DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan: “İktidar ile ana muhalefet belediyelerde tencere-kapak gibi”

“Türkiye ekonomisi otopilotla yönetilmez” “Belediyecilik gösterişin değil, millete hizmetin peşinde koşmaktır” “Siyaset üretemeyenler çözümü kirli operasyonlarda, ifşalarda, şantajlarda buluyor” “Türkiye bu büyük krizin ortasında sadece izleyen değil, barışın ve istikrarın inşacısı bir aktör olmak zorunda” “Sayın Erdoğan, Trump size ne dedi? Onun dediğini gerçekten şu anda yapıyor musunuz?” DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, Yeni Yol grubunda yaptığı konuşmada TÜRK-İŞ tarafından açıklanan açlık sınırı rakamları, ABD’nin devam eden İran saldırıları, İsrail meclisinden geçen Filistinliler için idam yasası gibi konulara değindi.

01 Nis 2026 - 15:09 YAYINLANMA
DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan: “İktidar ile ana muhalefet belediyelerde tencere-kapak gibi”

Ali Babacan, yaptığı değerlendirmelerde Türkiye’de siyasetin giderek çözüm üretmekten uzaklaşıp polemik, ifşa ve dosya savaşlarının içine sıkıştığını vurguladı. Ekonomide artan hayat pahalılığına, sabit kalan gelirler karşısında derinleşen yoksulluğa dikkat çeken Babacan, genç işsizliğinin ve umutsuzluğun tehlikeli boyutlara ulaştığını ifade etti. Ali Babacan, şunları söyledi: “İktidar ile ana muhalefet belediyelerde tencere-kapak gibi” "Bir tarafta iktidarın yargı sopasıyla belediyeleri değiştirmeye çalışması, diğer tarafta ana muhalefetin hesapsızlığı, denetimsizliği ve iş bilmezliği. İktidarla ana muhalefet mesele belediyelerse tam tencere kapak olmuş durumda ve olan o şehirlerde yaşayan vatandaşlarımıza oluyor. Olan o şehirlerde belediye başkanlarını seçip hizmet bekleyen insanlarımıza oluyor. Gerçekten belediye hizmetlerine baktığımızda tüm Türkiye genelinde büyük bir gerileme var arkadaşlar. Hizmet üretemiyorlar. Kimi korku altında, kimi de menfaat şebekelerinin içinde kendi işlerine bakmıyor belediye başkanları.” “Madem yargı kontrol altında, o zaman belediyeler kendi belediye başkanlarının hesaplarını görmede işi kendileri ele alacaklar” Ali Babacan, yerel yönetimlerde şeffaflık ve etik kuralların zorunlu hale gelmesi gerektiğini belirtirken, yargıya duyulan güvenin zedelendiği bir ortamda siyasi partilerin kendi iç denetim mekanizmalarını kurması gerektiğini söyledi: “Madem yargı kontrol altında, madem yargı iktidarın talimatıyla şöyle ya da böyle hareket edebiliyor, o zaman belediyeler kendi belediye başkanlarının hesaplarını görmede işi kendileri ele alacaklar. Türkiye'de uzman çok. Maliye'de, Sayıştay'da, MASAK'ta görev yapmış, hâlâ görev yapmakta olan çok sayıda ve çok iyi uzmanlar var. Türkiye'de çok iyi hukukçular var. Bu durumdan şikayet eden siyasi partiler hemen kendi içlerinde mekanizmalarını oluşturmak zorundalar. Daha yargıya bırakmadan, aylarca yıllarca süren yargı süreçlerine bırakmadan, kendi belediye başkanları temiz mi, düzgün mü yoksa hataları var mı? Siyasi partiler bunu kendi içlerinde yapmak zorundalar.” “Siyaset dosyacılık ve ifşa sarmalının içine düşmüş durumda” Konuşmasında hem iktidara hem ana muhalefete yönelttiği eleştirilerle mevcut kutuplaşmanın toplumun gerçek sorunlarını görünmez kıldığını ifade eden Babacan, “Biz polemikler üzerinden siyaset yapanlardan değiliz. Ama şunun da altını özellikle çizmek zorundayız: Bunlar bu kavgayı yaparken milletimiz hayatta kalmanın mücadelesini veriyor. Bırakın tek bir tapuyu, kirada yaşayabilmek için, kirayı ödeyebilmek için gecesini gündüzüne katıyor. Gerçekten çok üzgünüz. Siyaset dosyacılık ve ifşa sarmalının içine düşmüş durumda. Siyaset bavul gazeteciliği yapmaya başladı. Siyaset kurumunun itibarı açısından çok çok üzücüdür bunlar. Siyaset üretemeyenler çözümü düşmanlık üretmekte arıyor. Siyaset üretemeyenler çözümü kirli operasyonlarda, ifşalarda, şantajlarda buluyor. İktidar da ana muhalefet de vatandaşın derdinden uzak, kendi çıkarının peşinde. Bu iki kutuplu siyaset, milletin asıl dertlerini bir sis bulutu gibi örtmek dışında hiçbir işe yaramıyor” ifadelerini kullandı. “Hızlı bir şekilde arsa üretin ve insanları hobi bahçeleriyle uğraştıracağınıza kendi konutlarına kavuşturun” “2025 Türkiye'de yolsuzluğun tavan yaptığı yıl oldu, Uluslararası Şeffaflık Örgütü'nün çalışmasına göre. Burada yolsuzluk diye adlandırdığımız konunun arkadaşlar tam 3’te 2’si, imar rantlarıyla ilgili konulardır. Ve imar rantları meselesi şehirlerimizin şeklini şemailini bozmaktadır, altyapıyı tıkamaktadır. Şehir merkezine daha yüksek, daha yüksek, daha yüksek kat verilmesi, durmadan emsallerin yükseltilmesi kanalizasyon, su, elektrik ve tabii ki en önemlisi de belki trafik olmak üzere şehirlerimizi tamamen tıkamış durumda. Halbuki Ankara'yı ele alalım. Şöyle Eskişehir'e doğru dümdüz arazi. Hızlı bir şekilde imar geçirin, hızlı bir şekilde arsa üretin ve insanları tarlaları bölüp de hobi bahçeleriyle uğraştıracağınıza imarlı parselde yapacakları kendi konutlarına kavuşturun. Bunun çözümü budur.” “Bizim anlayışımızda belediyecilik rantın yanında değil, halkın yanında durmaktır” “Belediye başkanları için mutlaka etik kurallar ilan edilmeli. Sadece yasalar değil, belediye başkanlarının yaptıklarının hangisi ahlaki, hangisi değil? Bunları siz yazılı hale getirmezseniz en dürüst belediye başkanlarını bile baskı altına alırsınız ve onların yoldan çıkmasına sebep olursunuz. Şeffaf bir şekilde çalışmak zorundadır belediyeler. Her belediye başkanı her zaman hesap vermeye hazır olmak zorundadır. Eğer kamuyu yönetiyorsanız, bir kamu kuruluşunu yönetiyorsanız bu bir emanettir. Kimsenin kendi malı değildir. Emanet her şeyin şeffaflık içerisinde yürütülmesi, yönetilmesi gerekir. Bizim anlayışımızda belediyecilik rantın yanında değil, halkın yanında durmaktır. Bizim anlayışımızda belediyecilik gösterişin değil, millete hizmetin peşinde koşmaktır.” “Asgari ücret yıl sonuna kadar yerinde sayacak” “Dün TÜRK-İŞ mart sonu itibariyle açlık sınırını açıkladı. Dört kişilik bir ailenin sadece gıda için gerekli gelir, asgari geliri 32 bin 793 lira. Mart sonu itibarıyla. Dört kişilik bir aile, sadece gıda. Oysa asgari ücret yılbaşında 28 bin lira olarak belirlendi. Yıl sonuna kadar da yerinde sayacak. Her ay, her ay açlık sınırı artacak. Asgari ücret yerinde sayacak. En düşük emekli maaşı 20 bin lira. Açlık sınırının artık yarısı gibi neredeyse. Yıl başında belirlendi. Yıl sonuna kadar değişmeyecek. Her ay fiyatlara zam gelecek. Asgari ücret, emekli maaşı sabit gidecek. Şu anda 15-34 yaş nüfusumuzun, yani 24 milyon gencimizin tam 6.5 milyonu ne işte ne de eğitimde. Çalışmıyorlar ama bir şeyler öğrenmek için herhangi bir eğitim kurumuna da devam etmiyorlar. Oran tam yüzde 27. Yani 15-34 yaş arasındaki her 100 gencimizin 27’si ne çalışıyor ne de okulda. Gençlerimiz yarınlarını başka ülkelerde arıyor.” “İktidardakiler, memleketten haberiniz yok” Konuşmasında ekonomi yönetimini de eleştiren Babacan, esnafın ve üreticinin desteklenmesi gerekirken baskı altına alındığını belirtti: “Cuma günü Merkez Bankası tuttu yeni bir karar daha açıkladı. Dedi ki ‘Artık esnaf kredileri de kredi büyüme limiti içine alınmıştır’ dedi. Esnaf kredisi eskiden istisna tutuluyordu. Esnaf kredilerinde bankaların önü açıktı. Ama şimdi esnaf kredilerine de Merkez Bankası sınırlama getirdi. Bunlar inanın ne yaptığını bilmiyor ya. Tam da çiftçimizin, esnafımızın en çok destek görmesi gereken dönemde, savaşın oluşturduğu iklimde, yaşam mücadelesi veren her bir işletmemizin devleti tam arkasında hissetmesi gerektiği dönemde siz tutuyorsunuz bankalara diyorsunuz ki, ‘Esnafın boğazına sarılın’. Zaten siz vergi diye, sigorta diye her hafta tebligat yolluyorsunuz. Zaten esnafın boğazına sarılmış durumdasınız. Şimdi de cuma günü Merkez Bankası'nın yayınladığı tebliğle bankalara da diyorlar ki, ‘sSz de esnafın boğazına sarılın’. Ekonomi yönetimi bu mu ya? Halden anlamak bu mu? İktidardakiler, memleketten haberiniz sizin yok ya.” “Türkiye bu büyük krizin ortasında sadece izleyen değil, barışın ve istikrarın inşacısı bir aktör olmak zorunda” Babacan konuşmasında, dış politikada Türkiye’nin bir izleyici değil, barışın kurucu aktörlerinden biri olması gerektiğini vurguladı: “İran'ın içindeki gelişmeleri de tabii çok dikkatli takip etmek zorundayız. Savaşın ilk günü dini lider Ali Hamaney'in hayatını kaybetmesiyle beraber şu anda İran içindeki yönetim ağırlıklı olarak güvenlik bürokrasisinden oluşuyor. Yani güvenlik bürokrasisinin oluşturduğu bir çekirdekle şu anda İran dış güvenlik ve dış politikası yönetiliyor. Bu kadronun da diplomasiyle, siyasi diyalogla çözüm konusunda doğal zorluklar yaşayacağını da görmek lazım. Yani gerçekten şu anda İran'da iç yönetim mekanizması nasıl çalışıyor, karar mekanizması nasıl? Bunu çok iyi analiz edip diplomasi ve siyasi diyalogla eğer bu iş çözülecekse önce İran'ın kendi iç karar mekanizmalarının adını koymak, iyi bir analizini yapmak da kesinlikle gerekiyor. Ve Türkiye bu büyük krizin ortasında sadece izleyen değil, barışın ve istikrarın inşacısı bir aktör olmak zorunda arkadaşlar. Hep söylüyoruz: Dış politika böyle şahsi dostluklarla, anlık iç siyaset münazaralarıyla yapılmaz. Dış politika kurumsal hafızaya, uluslararası hukuka ve ülkemizin çıkarlarına uygun yapılır. Bölgenin tamamını kapsayan bu kriz hattında da Türkiye'nin dengeleyici rolü her zamankinden daha kritiktir şu anda. Bölgemizde daha fazla kan ve istikrarsızlığa değil, aklıselimle inşa edilecek bir barış düzenine de şiddetle ihtiyacımız var.” “Türkiye ekonomisi otopilotla yönetilmez” “Eşel mobil ne demek? Otomatiğe bağlamak demek. Şu anda hiçbir şeyi otomatiğe bağlama dönemi değildir. Şu anda Türkiye ekonomisi otopilotla falan yönetilmez. Kumandayı elinize alacaksınız. Tek tek, sektör sektör inceleyeceksiniz. Hangi sektörde hangi sıkıntılar var masaya yatıracaksınız. Sektör temsilcilerini çağıracaksınız. ‘Arkadaşlar biz devlet olarak sizin için ne yapabiliriz?’ diye soracaksınız.” “Sayın Erdoğan, Trump size ne dedi? Onun dediğini gerçekten şu anda yapıyor musunuz?” “Trump'ın açıklamalarını herkes sürekli takip ediyor sanırım. Bir yandan ‘Ne açıklarsa açıklasın boş, gerçeği çoğu zaman söylemiyor’ diyorsunuz. Ama bir yandan da acaba dediklerinin arkasında doğru bilgi kırıntıları varsa buna da dikkat etmek zorundayız diyorsunuz. Rejimi değiştireceğiz dedi, olmadı. Bazı grupları rejime karşı kışkırtacağız, ayaklandıracağız dedi. O da olmadı. Bir gün vurulacak hedef kalmadı diyor. Ertesi gün hedef sayısını artırarak açıklıyor. Savaş öncesi açık olan Hürmüz Boğazı'nı yeniden açabilmek için destek vermedikleri için pek çok ülkeyi tehdit ediyor. Fakat bizim açımızdan da en tehlikelisi şu: Orta Doğu'nun köklü bir değişim içinde olduğunu, olacağını söylüyor. Ve bütün bu mesajlar içerisinde Avrupa'dan ve bizim coğrafyamızdan yalnızca bir lidere teşekkür ediyor. O da Sayın Erdoğan. ‘Ne dediysek onu yaptı’ diyor. Biz de buradan soruyoruz: Sayın Erdoğan, Trump size ne dedi? Onun dediğini gerçekten şu anda yapıyor musunuz? Bunu açıklamak durumundasınız. Türkiye'nin dış politikasını acaba başka ülkeler mi yönlendiriyor diye halkımızın aklında büyük bir soru işareti oluşuyor haklı olarak.”

YORUMLAR

Maksimum karakter sayısına ulaştınız.

Kalan karakter: