DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan: “Kadınların kendini emniyette, güvende hissettiği bir Türkiye'ye ulaşıncaya kadar gayret etmeliyiz” “Dış müdahalelerle demokrasi inşa edilemez, savaş yalnızca kaosu derinleştirir”

DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, Trabzon’da iftar programına katıldı. Ali Babacan, Trabzon’da iftara katıldı, iftarda yaptığı konuşmada gündemi değerlendi. Kadınlar günü vesilesiyle kadınların uğradığı şiddet ve ayrımcılığa da değinen Babacan, “Gerçekten büyük bir hicap duymamız gereken ve acil çözüm bulmamız gereken kadına karşı şiddetle mücadelede de topyekûn ve sağlam bir mücadele vermemiz gerekiyor. Kadınların kendini emniyette, güvende hissettiği, evinde olsun, işinde olsun, yollarda olsun, kendini emniyette, güvende hissettiği bir Türkiye'ye ulaşıncaya kadar da hep beraber gayret etmemiz gerektiğinin tekrar altını çizmek istiyorum” ifadelerini kullandı. Ali Babacan şunları söyledi:

09 Mar 2026 - 17:06 YAYINLANMA
DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan: “Kadınların kendini emniyette, güvende hissettiği bir Türkiye'ye ulaşıncaya kadar gayret etmeliyiz” “Dış müdahalelerle demokrasi inşa edilemez, savaş yalnızca kaosu derinleştirir”

“Kadına karşı şiddetle topyekûn ve sağlam bir mücadele vermemiz gerekiyor” “Türkiye'de ve bütün bu bölgemizde zulmün, sıkıntının, baskının altında olan bütün kadınların yanında olmamız gerektiğini, onların haklarını, hukuklarını sonuna kadar korumamız gerektiğinin tekrar altını çizmek istiyorum. Ta okul yıllarından başlayarak kız çocuklarına ve kadına karşı yapılan ayrımcılığın karşısında hep beraber dimdik durmamız gerektiğinin altını özellikle çiziyorum. Toplumsal hayatta olsun, çalışma hayatında olsun, kadınların karşı karşıya olduğu eşitsizliklere karşı hep beraber sürekli bir mücadele içinde olmamız gerektiğini de tekrar vurgulamak istiyorum. Ve son olarak da gerçekten büyük hicap duymamız gereken ve acil çözüm bulmamız gereken kadına karşı şiddetle mücadelede de topyekûn ve sağlam bir mücadele vermemiz gerekiyor. Kadınların kendini emniyette, güvende hissettiği, evinde olsun, işinde olsun, yollarda olsun, kendini emniyette, güvende hissettiği bir Türkiye'ye ulaşıncaya kadar da hep beraber gayret etmemiz gerektiğinin tekrar altını çizmek istiyorum.” “Ülke olarak bu Ramazan'ı da maalesef ağır bir ekonomik tabloyla idrak ediyoruz” “Ülke olarak bu Ramazan'ı da maalesef ağır bir ekonomik tabloyla idrak ediyoruz. İftar sofrası kurmak her aile için her yıl, her Ramazan gittikçe zorlaşıyor. Çarşıya, pazara çıkan herkes aynı şeyi söylüyor. Fiyatlar artıyor, maaş yetmiyor. Emeklinin, asgari ücretlinin, dar gelirlinin sofrası her geçen gün biraz daha küçülüyor. Gençler yarınlarına umutla bakamıyor. Üniversiteyi bitiren genç iş aramaya başlıyor. Torpil olmadan bulamıyor. Kamuda çalışmak isteyenler yazılı sınavlarda ne kadar yüksek puan alırlarsa alsınlar mülakatlarda eleniveriyorlar. Kısacası emek hak ettiği karşılığı bulamıyor. Sıkıntılar sadece ekonomide de değil. İnsanlar artık yargı sistemine güvenmiyor. Hukuksuzluk, adaletsizlik her alanda yayılıyor.” “Dünyanın fındığını biz üretiyoruz ama fiyatını çoğu zaman biz belirlemiyoruz” “Karadeniz'de ekonominin ve sosyal hayatın ritmini belirleyen iki büyük emek var: çay ve fındık. Bu iki ürün bu toprakların sadece bir tarım ürünü değildir. Bu toprakların emeğidir, alın teridir, hayat kaynağıdır, sosyal dengesidir. Karadeniz'de yüz binlerce ailenin sofrasına giren ekmek, büyük ölçüde bu iki ürünün bereketiyle gelir. Ama bugün ne yazık ki bu emeğin karşılığı konusunda ciddi sorunlarla karşı karşıyayız. Türkiye, dünya fındık üretiminde açık ara lider bir ülkedir. Çay üretiminde de dünyanın en önemli ülkeleri arasındadır. Üretimde güçlü bir ülkeyiz. Ama iş gelirin paylaşımına gelince bambaşka bir tablo görüyoruz. Dünyanın fındığını biz üretiyoruz ama fiyatını çoğu zaman biz belirlemiyoruz. Çayda ise üreticinin emeğini güvence altına alacak, öngörülebilir ve kalıcı bir piyasa düzeni hâlâ kurulabilmiş değil. Üretici aylarca emek veriyor, ürününü topluyor, bekletiyor. Ama piyasanın dalgalanmaları çoğu zaman üreticiyi yalnız bırakıyor. Bir tarafta artan gübre, ilaç, işçilik ve nakliye maliyetleri var. Diğer taraftaysa belirsiz ya da çok geç açıklanan fiyatlar. Bu tablo üreticileri büyük bir kaygıyla karşı karşıya bırakıyor. Hiç kimse önünü göremiyor.” “Tarım sektörü genel anlamda büyük bir tehlikeyle karşı karşıya; güçlü bir tarım politikası demek üreticinin emeğini korumak demektir” “Türkiye'de tarımla ilgili konular sadece çay ve fındıkla sınırlı değil. Bir zamanlar bereketiyle, üretimiyle, kendi kendine yetebilme gücüyle anılan bu güzel ülkede tarım sektörü genel anlamda büyük bir tehlikeyle karşı karşıya. Bakın, TÜİK'in açıkladığı 2025 üretim rakamlarını şöyle sizlerle kısaca paylaşmak istiyorum. Bir önceki yıla göre, 2024'e göre 2025 yılında Türkiye'de buğday üretimi %13 oranında azaldı. Arpa üretimi %25 oranında azaldı. Çavdar üretimi %20 oranında azaldı. Yulaftaki düşüş %26. Yağlı tohumlara geçiyoruz. Soya üretimi %17 azalmış. Ayçiçek üretimi %11 azalmış. Meyvelerde, içecek ve baharat bitkilerinde ise düşüş daha da vahim. Don da etkili oldu, biliyorsunuz. Düşüş tam %30. Bu ülkede çayın da fındığın da pek çok başka ürünün de geleceğini güvence altına alacak olan, üreticinin emeğini koruyan, piyasayı dengeleyen ve katma değeri Türkiye'de bırakan güçlü bir tarım politikası ortaya konulmalıdır. Şu andaki yönetimin bir tarım politikası yoktur. Çünkü güçlü bir tarım politikası demek, üreticinin emeğini korumak demektir.” “Dış müdahalelerle demokrasi inşa edilemez, savaş yalnızca kaosu derinleştirir” ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarına da değinen Babacan, “Dünyanın gözünü kapattığı, gündemlerin arasına sıkıştırıp unutturmaya çalıştığı büyük bir acı hâlâ devam ediyor. Gazze'den yükselen o feryadı hatırlatmak istiyorum. Gazze'de sorun bitmedi. Masum siviller ağır bedeller ödemeye devam ediyor. Anneler evlatsız, evlatlar annesiz kaldı. Şehirler yıkıldı, hastaneler hedef alındı ve bütün bunlar olurken dünya çoğu zaman sustu. 2 yıl süren savaşta 70 binden fazla insan öldü. Ancak sözümona ateşkesin ilanından bugüne kadar hayatını kaybedenlerin sayısı da 600'ü geçti. Son 1 haftadır bu ateş çok daha geniş bir bölgeyi sarmış durumda. İsrail'in İran'a başlattığı ve Amerika Birleşik Devletleri'nin de katıldığı bu askeri operasyon, uluslararası hukukun ve Birleşmiş Milletler Şartı'nın açık bir ihlalidir. Önleyici savaş gerekçesiyle yapılan bu saldırganlığın uluslararası hukukta hiçbir karşılığı yoktur. Müzakere süreçleri devam ederken savaş diline başvurmak bölgesel istikrarı doğrudan tehdit etmektedir. Geçmiş tecrübelerimiz çok açık. Dış müdahalelerle demokrasi inşa edilemez. Savaş yalnızca kaosu derinleştirir. Biz açık ve net söylüyoruz: İran'a karşı başlatılan bu saldırıları şiddetle kınıyoruz. Öte yandan İran'ın Körfez'deki pek çok ülkeyi hedef alan saldırılarını da doğru bulmuyoruz. Bölgeyi ateşe atacak, daha fazla masum insanın ölümüne yol açacak hesapların karşısında durmak zorundayız” ifadelerini kullandı.

YORUMLAR

Maksimum karakter sayısına ulaştınız.

Kalan karakter: