CHP DENİZLİ MİLLETVEKİLİ GÜLİZAR BİÇER KARACA'NIN 5 ŞUBAT AÇIKLAMASI

AKP’NİN TERSİNE MÜHENDİSLİĞİ: LAİKLİĞİ AŞINDIRMAK 5 Şubat 1937’de laiklik, 1924 Anayasası’nın 2. maddesine “devletin nitelikleri” olarak girdi. O günün anlamı, devletin hukukla çalışacağına dair bir kamusal sözleşmedir. Laiklik, çatıyı taşıyan kiriş ve bir hayat hattı oldu o gün itibariyle… Bugün gelinen yerde AKP’nin yaptığı şey tam da bu kirişi sökmek... Laikliği düşman ilan etmeye gerek duymadan, onu aşındırmak… Bu aşındırma, tek bir hamleyle yürümedi. Tarikat–cemaat ağlarıyla, sermayeyle kurulan konjonktürel ittifaklarla, kadrolaşma pratikleriyle; müfredattan yurtlara, sosyal hizmetten yerel protokollere uzanan bin kanaldan yürüdü. Bir tür tersine mühendislik işletildi. AKP, önce kavramı itibarsızlaştırdı, sonra kurumları doldurdu, sonra alışkanlıkları değiştirdi... Bir hegemonya meselesiydi karşımızdaki.

05 Şub 2026 - 10:37 YAYINLANMA
CHP DENİZLİ MİLLETVEKİLİ GÜLİZAR BİÇER KARACA'NIN 5 ŞUBAT AÇIKLAMASI

DÖNÜŞÜMÜN DİLİ: YOKSULLUĞA İMTİHAN, SÖMÜRÜYE ŞÜKÜR, EŞİTSİZLİĞE KADER 2012’deki 4+4+4 düzeniyle erken yaşlardan itibaren eğitimin ideolojik kurgusu yeniden şekillendirildi. Milli Eğitim Bakanlığı, Diyanet İşleri Başkanlığı ve Gençlik ve Spor Bakanlığı arasında yürütülen ÇEDES benzeri protokollerle kamusal eğitim alanı dini aktörlerle iç içe geçirildi. Dini alanın bütçe ve ölçek olarak büyütülmesi de bu yönelimin kurumsal ağırlığını gösteren bir işarete dönüştü. Bu dönüşümün dili de tanıdıktı. Yoksulluğa “imtihan”, sömürüye “şükür”, eşitsizliğe “kader”, itiraza “fitne” denmeye başlandı. LAİKLİK; EN ÇOK KADINA LAZIMDIR: BİREY YAPAN HAK SAHİPLİĞİ ZEMİNİDİR Bugün gelinen nokta gösterdi ki laiklik en çok kadına lazımdır; çünkü laiklik, kadını ailenin eklentisi olmaktan çıkaran, hak sahibi birey yapan zemindir. Şiddete karşı korumayı, boşanma hakkını, beden ve yaşam üzerinde karar yetkisini örf–fetva–mahallenin baskısı üçgeninden çekip hukukun alanına taşır laiklik. Bu yüzden, kadına yönelik şiddetle mücadelede uluslararası güvenceyi simgeleyen İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme kararı, bir politika hamlesi olarak okunmamalı, laik hukuk ufkunun daraltılması olarak işaretlenmelidir. LAİKLİK; EN ÇOK ÇOCUĞA LAZIMDIR: ÇOCUK CEMAATİN EMANETİ OLARAK KODLANAMAZ Yine yaşadıklarımız gösterdi ki laiklik en çok çocuğa lazımdır; çünkü laiklik çocuğu, bir cemaatin emaneti olarak kodlamaz. Çocuk da toplumun özerk bir hak öznesidir. Akla, bilime, pedagojik güvenliğe muhtaçtır. LAİKLİK; EN ÇOK İŞÇİYE LAZIMDIR: EMEĞİN HAKKINI GÜNAH SEVAP TERAZİSİNDE TARTMAZ Ve laiklik en çok, şükret denilerek kaderciliğe mahkum edilen işçiye lazımdır; çünkü laiklik, yoksulluğu imtihan diye kutsayan dili yerinden söker. Emeğin hakkını, grevin meşruiyetini günah–sevap terazisinde tartmaz. Bu yüzden laiklik, öyle beylik laflara indirgenen “dinsizleşme” değil; inanç özgürlüğüdür. Bu yüzden laiklik, “elitlerin tercihi” değil; yoksulun ekmeği, kadının canı, çocuğun uykusu, insanların vicdanıdır. LAİKLİK; DEVLET KARAKTERİ, ORTAK YAŞAM OKSİJENİDİR 10 Nisan 1928’de “Devletin dini İslam’dır” ifadesinin Anayasa’dan çıkarılmasıyla başlayan çizgi, 5 Şubat 1937’de laikliğin açıkça Anayasa’ya girişiyle bir devlet karakterine dönüşmüştür. Bugün tartıştığımız şey, o karakterin kağıtta kalıp kalmayacağıdır. O yüzden 5 Şubat; bizler bir hatırlama, bir uyarı günüdür. Unutulmasın laiklik, en baştan beri hayatiydi. Bugün daha da hayatidir. Çünkü nefes aldığımız havaya bile etiket yapıştırmak isteyenlere karşı, laiklik ortak yaşamın oksijenidir.

YORUMLAR

Maksimum karakter sayısına ulaştınız.

Kalan karakter: