DEVA Partili İdris Şahin, Ordu ve Giresun’daki üretim alanlarının madenciliğe açılmasına tepki gösterdi: “Fındığın köküne, köylünün ekmeğine göz diktiler”

DEVA Partisi Ankara Milletvekili Av. İdris Şahin, Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğü tarafından yürütülen 317. grup ihale süreciyle Karadeniz bölgesindeki tarım ve orman arazilerinin madenciliğe açılmasına sert tepki gösterdi. Fındık bahçelerinin ve su kaynaklarının rant uğruna feda edildiğini belirten Şahin, süreci açık bir yönetim garabeti ve doğa katliamı olarak nitelendirdi.

28 Nis 2026 - 12:05 YAYINLANMA
DEVA Partili İdris Şahin, Ordu ve Giresun’daki üretim alanlarının madenciliğe açılmasına tepki gösterdi: “Fındığın köküne, köylünün ekmeğine göz diktiler”

“370 bin dönüme yaklaşan üretim alanı ranta kurban edilmek isteniyor” İktidarın rant hırsını belgeleyen vahim bir tabloyla karşı karşıya kalındığını ifade eden Şahin, “Karadeniz’in can damarı olan fındık bahçelerini, yaylalarını, köylerini ve su kaynaklarını maden ihale dosyalarının birer satır başı hâline getiren bu anlayış; yalnızca doğamıza değil, üretimimize, ihracatımıza ve en önemlisi kamu yararına karşı telafisi imkânsız bir risk oluşturmaktadır. Ortada soyut bir endişe veya varsayım değil, maalesef iktidarın rant hırsını belgeleyen açık ve vahim bir tablo durmaktadır. Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğünün 317. grup ihale süreciyle Türkiye genelinde 67 ilde 485 maden sahasını ihaleye açtığı ve bu sahaların toplam büyüklüğünün 548 bin 696 hektara ulaştığı kamuoyuna yansımıştır. Ormanlarımızı, tarım arazilerimizi, meralarımızı ve su havzalarımızı doğrudan hedef alan bu devasa tablonun Karadeniz’e yansıması ise akılla ve vicdanla izah edilemez boyuttadır. Ordu’da Ünye, Fatsa, Ulubey, Çamaş ve Gölköy ilçelerimizi ilgilendiren yaklaşık 24 bin 311 hektarlık alanın; Giresun’da ise yaylaları, köyleri ve fındık üretim havzalarını tehdit eden 12 bin 511 hektarlık alanın madencilik sürecine dâhil edilmesi kabul edilemez. Yalnızca bu iki güzide ilimizde 370 bin dönüme yaklaşan bir üretim alanı ranta kurban edilmek istenmektedir. Açıkça fındığın köküne, köylünün ekmeğine göz diktiler” dedi. “Fındık ihracatımız kan kaybederken bu kararlar açık bir yönetim iflasıdır” İktidarın yanlış politikalarının ülkeye her alanda döviz ve üretim kaybettirdiğini hatırlatan Şahin, “Biz fındıkta dünya çapında tekel ve stratejik bir güce sahipken, bu üretim havzalarını tarumar etmenin neresinde bir kamu yararı bulunmaktadır? 2025 yılında Türkiye, fındık ve mamulleri ihracatından ülkeye 2 milyar 255 milyon dolar döviz kazandırmıştır. Üstelik uygulanan yanlış politikalar yüzünden fındık ihracatımız 2024’e kıyasla miktar bazında 84 bin 540 ton, değer bazında ise 380,5 milyon dolar kan kaybetmişken, üreticinin suyunu ve toprağını böyle bir belirsizliğe sürüklemek hiçbir ekonomik akılla bağdaşmamaktadır” uyarısında bulundu. “Birkaç şirketin ticari beklentisi binlerce ailenin geleceğinden kıymetli değildir” Meseleye sığ bir maden karşıtlığı üzerinden bakmadıklarını ve asıl sorunun plansızlık ve ortak akıl yoksunluğu olduğunu belirten Şahin, açıklamasını şu sözlerle noktaladı: “Elbette Türkiye’nin yer altı zenginlikleri ülkemizin menfaatleri doğrultusunda ekonomiye kazandırılmalıdır. Ancak mesele, tarım havzalarını, su kaynaklarını ve yerleşim yerlerini aynı anda riske atan, ölçüsüz, plansız ve ortak akıldan yoksun bu ruhsatlandırma garabetidir. Fındık bahçesi sadece bir toprak parçası değil; üreticinin geçimi, bölgenin sosyoekonomik direği ve ülkemizin ihracat gücüdür. Birkaç şirketin kısa vadeli ticari beklentisi, binlerce ailenin geleceğinden, tarımın devamlılığından ve köylerin içme suyundan daha kıymetli değildir. İktidarın yapması gereken son derece açıktır; bu ihale ve ruhsat süreçleri derhal durdurulmalı, bağımsız bilimsel kurullar marifetiyle incelemeler yapılmadan tek bir adım dahi atılmamalıdır. Bölge halkının, ziraat odalarının, sivil toplumun, belediyelerin ve bilim insanlarının yok sayıldığı, 'ben yaptım oldu' denilerek yürütülen hiçbir idari işlem kamu yararı iddiası taşıyamaz. Biz bugün sadece bir ağacı, yaylayı veya dereyi değil; hukukun üstünlüğünü, çiftçimizin alın terini, kırsal ekonomiyi ve gelecek nesillerin hakkını savunuyoruz. Karadeniz’in toprağı, suyu ve emeği şirketlerin kazanç hanesine peşkeş çekilemez; fındık bahçeleri maden sahası değildir.”

YORUMLAR

Maksimum karakter sayısına ulaştınız.

Kalan karakter: