DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan: “İktidarı Filistin meselesinde daha aktif, daha canlı ve daha dinamik bir politika uygulamaya davet ediyorum”

“Adı ateşkes ama fiilen vahşet devam ediyor” “Önleyici savaş diye uydurdukları bir palavradan ibarettir” "Mezhepçilik yapanlara sesleniyorum: Bu mesele insanlık meselesidir” “Acilen tedbir almazsanız ülkeyi çok büyük bir çöküş bekliyor” DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, Yeni Yol grubunda yaptığı konuşmada Filistin’de ve özellikle Batı Şeria’da derinleşen insanlık dramına, İran’a yönelik saldırılara değindi. Savaşın Türkiye ekonomisine etkileriyle birlikte üretim, istihdam ve sanayi alanında büyüyen krize değinen Babacan, iktidarı hem dış politikada daha aktif ve ilkeli bir tutum almaya hem de ekonomide acil tedbirler uygulamaya çağırdı. Ali Babacan, şunları söyledi:

25 Mar 2026 - 16:24 YAYINLANMA
DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan: “İktidarı Filistin meselesinde daha aktif, daha canlı ve daha dinamik bir politika uygulamaya davet ediyorum”

"Batı Şeria'da yılbaşından bu yana tam 25 Filistinli kardeşimiz hayatını kaybetti" "Dünyanın gözü şu anda İran'da ama Filistin'de sıkıntılar, zorluklar, vahşet tam gaz devam ediyor. İran gündemi olağanüstü bir şekilde işgal etmişken, özellikle Batı Şeria'daki son gelişmelere dikkatinizi çekmek istiyorum. Batı Şeria'da yılbaşından bu yana tam 25 Filistinli kardeşimiz hayatını kaybetti. İsrail'in yerleşkelerle Batı Şeria'yı delik deşik hale getiren stratejisi ve orada oluşturduğu eli silahlı militan gruplar, Batı Şeria'da yaşayan Filistinlileri kendi yaşadıkları mahallelerden, kasabalardan göçe zorlamak için ellerinden gelen her şeyi yapıyorlar. Arabaları, evleri yakıp yakıyorlar ve kasabalara girip ateşe veriyorlar." "Selahaddin Eyyubi'den bu yana ilk defa Mescid-i Aksa'da bir bayram namazı kılınamadı" "Gazze'de zaten bu ateşkesten bu yana 650 Filistinli kardeşimizin öldüğünü biliyoruz. Adı ateşkes ama fiilen vahşet devam ediyor. Fakat Batı Şeria'daki gelişmelerin de son derece tehlikeli olduğunun altını özellikle çizmek istiyorum. İşte Mescid-i Aksa. Selahaddin Eyyubi'den bu yana ilk defa Mescid-i Aksa'da bir bayram namazı kılınamadı arkadaşlar. Filistin davası sürekli zemin kaybediyor ve iktidarı özellikle bu Filistin meselesinde daha aktif, daha canlı ve daha dinamik bir politika uygulamaya buradan davet ediyorum.” “2007'de çıkabilecek bir savaş her tarafın güvendiği, itibarlı bir Türkiye'nin etkin bir arabuluculuk çalışmasıyla 19 yıl ötelenmiş oldu" İran Savaşına değinen Babacan, Türkiye’nin yaptığı diplomatik girişimlerle savaşı nasıl ertelediğini şu sözlerle ifade etti: "Türkiye'nin olması gerekenden çok daha pasif, çok daha durgun bir çizgi izlediğini de üzülerek tespit ediyoruz. Bu İran savaşı, aslında çok daha erken dönemde başlayabilecek bir savaştı. Yıl 2007. Bugünkü Alman Cumhurbaşkanı Steinmeier o gün Alman Dışişleri Bakanıydı. Beni aradı ve dedi ki 'Biz İran'la bir müzakere sürdürüyoruz ama işler iyiye gitmiyor'. O zaman P5+1 var. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin daimi üyesi olan 5 ülke artı Almanya, P5+1 diye bir yapı kurdular. İran'la müzakere ediyorlar. Müzakere konusu da nükleer program. İran'ın nükleer programı konusunda ne yapılmalı ki nasıl bir anlaşma sağlanmalı ki bu iş savaşa doğru gitmesin diye. Biz kolları sıvadık, çalışmaya başladık. O zaman bize 'İranlılar size çok güveniyor' dediler. 'Eğer aramızı bulabilirseniz bu savaşı gerçekten önleriz ve bütün coğrafyaya nefes aldırırız' dediler. 'Biz size de güveniyoruz' dediler. Bakın yıl 2007. Türkiye'nin itibarının zirvede olduğu bir dönemden bahsediyoruz. Kolları sıvadık, çalışmaya başladık ve çok yoğun bir diplomasi trafiğiyle birkaç yıl süren ama nihayetinde hatırlarsınız Obama'nın başkan olduğu dönemde İran'la Batı arasında bir anlaşma sağlandı. Ve bir bakıma ta 2007'de çıkabilecek bir savaş 19 yıl ötelenmiş oldu. Ama bu nasıl sağlandı? Güvenilir bir Türkiye'yle. Her tarafın güvendiği, itibarlı bir Türkiye'nin etkin bir arabuluculuk çalışmasıyla sağlandı.” "Amerika'nın İran'a karşı İsrail'le beraber başlattığı bu saldırı uluslararası hukuka aykırıdır, hiçbir meşruiyeti yoktur" "Amerika'nın İran'a karşı İsrail'le beraber başlattığı bu saldırı uluslararası hukuka aykırıdır, Birleşmiş Milletler Şartı'nı ihlaldir ve hiçbir meşruiyeti yoktur. Önleyici savaş diye uydurdukları bir palavradan ibarettir. 'İran'ın elinde silah var. Bir gün bunları bana karşı kullanırsa, o kullanmadan ben ona bari saldırayım' diyor. Böyle bir mantık, böyle bir teamül dünyada yok. Eğer aynı mantıkla hareket etsek, dünyanın bir yarısının bugün diğer yarısına savaş ilan etmesi lazım. Biz bunları ilk günden itibaren ilkesel olarak ortaya koyduk ve o günden bugüne de sağlam bir şekilde görüşümüzü, tutumumuzu koruyoruz." "Kalıcı ateşkes ve nihayetinde kalıcı bir barış anlaşması Türkiye'nin de bölgedeki pek çok ülkenin de hedefi olmalıdır" "Sen bu yüzyılın en büyük soykırımcısına destek veriyorsun. İran'a, Lübnan'a karşı açılan savaşları destekliyorsun. Sonra gidiyorsun, 'Nobel Barış Ödülü'nü bana vermediler' diyorsun. İnanılır gibi değil. Bakın, İran belki şu anda gündemde ilk sıralarda ama Lübnan'da da arkadaşlar ciddi bir katliam var. Her Allah'ın günü Beyrut bombalanıyor. Sadece Lübnan'ın güneyi, o İsrail sınırındaki bölgeden bahsetmiyoruz. Bugün başkent her gün bombalar altında ve gerçekten son derece tehlikeli seyreden bu gidişat son derece riskli ve her an hem bazı ülkelerin içinde hem de bölgesel olarak yayılma riski olan bu ateşi söndürmeye çalışmak, diplomasi masasını kurmak ve iyi bir arabuluculukla bu çatışmaları geçici de olsa önce bir ateşkesle, sonra daha kalıcı ateşkes ve nihayetinde kalıcı bir barış anlaşmasıyla neticelendirmek Türkiye'nin de bölgedeki pek çok ülkenin de hedefi olmalıdır ve bunun için de azami gayret gösterilmelidir." "Mezhepçilik yapanlara sesleniyorum: Bu mesele insanlık meselesidir" "Özellikle böyle bir dönemde, şu son 1-2 haftadır mezhepçilik yapanları, Şiilik karşıtı propaganda peşinde olanları da gayet iyi görüyoruz, izliyoruz. Onlara da buradan seslenmek isterim: Bu mesele bir ülkenin egemenliği meselesidir, bağımsızlığı meselesidir. Bu mesele insanlık meselesidir. Benden olmayana oh olsun diyemezsiniz. Böylesine hassas bir dönemde farklılıklar üzerinden düşmanlık üretenleri tarih affetmez. Bizim büyük resme bakmamız gerekir. Büyük resme baktığımızda baştan da söyledim; İsrail'in başlattığı, Amerika'nın da destek verdiği saldırı büyük bir hatadır. Onlara destek veren, onlarla iş birliği içinde olan, onlara askeri tesislerini kullandıran, istifade ettiren bütün ülkeler de büyük yanlışlık içindedir." “19 Mart'ta Riyad'da imzalanan bölgedeki savaşın ruhuna uymaz, hedefi saptırmaktır” “Yeri gelmişken 19 Mart'ta Riyad'da imzalanan bildiriye de değinmek istiyorum. Bizim Dışişleri Bakanı'nın da maalesef altına imza attığı bu bildiri bölgedeki savaşın ruhuna uymaz. Hedefi saptırmaktır. Tamamen İran'a yüklenen, İsrail'i de sadece Lübnan'a yaptığı saldırılar konusunda uyaran bir bildiri gerçekten Türkiye Cumhuriyeti'ne yakışmamıştır. Öyle bir bildirinin altında bizim Dışişleri Bakanı'mızın imzasının olması Türkiye'nin duruşuyla çelişen bir durumdur. Türkiye'nin soğukkanlı, güçlü ve ilkeli bir devlet duruşuna her zamankinden daha fazla ihtiyacı vardır. Maceralara değil, diplomasiye, sağduyuya ve uluslararası hukuka dayanan bir duruşa ihtiyacı vardır. Hamasetle değil, aklıselimle hareket etmek zorundayız. Biz her zaman zorbalığın değil hukukun, silahların değil diyaloğun, savaşın değil barışın yanında olmalıyız.” “Alnının teriyle, bileğinin gücüyle serbest rekabet ortamında üreten, istihdam oluşturan, ihracat yapan kim varsa sıkıntı içinde” Ali Babacan konuşmasında üretim, istihdam ve sanayi alanında büyüyen krize de değindi. Ali Babacan, “Bir yandan başlayan savaşlar, bir yandan ülkemizdeki ekonomik sıkışmışlık bu Ramazan ayında, Ramazan Bayramı'nda hakkıyla yaşamamıza el vermedi. Sadece emeklilerimiz, sadece çalışanlarımız, asgari ücretlimiz değil, bugün pek çok sektör hayatta kalma, ayakta kalma mücadelesi veriyor. Şu anda kendi içimizde büyük bir yaşam savaşı var. Kim için? Özellikle üreten ve ihraç eden sektörlerimiz için. Alnının teriyle, bileğinin gücüyle serbest rekabet ortamında üreten, istihdam oluşturan, ihracat yapan kim var kim yoksa bunlar çok ciddi sıkıntıların içindeler şu an. Tekstil, hazır giyim, deri, ayakkabı, mobilya, beyaz eşya, elektronik ve daha pek çok sektörde gerçekten alarm zilleri çalıyor ve acil tedbir alınmazsa Allah korusun öyle 5 sene, 10 sene falan değil, birkaç sene içerisinde Türkiye çok büyük bir çöküş yaşayabilir” ifadelerini kullandı. “Koca koca fabrikalar, koca koca tesisler kapılarına kilit vuruluyor, birden kapanıyor” “Koca koca fabrikalar, koca koca tesisler kapılarına kilit vuruluyor, birden kapanıyor. 2 bin kişi, 3 bin kişi. Manisa'da tek bir tesisten 9 bin 500 kişi çıkarıldı son 2 ay içerisinde. Tek bir tesis. Ve o tesise tedarik sağlayan, mal veren firmalar da tek tek işçi çıkartmak zorunda kalıyor. Kimisi kapısına kilit vurmak zorunda kalıyor. Bir devri açan tesisler şimdi gazetelere haber oluyor, bir devir kapandı diye. Gerçekten çok yazık, ve büyük bir yatırım bir kere kapandıktan sonra onun tekrar ayağa kaldırması, tekrar yaşatılması, tekrar canlandırılması çok zor olur.” “Acilen tedbir almazsanız ülkeyi çok büyük bir çöküş bekliyor” “Ziraat Bankası ve Halk Bankası'nın asıl görevi çiftçiyi ve esnafı desteklemektir. Ama bankacılık sisteminin tümü bizim büyük sanayi kuruluşlarımızı yaşatmak için devreye girmelidir. Böyle dönemlerde çok özel finansman modelleriyle, yaşatan, büyüten ve çöküşe izin vermeyen finansman modelleriyle finansman sistemimiz, bankacılık sistemimiz sanayicimizin yanında olmalıdır. Gerçekten çok sıkıntılı bir dönemdeyiz. Ben buradan, bu kürsüden tekrar uyarıyorum, özellikle iktidardakileri uyarıyorum. Acilen tedbir almazsanız ülkeyi çok büyük bir çöküş bekliyor. Bakın bu savaş olmasa bile, savaş çıkmasa bile bu çöküş geliyor zaten. Savaşın olası etkileri, hele hele uzun sürerse getireceği ekonomik etkiler gerçekten Türkiye'nin altından kalkması çok çok zorlaşacak bir ekonomik felaketi beraberinde getirir.”

YORUMLAR

Maksimum karakter sayısına ulaştınız.

Kalan karakter: