum huzur kuramaz. Adaletin olmadığı yerde güven oluşmaz. Aşın olmadığı yerde umut yeşermez. Anlayış; birbirimizi değiştirmeye çalışmadan, farklılıklarımızla eşit ve onurlu yurttaşlar olarak yaşayabilmektir. Adalet; yalnızca mahkemelerde değil; eğitimde fırsat eşitliğinde, liyakatte, emeğin karşılığında ve halkın iradesine saygıda hayat bulur. Bu nedenle Diyarbakır halkının sandıkta ortaya koyduğu iradenin yok sayılması, seçilmişlerin yerine kayyum anlayışının geçirilmesi demokrasiyle bağdaşmaz. Bizim yaklaşımımız nettir: Halk kimi seçmişse kenti o yönetmelidir. Seçilmiş bir kişi hakkında hukuki bir iddia varsa bunun yolu bağımsız ve tarafsız yargıdır. Halkın iradesini bütünüyle ortadan kaldırmak çözüm değildir. Sandığın yerine kayyum, siyasetin yerine vesayet konulamaz. Sandık yalnızca oy kullanılan bir kutu değil, halkın iradesidir. Cumhuriyet’i demokrasiyle taçlandırmanın yolu bu iradeye saygı göstermekten geçmektedir. Aş ise üretimdir, iştir, geçimdir. Diyarbakır yeniden üreten bir kent olmak zorundadır. Tarımın ve hayvancılığın güçlendiği, sanayinin büyüdüğü, esnafın kazandığı, kadınların üretime katıldığı, gençlerin kendi kentinde iş ve gelecek bulabildiği bir Diyarbakır istiyoruz. Çünkü üretim yalnızca ekonomik kalkınma değil; toplumsal huzurun ve kalıcı barışın da teminatıdır. ANADİL, EĞİTİM VE GENÇLERİMİZİN GELECEĞİ Diyarbakır’da eğitim sorununu konuşurken anadil gerçeğini görmezden gelemeyiz. Çocuklarımızın anadillerini öğrenmeleri, geliştirmeleri ve kendi kültürleriyle bağ kurmaları bir zenginliktir. Bir çocuğun anadili onun önündeki engel değil, kimliğinin ve kültürünün bir parçasıdır. Diyarbakır’ın gençleri işsizliğe ve umutsuzluğa da mahkûm edilemez. Bugün gençlerimizi yalnızca uyuşturucu değil; mafya, çeteleşme, yasa dışı kumar ve her türlü bağımlılık tehdit ediyor. Terörsüz Türkiye hedeflerken, gençlerimizi uyuşturucuya, mafyaya, çetelere ve yasa dışı kumara sürükleyen yapılarla da mücadele etmek zorundayız. Gençlerimizi yalnızca güvenlik politikalarıyla değil; eğitimle, sporla, kültürle, sanatla ve istihdamla gelecek umuduyla koruyacağız. ŞİMDİ DİYARBAKIR’A YATIRIM ZAMANI Diyarbakır; tarımıyla, sanayisiyle, ticaretiyle, turizmiyle, kültürüyle, üniversitesiyle ve genç nüfusuyla bölgenin en önemli merkezlerinden biridir. Şimdi Diyarbakır’a yatırım zamanıdır. Kamu yatırımları artırılmalı, üretim ve istihdam desteklenmeli, bölgesel eşitsizlikleri azaltacak politikalar hayata geçirilmelidir. Çiftçi üretmeli. Esnaf kazanmalı. Sanayici yatırım yapmalı. Gençler kendi kentlerinde gelecek kurabilmelidir İşte bu hedefleri hayata geçirecek güçlü bir siyasi örgüte de ihtiyacımız var. Biz bugün Diyarbakır’da örgütümüzü, Cumhuriyet Halk Partisi’nin halkla birlikte kuracağı demokratik Türkiye mücadelesine hazırlıyoruz. CUMHURİYET’İ DEMOKRASİYLE TAÇLANDIRACAĞIZ Diyarbakır’ın artık acılarla değil umutla anılmasını istiyoruz. Faili meçhullerle değil adaletle… Kayyumlarla değil halkın özgür iradesiyle… İşsizlikle değil üretimle… Yoksullukla değil refahla… Çatışmayla değil barışla… Ağıtlarla değil çocuklarımızın ve gençlerimizin geleceğe dair umutlarıyla… Gelin, Ahmed Arif’in ve Musa Anter’in kentinde; Vedat Aydın’ın, Ali Gaffar Okkan’ın ve Tahir Elçi’nin iz bıraktığı bu topraklarda geleceğe birlikte söz verelim: Cumhuriyet’i demokrasiyle taçlandıralım. Çünkü; Diyarbakır’ın barışı Türkiye’nin barışıdır. Diyarbakır’ın demokrasisi Türkiye’nin demokrasisidir. Diyarbakır’ın refahı Türkiye’nin refahıdır. Cumhuriyet Halk Partisi olarak Diyarbakır’dan açacağımız kapı, bütün Türkiye’nin geleceğine açılan kapıdır. Bu kapı; barışın, demokrasinin, kardeşliğin, üretimin ve umudun kapısıdır. Barış içinde, demokratik, eşit, özgür ve üreten bir Türkiye’yi hep birlikte kuracağız.

16 Ağustos 2026 Diyarbakır

Yıldırım Kaya

CHP Eğitim Politikalarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı

YORUMLAR

Maksimum karakter sayısına ulaştınız.

Kalan karakter: